Umutsuzluğun iletişimi: Verilecek umut kalmadığında siyasi iletişim neye dönüşür?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Her şey, “Her şey çok güzel olacak” sloganıyla başlamıştı. Katıksız bir iyimserlik. 2019 yerel seçimlerinde, İstanbul seçiminin tekrarlanmasına karar verildiğinde, otobüsün yanında koşan bir çocuğun ağzından çıkmıştı. Hem o dönem bir kez kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için yeniden yarışan Ekrem İmamoğlu hem de kitleler, bu sloganı ve ardındaki iyimserliği hemen sahiplenmişti. Nitekim liderlik en çok kitlelere umut vermek ve buna inandırmak demekti.
- Yedi yıl içinde olanları da şimdi içinde bulunulan açmazı da uzun uzun anlatmaya gerek yok. Şimdi elde var umutsuzluk ve umutsuzluk zamanlarında umudun iletişimini yapmak kadar zor ve belki de yanlış bir şey yok.
Bu konuyu aslında iki taraflı düşünmek gerek. Hem mevcut iktidar için hem de muhalefet bileşenleri için bugünlerde umudun iletişimini yapmak imkansıza yakın. O yüzden soruyu belki siyasi iletişimden yalıtarak yeniden sormak gerek: Verilecek bir umut kalmadığında insan aslında neye dönüşür?
İyimserlikle umudu ayırmak
Her şeyden önce iyimserlikle umudu birbirinden ayırmak gerek. Bu ayrımdan söz edildiğinde elbette akla gelen ilk isim Marksist edebiyat eleştirmeni Terry Eagleton. Eagleton, İyimser Olmayan Umut (Türkçede: Ayrıntı Yayınları, 2020, Çev: Emine Ayhan) kitabında bu ayrımı işlemişti.
- Eagleton’a göre iyimserlik, rasyonel temeli olmayan bir dogmatik inanç. Dahası egemen sınıfların statükoyu sürdürmek için kullandığı muhafazakar bir kitle ideolojisi. Gerçek umudu iyimserlikten ayırmayı önerir bu yüzden Eagleton.
Çünkü gerçek umut, başarısızlığı ve yenilgiyi inkar etmeyen, onları tanıyıp yine de teslim olmayan bir tutumdur. Bu yönüyle sabır, cesaret, dayanıklılık gibi erdemlerle akrabadır ve ilerleme ideolojisinin kör iyimserliğinden kesin olarak ayrılır.
Bu açıdan bakıldığında aslında “umut” kavramını o kadar kolay da harcayamayız. İyimserlikle karıştırılmamasını tekrarlayarak arındırabiliriz belki ama nafile. Çünkü bazen kelimeler eskiyor. Umut da artık eskimiş bir kelime. Onu tek başına kullanmak için bile uzun uzun açıklamak gerekiyor.
Obama’nın 'umut' kavramına ettiği
Aslında “umut” kelimesinin küresel olarak bu denli yıpranmasının ardında yine bir siyasi iletişim kampanyası var. ABD eski başkanlarından Barack Obama’nın 2008’deki meşhur kırmızı-mavi HOPE yani UMUT posterlerini hatırlayalım. Bana kalırsa, ilk çeyreğini geride bıraktığımız 21. yüzyılın en etkileyici siyasi görsellerinden biriydi.

Peki ardından ne geldi? Sistemsel hiçbir şey değişmedi. Tam tersine Obama dönemi, sistemin yeniden üretildiği, Wall Street kurtarmalarının yaşandığı bir geçiş dönemi oldu. Sistem, kitlelere umut verdi; karşılığında da öfkelerini ve radikal itirazlarını satın aldı. O öfke ve itiraz sonra başka bir yerden patlak verdi.
Başka bir yazının ve alanın konusu olduğu için uzatmayacağım ama ilk ve ikinci Trump dönemine yol açan da umudun ardından kalan bu hayal kırıklığı oldu.
Zalim iyimserlik
ABD’deki Obama dönemiyle birlikte “umut” kavramında yaşanan aşınma, biraz "zalim iyimserlik" kavramını akla getiriyor. Lauren Berlant’ın aynı adlı kitabıyla (Zalim İyimserlik, Ayrıntı Yayınları, 2024, Çev: M. Çağlar Atmaca) literatüre giren bir kavram bu. Berlant o kitapta diyor ki, arzuladığın şeyin ta kendisi, senin serpilmenin hayatta kalmanın veya gelişmenin önündeki en büyük engele dönüşmüşse işte orada bir “zalim iyimserlik” vardır.
Türkiye’de 2019 yerel seçimleriyle başlayan “her şey çok güzel olacak” dönemi de biraz buna benziyor bana kalırsa. Belki o yerel seçimi kazanmak için doğru bir motivasyondu ama muhalif kesimde her şeyin mücadeleden azade biçimde, kendi doğal seyriyle gerçekleşeceği gibi bir algı yaratmış olabilir. Tam da bu algı şu anki hayal kırıklığı ve umutsuzluğun büyümesinin de bir nedeni aslında.
- Oysa kazanılan sadece bir yerel seçimdi. Tıpkı geçmişte olduğu gibi, bunun doğal olarak ve kolay yoldan yeni bir cumhurbaşkanı yaratacağı algısı ise bugün anlıyoruz ki zalim bir iyimserlikmiş.
Uzun vadede yine her şey değişebilir ama acelecilik ve onun bıraktığı hasar bunu zalim iyimserlik olarak tanımlama pratiğimizi değiştirmiyor. Belki bu zalim iyimserlik olmasaydı adımlar biraz daha temkinli atılırdı, kim bilir?
Varoluşçu filozofumuz Soren Kierkegaard’ın da dediği gibi hayat ileriye doğru yaşanıyor ama geriye doğru anlaşılıyor nihayetinde.
‘Manifestlemek’ten deneysel bulgulara
Sosyal medyayla birlikte yayılan “manifest”leme akımında, yani bir şeyin olmasını güçlü bir şekilde dileme kültüründe “her şey çok güzel olacak” gibi sloganlar çalışıyor hâliyle. Ancak bunlar, karşısına güçlü engeller çıktığında, mücadele etmek yerine her şeyden vazgeçme yılgınlığı yaratıyor mu, üzerine bir düşünmek gerek.
New York Üniversitesi’nden psikolog Gabriele Oettingen’in 20 yıllık araştırma programı (Rethinking Positive Thinking adıyla kitaplaştı) bu konuda deneysel bulgular da vermiş. Buna göre arzulanan geleceği zihinde yaşamak onu sanal olarak elde etmiş hissi yaratarak gerçek çabayı azaltıyor. Örneğin kilo vermeyi en olumlu hayal edenler, en az kilo verenler çıkmış o çalışmalarda. Pozitif fanteziler sistolik kan basıncını düşürüyormuş çünkü.
Oettingen’in buna karşı önerisi umudu tamamen yok etmek değil ama onu engellerle yüzleştirerek gerçekçi hâle getirmek. Yani kısacası salt umut eylemi beslemiyor aksine engelliyor.
Umutsuzluğun riski
"Felsefi ve bilimsel literatüre yaslanıp umuttan hepten vazgeçmeli miyiz?" diye sorduğumuzda da karşımıza önemli riskler çıkıyor. İnternet jargonunda “black pill” diye bilinen ve incel alt kültürünü de kapsayan akım, daha doğrusu dipsiz nihilizm çukuru belki de bu risklerin en somut ve görünür olanı.
- Çöküş odaklı bu kültür, umutsuzluğu dönüştürücü bir farkındalık olarak ele almıyor. O artık bir kimlik katmanı ve iletişimsel bir gösteri.
Yani umut kavramını harcarken “Zaten yapacak bir şey yok, dalgamıza bakalım” diye meme üreten alt kültürlere ve hepten çöküşe yazılmak da olası. Biliyor ve görüyoruz ki, aşırı sağcılık ve reaksiyoner radikalleşme süreçlerinin kapısı da bu alt kültürler aracılığıyla aralanıyor.
Bu nedenle cümleleri dikkatli kurmak lazım. Evet, boşa umutlanmak ya da umut vermek bir işe yaramıyor ama bu arada umutsuzluğu yüceltmenin sonu da iyi değil. Öyleyse bu umutsuzlukla ne yapacağız?
Dönüştürücü umutsuzluk ve radikal kabul
Burada kilit mesele, umutsuzluğu dönüştürücü bir farkındalık olarak ele almakta. Albert Camus felsefesindeki "absürt" kavramından Emil Cioran’ın umutsuzluğu bambaşka bir seviyeye, handiyse verimliliğe taşıyan anlayışına kadar bu alandaki felsefi birikim hayli zengin.
Biraz daha derinine girersek yazı bitmez. Ancak bu noktada “radikal kabul” kavramını bilmeden de yeni bir iletişim stratejisi geliştirmek zor. Marsha Linehan tarafından geliştirilen Diyalektik Davranış Terapisi kapsamında yer alan radikal kabul (radical acceptance) becerisi, acı veren gerçekliğin zihinsel, bedensel ve ruhsal olarak bütünüyle onaylamasını içeriyor.
- Burada radikal kabulü, yaşanan travmatik ve sancılı durumu onaylamak ve ona boyun eğmek anlamında düşünmeyelim. Daha ziyade değiştirilmesi imkansız olan gerçeklerle savaşmayı bırakarak zihinsel enerjiyi serbest bırakma eylemine deniyor.
Radikal kabulde birey, “Bu neden benim başıma geldi” ya da “Böyle olmamalıydı” gibi direnç düşüncelerini bir kenara bırakıyor. Böylece ıstıraba dönüşen psikolojik enerji, gerçekçi çözümler üretmek için de kullanılabilir hâle geliyor. Bunun tam tersine umut, doğası gereği yüksek beklenti barındırdığı için sürekli bir hayal kırıklığına sürüklüyor ve zihni bitmek bilmeyen bir mücadeleye hapsediyor.
Umutsuzluk pes etmek değildir
Bugün içinde bulunduğumuz durum bence tam olarak “radikal kabul” kavramına denk düşüyor. Hâliyle siyasi iletişim de bu durumun içinde o eski ezberini yani “Kitlelere umut veren lider gerek” yaklaşımını gözden geçirmeli.
Evet, kitlelere umutsuzluk vermek de iş değil ama her şeyin öyle kendiliğinden çok güzel olmayacağını da hissettirmek şart. ABD’li insan hakları aktivisti Mariame Kaba’nın o meşhur “Umut bir duygu değildir, umut bir disiplindir” yaklaşımını tam burada hatırlamak gerekiyor belki de.
- Çünkü sırf doğru olanı yapmak için önce umutlu hissetmeyi, içimizin kıpır kıpır olmasını, geleceğin toz pembe görünmesini bekleyemeyiz.Sonucun bir garantisi olmasa bile, hatta başarısızlık kesin bile olsa o ayağı diğerinin önüne koyma iradesidir asıl olan.
Umutsuzluk dediğimiz şeyse bir köşeye kıvrılıp ağlamak, pes etmek ya da kaderciliğe teslim olmak değil kesinlikle. Tam aksine, gerçeği tüm o rahatsız edici çıplaklığıyla, makyajsız bir şekilde görmemizi sağlayan varoluşsal bir uyanış hâli umutsuzluk. Sonrasını tarih defalarca göstermiş.
Belki biraz paradoksal olacak ama Walter Benjamin’in o meşhur sözüyle bitirmek isterim: Yalnızca umutsuzların hatırı için bize umut verilmiştir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ümit Alan
Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


