
42. sayımızda Tuzla’daki İçmeler’den bahsetmiştik. Anadolu Yakası’ndaki bir diğer meşhur su ise Beykoz’daki Karakulak Suyu. “Suyu’ydu” demiyorum çünkü Karakulak Suyu bugün hâlâ var!
Karakulak Suyu, 1700’lere kadar adı bilinmeyen/olmayan Dereseki’deki bir suydu. Tokat Köşkü’nün günümüzde Çifteçınarlar olarak bilinen mevkisinde o zamanlar has ahırlar vardı. Bu ahırlarda postacılık ve muhaberecilik (haberleşme) yapan Karakulak Ahmet Ağa bu suyu keşfeden kişiydi. Suyun doğduğu ve döküldüğü yerler Cennet isimli bir kadının mülküyken Ahmet Ağa bu mülkten 3 dönümü satın aldı ve söz konusu suyu bir çeşmede topladı. Ardından Osmanlı’da şehrin güvenliğinden sorumlu olan Bostancıbaşı’na bağlı bir oluşumun özelliği olan “Karakulak” ismi, bu suyun ve semtin de adı oldu.
Gümüş güğümlerde ağzı mühürlü şekilde saraya giden suyu I. Murat’tan son halife Abdülmecid’e kadar bütün padişahlar içerdi. II. Abdülhamid 1890’larda Çamlıca Suyu ile beraber bu suyu Yıldız Sarayı’na getirtmek için buharla çalışan bir nevi küçük vapur olan özel bir istimbot dahi tahsis ettirmişti.

Bugün İstanbul’un bir zamanlar sularıyla meşhur olduğunu hayal etmek belki zor olabilir. Ama çok da uzak olmayan bir geçmişte kimileri içtiği suyun Taşdelen mi Sırmakeş mi yoksa başka bir su mu olduğunu şıp diye anlardı. Karakulak Suyu ise bu sular arasında hayli revaçtaydı. O kadar ki Sermet Muhtar Alus’a göre bu su İstanbul’un en meşhur suyuydu ve hafifliği nedeniyle halk arasında “Karakulak suyu gibi hafif” deyimi kullanılırdı. İşin tuhafı bu kadar meşhur olmasına rağmen sadece Yeni Cami çevresinde, Divanyolu’nda ve Beyazıt’ta Rum, Habeşli ve Kürt esnafın dükkânlarında bulunabilmesiydi.

Karakulak Suyu çeşmesi başında dua edenler
Suyun namı yalnızca İstanbul ile sınırlı değildi. Namık Kemal ve arkadaşlarının Londra’ya giderken bu suyu yanlarında götürdükleri söyleniyordu. Sadece Londra mı? Bu suyu Mekke’den Midilli’ye kadar götüren müptelaları vardı. Paris’e ve Viyana’ya yollanan suyun zengin baron ve kontlar tarafından pahalı şampanyaların yerine içildiği rivayet ediliyordu. 1892-1895 yılları arasındaki meşhur kolera salgınında şehrin diğer suları içilemez hâle gelince öğrencilere ve bazı askerlere Karakulak ve Göztepe Suyu içirilmişti.

Karakulak Suyu’nun kaynağındaki çeşmeden su dolduran sucular
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Karakulak Suyu önemini kaybetti. Oysaki 1940’lardaki bir incelemeye göre bu su İstanbul’un en temiz, en lezzetli ve kaliteli suyuydu. 1950’li yıllara gelindiğinde ise tekrar popüler oldu, gerekli bakım ve onarım yapılarak hizmete açıldı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Göktuğ İpek
https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR




