
- Biz kaydı alırken film seyircisiyle buluşalı henüz iki hafta olmuştu, bu yüzden Tunç’a ilk sorum, “Nasılsın ve nasıl hissediyorsun?” oluyor.
“Çok iyi hissediyorum. Film, hayal ettiğim gibi bir iletişim kuruyor insanlarla gelen yorumlardan bunu görebiliyorum bu yüzden mutluyum. Tabii bir tık burukluk var. Film, seyircinin sinema salonlarına dönmekle ilgili henüz kendisini çok da rahat hissetmediği bir döneme denk geldi. Kapalı salonda film izleme alışkanlığımız eski rakamlarda değil bunun burukluğu var ama genel olarak çok mutluyum.”
Film kendi evrenini kursa da ilk fikir aşaması aslında Blu TV’de yayınlanan
“7 Yüz” evrenindeki Refakatçiler bölümünde bize kendini gösteriyordu. Bu konuyu orada da ele aldığını söyleyen Tunç, o günden bu zamana, bu konunun çekmecede beklediğini söylüyor. 2016’da ailesiyle yaşadıkları bir olaydan sonra bu konu hakkında üretim yapma ateşi deyim yerindeyse içini kemiren sorularla kendini göstermiş.
“Bir insan nasıl olur da bu işi yapmak için her sabah kalkar işe gider?”
Fikrin çekmeceye kalkmasıyla ilgili ise şunları kayıtlara geçirdi.
“Çekmeceye kalkan fikirlere sunulan fikir aynı değil. İsimleri de aynı değil. Ben değiştim öncelikle, benim o mevzuya dair soğukkanlı bakış açım devreye girmeye başladı. Öfkem sistemi merak etmeye yöneldi.”

(Tunç Şahin - Fotoğraf: Betül Afacan)
- Filmi izlerken filme girdiğimizi dâhi anlayamamızdan başlayarak bu filmin türünü de sorgulamaya başladığımı, filmin türler arasında bir yerde olduğunu Tunç’a açık yüreklilikle dile getiriyorum. Evet! Belgesel değil, karakterler kurgu ancak borçluların ve tahsilatçıların “Evet! Bu tam da böyle” diyebileceği bir noktada film. Uzun bir hazırlık süreci olduğunu düşünmeden edemiyorum ve bunu Tunç’a soruyorum.
Tunç, filmin kara film izleğini izlemeye çalıştığını söylerken gerçeğe bağlı olmakla ilgili bir dertten ziyade, çalışan bir tür filmi yapma amacında olduğunu söylüyor. Sistemi eleştiren bir yerde durabilmek için de sistemin nasıl çalıştığını bilmesi gerektiğini, hazırlık sürecinin de aslında böyle başladığını söylüyor. Şikayet siteleri bu örnekleri en çok okuduğu yerlerden biriymiş.
“Bir mevzuyu kafaya taktığınız zaman evren sana o konuyla ilgili bir sürü şey göndermeye başlıyor. Belki evren değil de sen gözün normal duymadığı şeyleri tekrar duymaya başlıyorsunuz ya etrafında bir sürü kişinin bu tür kurumlarla karşı karşıya kaldığını öğreniyorsun bu sistemi nasıl çalıştığını iyi anlamaya başlıyorsun.”
- Giriş sahnesindeki reklam için ise “tam da hayal ettiğim buydu, filme nasıl girdiğini seyircinin fark edememesi ve reklamın gerçek reklamlar gibi olması” cümlesini kuruyor, Tunç. Burada ben araya girip Duygu’nun neden sade kuru kuru bir hap içmek yerine Alka-Seltzer erittiğini ve baş ağrısı için o ilacı tercih ettiğini soruyorum.
Tunç filmlerininin görsel dilinde bardağı ve baloncukları sevdiğini söylüyor. Hatta kısa filminde de rakı bardaklarıyla kurduğu dünyayı anlatıyor. Bunu kesinlikle podcast’te onun ağzından dinlemelisiniz. 
- Evrensellik ve yerellik: Konu tüm dünyadaki bir sistemi anlatıyor aslında. Filmin yurt dışı gösterimlerinde de ilgi görmesi bunu kanıtlar nitelikte. Biz kayıt yaparken Tunç, filmin Çin’deki gösterim hakları için görüşmelere devam ettiklerini dile getirdi. Filmde, beni en düşündüren unsurlardan biri de dille oynaması ve bedduaya olan bakış açısıydı.
Tunç bu noktaların aslında yerel unsurlar olduğunu söyledi.
Bireyselleşemememizde aile bağlarının korkutucu yanını parantez içinde bana hatırlattı. -Ya annem duyarsa?- - Set ortamı: Film pandemide sete çıkan ilk işlerden. Bunun için ekipçe bir rehber oluşturulmuş ve renklerle alanlar belirlenmiş. Tunç burada ekip konusunda ne kadar şanslı olduğunun altını çiziyor. Ben maskeyle çalışmanın zorluğundan bahsederken Tunç’ un şu cümlesi bana belli elbise kodlarıyla sektör içinde birilerin birilerine vurduğu etiketlerin ne kadar da boş olduğunu bir kez daha hatırlattı. Cümleyi bugünlerde üretenler için not düşüyorum.
“Değil maske, dalgıç kıyafetiyle çekmek zorunda dahi olsam ben bunu çekecektim.” - Tunç, pandemi koşullarından dolayı senaryoda değişen unsurları; kalabalık ve çok sayıda figüran içeren sahnelerinin azaltılması, iç mekân çekimlerinin pek çoğunun dış mekâna taşınması olarak kayıtlara geçiriyor.
- Film; bize birden fazla zamanı haliyle karakterlerin de farklı hallerini veriyor. Kurguda filmin baştan şekillendiği zamanlar olur, bu film özelinde izlerken fark ettim ki bu asla mümkün değil Tunç’a bu soru ile gittim. Okuma provalarında ve kurgu aşamasında neler yaşadığını, merak ettim.
“Sahnelerin, akışların, geriye dönük karakterlerin seyirciye söyledikleri hepsi planlı öyle ki diyaloglarda fazladan bir cümle bile eklemek seyirciye beklenmeyen bir ipucu verebilecek cinsten. Kurgu da arkadaşım Doruk Kaya ile beraber setten önce çalıştık. Bu laftan sonra hangi laf gelmeli, sahneleri resim resim konuştuk üzerinden geçtik. Masaya hikâye anlamında çok iş bırakmış bir film değil. Hikâye anlamında yine Doruk’un katkısıyla sete girmeden önce kurulmuştu film.”

- Müzikler: Filmin oyuncularından Burcu Biricik, Altyazı dergisine verdikleri bu röportajda sete gelirken Tunç’ un attığı bir playlist'ten bahsetti. Hemen peşine düştüm ve Tunç’a sordum. “O müzikler yazarken dinlediklerin miydi? “ Evet, cevabını aldım. Burada Tunç, filmin müziklerini yapan arkadaşlarını överek hak ettikleri bilinirlikte olmadıklarına dair serzenişte bulunuyor. Filmin özgün müziklerini Safa Hendem ve Mehmet Cem Ünal üstleniyor.
“Her oyuncunun farklı bir metodu var, kimi müzikleri dinlemek ister kimi istemez mesela. Ben son ana kadar Burcu’ya atmadım benim kendi listemdekilerden Burcu’ya bir referans liste çektim ve onu attım. O da sete gelirken dinledi.”
Bu listede neler vardı diye sorduğumda ise; Çernobil dizisinin müzikleri ve benim de soundtrack’ine hayran olduğum filmlerden biri I Lost My Body’in ismi geçince, bunu da hemen kayıtlara geçiriyorum.
Kayıt bitiyor, Tunç filmi üretim süreci üzerinden konuşmanın keyifli olduğunu dile getiriyor ve şu an masasında olan fikirler için de ileride üretim sürecine dair konuşabilmenin dileğini buraya bırakıyor.🌟🙏
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Podcastin 2.sezonunu yönetmen Tunç Şahin ile açıyorum, Kayıtta mıyız? Kanalında ise konuk exradyo.
19 Eki 2021

YAZARLAR

Esra Ece Kuleci
Üreten insanların, süreçlerini kayıt altına almaya merak sarmış biri 👀

Üretim Kaydı
Kültür ve sanat alanında üreten insanlarla buluşarak “üretim süreçlerini” kayıt altına alan ve bu buluşmalardan kendine kalanların da kaydını tutmayı dileyen yayın.
İLGİLİ OKUMALAR



