Yasaklananlar: Alkol

Türkiye'deki çeşitli yasakları ve bu yasakların nasıl ortaya çıktığını inceliyoruz.
Yasaklananlar: Alkol



Alkole Mesafeli Bir Ülke: Türkiye

Türkiye İstatistik Kurumunun “Bireylerin alkol kullanma durumunun cinsiyet ve yaş grubuna göre dağılımı,2010-2019” adlı istatistiksel tablosuna göre Türkiye’de 2019 yılı itibariyle hiç alkol kullanmamış 15 yaş ve üzeri kişilerin oranı %74.4 olarak gözükmektedir. 

Dünya Sağlık Örgütünün 2019 yılı kişi başı saf alkol tüketim verilerine göre ise Türkiye’de  bu miktar 1.2 litre olarak belirlenmiştir. AB üyesi ülkelerin ortalama tüketimi ise 10.1 litre, komşu ülkelerimizden Bulgaristan’da ise 11.2 litre olarak tespit edilmiştir. 

Bu istatistiklerden yola çıkarak Türk toplumunun büyük bir kısmının alkol ile arasına ciddi mesafe koyduğunu söylemek yanlış olmaz. Buna en büyük sebep olarak yüzyıllar önce toplumda yaygınlaşmış İslamiyet inancına göre alkol tüketiminin yasak olması gösterilebilir. Bu inanış doğrultusunda bulunduğumuz coğrafyada 600 yıldan fazla hüküm süren Osmanlı Devletinin alkol kullananlara yönelik uyguladığı yaptırımlar dolayısıyla toplumun bu süre zarfında alkolden uzaklaşmış olduğunu da söylemeden geçmek olmaz. 

Alkol satışı Türkiye topraklarında hiçbir zaman topyekün yasaklanmamıştır. Bir dönem kağıt üzerinde böyle bir yasak yürürlükte bulunmasına karşın o dönemde dahi bu yasak uygulanamamıştır. 

Alkol satışının bu kesintisizliğine karşın özellikle Osmanlı döneminde alkol tüketen müslümanlara karşı had cezası (sopa ile vurma) para cezası gibi cezalar uygulanmıştır. Osmanlı’da cezalar genel olarak bu seviyelerde seyretse de 4. Murat döneminde alkol kullanan kişilerin idam cezasına da çarptırıldıkları bilinmektedir. 

Tüm yasaklamalara karşın Halil İnalcık, İlber Ortaylı ve başka tarihçiler Osmanlı padişahlarının bir kısmının alkol tükettiğini ifade etmiştir. 

Günümüzdeki alkol kullanım oranlarının düşüklüğü bu olayların doğal bir sonucu olarak görülebilir. Bununla birlikte toplumun ne olursa olsun muhafazakar düşünce yapısını koruması ve bazı dini emir ve yasakları kesinlikle delmemesi de bu oranların düşüklüğünde etkilidir. Ayrıca yazının ilerleyen kısımlarında bahsi geçecek alkollü içkilerden alınan vergilerin de tüketimi esaslı bir şekilde ilgilendirdiğini söylemek yanlış olmaz. 

Türkiye’de alkol tüketiminin seyrekliğinden hızlıca bahsettikten sonra alkole Cumhuriyet Dönemi’nden itibaren uygulanan yasaklardan bahsetmeye başlayabiliriz.

TBMM’ye Sunulan Dördüncü Kanun Teklifi: Müskiratın Men’i Hakkındaki Teklifi Kanunisi (Alkollü İçkilerin Yasaklanmasına Dair Kanun Teklifi)

23 Nisan 1920’de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisine henüz beşinci gününde alkollü içkileri yasaklamaya yönelik bir teklif sunuldu. Bu teklif, Mustafa Kemal Paşa’ya muhalif vekillerce oluşturulan İkinci Grup’a dahil ve hatta liderlerinden birisi olan Trabzon vekili Ali Şükrü Bey tarafından sunulmuştu. 

Teklif  28 Nisan 1920’de sunulmasına rağmen muhalif grubun tekliflerine yönelik bir yavaşlatmanın var olmasından dolayı teklif ancak 13 Eylül 1920 tarihinde kabul edilebildi. Oylamalar sonucunda ender rastlanacak bir şekilde kabul oyları da ret oyları da 71’er tane sayıldı. Kanunun kabul edilmesinde oturumun başkanı Reisi Sani Vekili Vehbi Efendi’nin oyu etkili olmuştur. 

Teklifin içeriğine geçmeden önce gerekçesini incelememiz gerekir. 

Ali Şükrü Bey teklifi, dinen haram kılınan içki içmenin halk arasında doğuracağı kötülüklerden ve yıkımdan korunma ve içki konusunda cehaletlerinden dolayı sınır bilmeyen kişilerin oluşturacağı tehditlerden korunma amaçlarıyla hazırladığını belirtmiştir. Ayrıca aynı dönemlerde Amerika Birleşik Devletlerinde uygulanan alkollü içki yasağına atıfta bulunup ABD’de dinen bir sınırlama olmamasına rağmen alkollü içkilerin yasaklanmış olmasının takdire şayan olduğunu ve örnek alınması gerektiğini belirtmiştir. 

Teklifle birlikte, her türlü alkollü içkinin üretilmesi, satılması ve kullanılması yasaklanmıştır. Bahsedilen yasaklara uymamanın cezası ise para cezası veya hapis cezası veyahut şeri cezalar olarak belirlenmiştir. 

Görüşmeler sırasında teklife ret oyu veren vekiller tarafından şarap ve biranın bu yasaklamalara dahil olmaması, ekonomik olarak kaybı bir miktar da olsa azaltmak için gayrimüslimlerin yasaklamalara tabi olmaması, cezalara karşı kanun yollarının açılması gibi talepler görüşülmüş ancak bu talepler kabul edilmemiştir. 

Bu yasaklama 1924 yılına kadar yürürlükte kaldı. 1926’da ise Men’i Müskirat kanunu tamamen yürürlükten kaldırılıp içki üretimi ve ticareti devlet tekeline alındı. Yürürlükte bulunduğu zaman boyunca meyhanelerin kapatılması gibi sonuçlarının dışında alkol tüketmek isteyenlerin bunu yarı gizli bir şekilde yaptığı rivayet edilir. Bu kanun uyarınca kesilen cezaların da affa uğradığı bilinmektedir.

Yasak Olan Hangisi? Halka Açık Alanda İçmek Mi Sarhoş Olup Huzur Kaçırmak Mı?
“Polis gelip burada içemezsiniz der mi?” 

Bir parkta, sokakta, deniz kıyısında vb. yerlerde alkollü içki tüketmek isteyen herkesin aklına en az bir kere bu sorunun gelmesi yüksek bir ihtimaldir. Hatta bu yerlerde alkollü içki tüketenleri gören kolluk kuvvetlerinin de o kişileri uyarmak konusunda uygulamada birliğe varamamış olduğunu söyleyebiliriz. 

Bu sorunun cevabı şu an yürürlükte olmayan ceza kanunumuzdan itibaren çok net. Özellikle alkollü içki tüketiminin yasaklanmadığı halka açık alanlarda gönül rahatlığıyla alkollü içki tüketebilirsiniz. Çünkü hem eski ceza kanununda hem de şu an bu meseleyi içeren Kabahatler Kanunu’nda yasak olan eylem halka açık alanda içki içilmesi değildir. Halka açık alanda sarhoş olarak başkasının huzur ve sükununu bozacak şekilde davranışlarda bulunmak bir yaptırıma bağlanmıştır. 

13 Mart 1926 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 765 sayılı Türk Ceza Kanun’da bu mesele biraz daha farklı yer almasına rağmen alkollü içki tüketimini engelleyen bir madde yer almamıştır. Söz konusu kanunda kabahat sayılan eylem umumî veya umumun girebileceği yerlerde halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkartacak surette ve aşikâr bir halde sarhoş olarak yakalanmak olarak tanımlanmıştır. O dönemde kamuya açık alanda yalnızca sarhoş olarak yakalanmak bir kabahat olarak tanımlanmış ve bu suçu işleyenlere on beş güne kadar hafif hapis cezası veya on beş liraya kadar para cezası verileceği kaleme alınmıştır. 

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Kabahatler Kanunu’nda bu mesele “Sarhoş olarak başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde davranışlarda bulunan kişi” şeklinde tanımlanarak nihayete ermiştir. 

Sonuç olarak halka açık alanlarda alkollü içki tüketmek yasak değildir. Her nerede olursa olsun sarhoş olup başkalarının huzurunu kaçırmak ve sükununu bozmak ise kabahat sayılıp bu eylemi gerçekleştiren kişiye idari para cezası verileceği öngörülmüştür. 

1920’lerden günümüze yaptığımız bu sıçramanın ardından eski tarihli uygulamaları incelemeye devam edebiliriz.

Yüksek Promilli Gecelerden Dönüş Yollarının Güvenliği 

Kimi zaman kişisel konforumuzdan ödün vermemek için alkollü içki tüketilen akşamlarda araç kullanmaya kalkmak gibi büyük bir hata yapabiliyoruz. Bu şekilde araç kullanmak Türkiye’de 1953’ten beri yasaktır. 8 Mayıs 1953 tarihli TBMM Genel Kurulunda görüşülüp kabul edilen şu an yürürlükte olmayan eski Karayolları Trafik Kanunu uyarınca alkollü içki tüketmiş kişilerin araç kullanması yasaklanmıştır.

“Uyuşturucu ve keyif verici maddelerle alkollü içki kulanmış olanlar nakil vasıtası veya müteharrik makine kullanamaz. Bu gibiler zabıtaca nakil vasıtası kullanmaktan menolunurlar.” 

Yukarıdaki madde dolayısıyla haklarında işlem yapılan kişiler, İlk mahkûmiyetlerinden itibaren bir yıl zarfında aynı suçu tekrar işlerse bir ay, iki defa işlerse altı ay, üç defa işlerse ömür boyu ehliyetleri geri alınıyordu. 

1953’te yürürlüğe giren bu yasaklamada, kişinin alkol alımının hangi düzeyde olması gerektiği hakkında veya alkol tüketimine rağmen dışardan bakarak bunun anlaşılmayacağı kişiler hakkında nasıl bir yol izleneceği belirsizdi. Ayrıca maddenin ilk cümlesinde yer alan “ve” bağlacı kafa karışıklığına sebep olmuş, vekiller kullanılan maddenin hem uyuşturucu özelliğe hem de keyif verici özelliğe aynı anda sahip olması gerekliymiş gibi algılanabileceğinin altını çizmiştir.

13 Ekim 1983 tarihli TBMM Genel Kurulunda hala yürürlükte olan Karayolları Trafik Kanunu kabul edildi. Bu kanunda yer alan alkol etkisi altında araç sürme yasağı 1953’te yazılan yasak metnine göre daha detaylıydı. Kandaki alkol miktarının tespiti ve araç kullanmaya engel olacak miktarın belirlenmesi için Sağlık Bakanlığından görüş alınması gerektiği madde metninde yer almıştı. Ayrıca yukarıda bahsedilen “ve” bağlacı meselesi “veya”ya dönüşerek nihayete erdirilmiştir.

1983’te yürürlüğe giren yasakta alkollü araç kullanmanın cezası ile uyuşturucu veya keyif verici madde etkisi altında araç kullanmanın cezası birbirinden farklıydı. Alkol tesiri altında araç kullanma sonucunda sürücüden geri alınan ehliyet en fazla üç ay sonra geri verilirken uyuşturucu veya keyif verici maddeleri alarak araç kullananların sürücü belgelerinin süresiz olarak geri alınacağı hükme bağlanmıştır.

 2013 yılında söz konusu madde aşırı şekilde detaylandırıldı. Yaralanmalı, ölümlü veya kolluk tarafından olay anında görülen maddi hasarlı kazaların sonrasında alkol muayenesi zorunlu hale getirildi. Hususi araç sürücüleri için promil sınırı 0.50 hususi araç dışındaki araç sürücüleri için promil sınırı 0.21 olarak belirlendi. Ehliyetin geri alınması süreleri altı aydan başlayarak tekrar hallerinde beş yıla kadar artırıldı. 

Alkollü şekilde araç kullanan kişinin promili 1.00’in üzerindeyse bu aynı zamanda Türk Ceza Kanunu’nun 179. maddesinde yer alan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun oluşmasına da vücut verecektir. Söz konusu maddeye göre alkol veya uyuşturucu madde tesiri altında araç kullanan kişilere üç aydan iki yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörülmüştür. 

Mevzuat bağlamında alkollü araç kullanımını engellemeye yönelik birçok şey yapılmış olarak düşünülebilir. Geriye kalan tek şey denetimleri sıklaştırmak ve şoförleri ve adayları bu hususta eksiksiz şekilde bilgilendirmek olacaktır.

Bira Tartışmaları - Yaş Sınırı

8 Haziran 1942’de kabul edilen İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu uyarınca bu tarz içkileri satmak isteyen kişilerin ruhsat alması şart kılınmıştır. Ancak şarap ve bira satılması için ruhsat alınmasına gerek yoktu yalnızca Tekel İdaresine şarap ve bira satılacağının bildirilmesi yeterli oluyordu. Bu sebepten bira ülke genelinde o kadar yaygınlaşmıştı ki çay bahçelerinde ve kahvehanelerde bile rahatlıkla bulunabiliyordu. Satış ruhsatı gerekmediği için birahane sayısı çok fazla artmıştı. 

Toplumun bir kesimi bu durumdan rahatsızlık duymaya başladı. Bu kesim biranın da alkollü içki sayılması gerektiğini, biraya bu kadar kolay ulaşılamaması gerektiğini ifade ediyordu. 

1973 genel seçimlerinden önce Milli Selamet Partisinden Necmettin Erbakan bu konuyu “Milli değerleri­mize ters olan, biranın meş­rubat sayılması kararının so­nucu alkolik nesildir.” diyerek gündeme getirmekteydi.  Seçim sonuçlarında CHP ile MSP 37. Türkiye Hükümetini kurdu. Kurulan bu hükümette İçişleri Bakanı MSP’li Oğuzhan Asiltürk oldu.. MSP’nin ilk icraatlerinden biri ise birayı alkollü içki sınıfına sokmak oldu. Bu hamle sonrasında biranın satışı da ruhsata bağlandı. Ancak bu karara karşı Danıştaya yapılan itirazlar sonuç verdi ve Danıştay, bakanlığın bu kararını iptal etti.    

Bu tartışma 1979’da tekrardan MSP tarafından gündeme getirildi. Daha önce bakanlık kararıyla birayı alkollü içki sınıfına sokan MSP önüne çıkan Danıştay engeli dolayısıyla şansını bir kere de bu hükmü kanunlaştırma yoluna gitmeyi denedi. Ancak o dönemde meclis iki kanatlı yapıya sahipti ve Millet Meclisinde kabul edilecek herhangi bir teklifin Cumhuriyet Senatosunda da kabul edilmesi gerekmekteydi.          

Teklif hakkında 12 Haziran 1979 tarihli oturumda söz alan MSP vekili Şener Battal şunları söylemiştir: 

'Muhterem arkadaşlarım, mesele hakkında, biranın yasaklanması, kullanılmaması meselesi şeklinde birtakım takdimler var, tamamen ondan ayrı bir meseledir. Birada alkol var mı yok mu? Teklifimiz birada alkol olduğunun Parlamentoda tescilinden ibaret bir tekliftir. Bu Kanunun bir diğer özelliği, Türkiye tüketim toplumu olma, yoluna götürülmektedir; bunu önlemek amacını taşımaktadır. 

Teklifin aleyhinde söz alan CHP vekili Gündüz Onat bu değişikliğin bazı meşrubat üreticilerinin isteği üzerine yapıldığını şu şekilde aktardı:

“Esasında, ben, bira sanayiinin de, kola sanayiinin de karşısında olan bir kişiyim. Bu kanun teklifinin karşısında olmamın temelin'de yatan konu şudur: Neden, bugüne kadar ele alıp getirmediniz de, şimdi kola sanayicileri biraz kıpırdanmaya başlayınca çarçalbucak bunu düzenlediniz, Meclis kürsüsüne getiriyorsunuz, Meclisi işgal ediyorsunuz? Sermayecilerin lehine, büyük sermayenin lehine, çıkar çevrelerinin lehine Büyük Millet Meclisini işgal yetmek demektir bu teklifi buraya getirmek: Bunun için karşıyım bu işe.  Burada sıra bekleyen, milyonlarca vatandaşın lehine birçok kanun teklifleri var. Anlaşınız, bunları görüşünüz. Bu kanun teklifinin görüşülmesini bu bakımdan kabullenemiyorum, bu bakımdan kanunun karşısındayım.” 

Teklif kabul edilmiştir. Ancak yukarıda bahsedilen Cumhuriyet Senatosu bu teklifi kabul etmeyerek geri göndermiştir. Ne yazık ki TBMM’nin bu teklifi tekrar görüşmek için bir süre fırsatı olmamış, çünkü 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleşmişti.

1984 yılında bu konuyu tekrardan gündemine alabilen TBMM bu sefer işin içine farklı yasakları da katmayı ihmal etmedi. Önceki denemelerde bira satışının ruhsata bağlanması hedeflenirken bu kanun teklifinde belirli yerlerde içki satışı ve belirli kanallar aracılığıyla içki reklamı yapılması yasaklanmak istendi. Bu istek 14 Haziran 1984 tarihinde bir kez daha TBMM sıralarında kabul edildi ve bu sefer öncekilerden farklı olarak herhangi bir engele maruz kalmadan yürürlüğe girme fırsatı buldu.

Bu yasaklama ile birlikte bira satışının ruhsata bağlanması yanında satılacak yerlerle ve reklamlarla ilgili yasaklamalar da yürürlüğe girdi. Reklam yasakları Yasaklananlar serisinin sonraki sayılarında detaylı bir şekilde aktarılacağı için bu kısımda uygulanan ilk reklam yasağının 1984’te geldiğini 2001’e kadar uygulandığını ve bu alkollü içki reklamlarının Devlete ait kurum ve kuruluşlar aracılığıyla reklamının yapılmasının yasaklanmasından ibaret olduğunu ancak 2001 - 2013 arası reklam serbestisi dönemden sonra alkollü içki markalarının tüketiciye eşantiyon ürün bile dağıtamaz duruma geldiğini söylersek şimdilik yeterli olacaktır.

                               Son alkollü içki reklamlarından biri

Alkol satışının yasak olduğu yerlerden ve alkol satılan yer ile belirli mesafe bulunması gereken mekanlardan bu bölümde kısaca bahsedelim. 

Az önce bahsettiğimiz, 1984’te kabul edilen teklifle birlikte öğrenci yurtları, spor kulüpleri, her türlü öğretim ve eğitim kurumları, kahvehane, kıraathane, pastane, bezik ve briç salonlarında her türlü alkollü içki satışının yapılması yasaklanmıştır. 2013 yılında yapılan kanun değişikliği ile bu sayılanlara stadyumlar ile akaryakıt istasyonlarının mağaza ve restoranları da eklendi. 

Satış yasağının yanı sıra yine 2013’te yapılan değişiklikle birlikte alkollü içkilerin perakende veya açık olarak satışını yapan yerler ile örgün eğitim kurumları ve dershaneler, öğrenci yurtları ve ibadethaneler arasında kapıdan kapıya en az yüz metre mesafenin bulunması zorunlu hale getirilmiştir. Bu değişiklik elbette değişiklik tarihinden öncesine yürümemiştir.  

11 Ocak 2001 tarihinde kanuna eklenmesi kabul edilen cümle ile her türlü alkollü içkinin ne amaçla olursa olsun 18 yaşından küçüklere satışı yasaklanmıştır. Bu yasaklama hakkında Fazilet Partisi vekili Ali Oğuz alkolizmi engellemek yönünde adım atıldığını şu şekilde ifade etmiştir: 

“Getireceğimiz kanunlar, bukabil felaketlerin kolaylaştırıcısı değil, onun zeminini hazırlayan değil; ona engel olacak, tedbirler alacak, hele hele küçükleri bu felaketten kurtaracak tedbirler olması lazım gelir diye düşünüyorum. Bu vesileyle, Yüce Heyetinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum efendim.”

2013: Yasaklar Büyüyor

2002 yılında Türkiye’de 20 yılı aşacak bir devrin başlangıcı yaşandı. Adalet ve Kalkınma Partisi genel seçimler sonucunda tek başına iktidar olmaya yetecek çoğunluğu kazandı ve o günden beri bu durumun aksine bir senaryo gerçekleşmesine izin vermedi. 

2002 seçimlerinden önce AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan alkollü içkilerin yasaklanması için bir referanduma gidilebileceğini belirtmişti. Alkollü içkiler, 20 yılı aşan AK Parti iktidarı döneminde topyekun bir yasaklama ile karşılaşmadı ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren en sancılı günlerini geçirdi ve bu sancılı günleri yaşamaya devam etmektedir diyebiliriz. 

23 Mayıs 2013 başlangıç 24 Mayıs 2013 bitiş tarihli 24. yasama dönemi üçüncü yasama yılı 109. TBMM Genel Kurulunda görüşülen ve aynı  torba yasa teklifinde alkollü içkilere yönelik çok kapsamlı yasaklar içeren düzenlemeler yer almaktaydı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bu yasaklamaların gençleri alkol bağımlılığından korumaya yönelik getirildiğini ve anayasaya uygun olduğunu belirtmiştir. Öncelikle torba yasa ile getirilen yasakları inceleyip sonrasında vekillerin bu yasaklar hakkındaki söylemlerini inceleyelim. 

Teklif ile:

  • Alkollü içki reklamı,
  • Alkollü içkilerin televizyonda herhangi bir şekilde görünmesi,
  • Alkollü içki markalarının eşantiyon, promosyon dağıtması veya bedelsiz olarak içki dağıtması,
  • On sekiz yaşını doldurmamış kişilerin alkollü içki üretimi, pazarlaması, satışı veya açık sunumunda çalışması,
  • Alkollü içkilerin posta satış yöntemi ile satılması, otomatik makinelerde satılması,
  • Alkollü içkilerin saat 22.00 - 06.00 arasında satılması,
  • Alkollü içki satan işletmelerde içkinin işletme dışından görülecek şekilde satışa sunulması,
  • Alkolsüz içki veya başka ürünlerde alkollü içki üretici markasının yer alması, 
  • Otoyollarda ve devlet karayollarında yer alan tesislerde alkollü içki satışı, 
  • Öğrenci yurtları, sağlık hizmeti verilen yerler, spor müsabakası yapılan stadyum ve kapalı spor salonları, her türlü eğitim ve öğretim kurumları, kahvehane, kıraathane, pastane, bezik ve briç salonları ile akaryakıt istasyonlarının mağaza ve lokantalarında alkollü içkilerin satışı yasaklanmıştır.

O dönemde, görüldüğü üzere alkollü içkilerin görünürlüğüne karşı açılan bir savaş yürütülmüş ve iktidar tarafından büyük bir başarı yüzdesi yakalanmıştır. 

Yukarıda sayılan bütün yasaklar içerisinde gündemde en çok yer kaplayan yasak saat 22.00’dan sonra alkollü içki satışının yasaklanması olmuştur. İnsanların tercihlerine bu denli müdahil olunmasının çok yanlış olduğu defalarca yazılıp çizilse de iktidar bu yasaktan hiçbir şekilde vazgeçmemiştir. Vazgeçmek bir yana dursun 2020 yılında bu yasağı ihlal etmenin ceza alt ve üst limitlerini artırmıştır.  Bu yasağı ihlal etmenin karşılığı 65 bin TL’den 320 bin TL’ye kadar uzanmaktadır. 

       

Fotoğraf: Evrensel    


CHP’li vekil Mehmet Akif Hamzaçebi, bu yasaklamaların kişilerin tercihlerine engel olmakla eşdeğer olduğunu şu şekilde belirtmiştir: 

“ Amaç, alkol ve alkollü içkiyle mücadele değil, alkollü içki bağımlılığıyla mücadele olmalıdır ama teklifin temel esprisine, temel gerekçesine baktığımızda, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin ideolojik bir yaklaşımla, alkol ve alkollü içki kullanımıyla mücadele şeklinde bir anlayışla bu teklifi düzenlediği anlaşılmaktadır. Bu yanlıştır. Alkollü içki kullanımı insan sağlığına önem veren hiçbir ülkede özendirilmez ama bireylerin alkollü içki kullanma yönündeki tercihlerine de devlet engel olmaz.”

AK Partili Süreyya Sadi Bilgiç ise durumun böyle olmadığını şu cümlelerle aktarmıştır:

“ Alkol kullanımına ya da alkol kullanan vatandaşlara yönelik asla ve asla bir kısıtlama ve bir şey getirilmiyor, böyle bir yasaktan bahsetmek mümkün değil. Ancak alkolün reklamını yasaklıyoruz, tüketiciye yönelik yapılacak olan tanıtımlara kısıt getiriyoruz, bunu yasaklıyoruz. Ancak bunun yanı sıra, bir taraftan da uluslararası ihtisas fuarları noktasında firmalarımıza, üreticilerimize sektörde kendi tanıtımlarını yapabilme imkânını da beraberinde getirmiş olduk.”

MHP’li Reşat Doğru, teklifin sadece yasaklama mentalitesi üzerine kurulu olduğunu ifade etmiştir:

“Alkole ilişkin düzenlemeler sadece yasak ve cezaları kapsamaktadır. Yani konunun eğitim bölümleri, bireysel temel hak ve özgürlükler yönü ihmal edilmektedir. Gençleri uyuşturucu maddelerden, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan korumak için maalesef hiçbir düzenleme de bu kanun içerisinde görülmemektedir.”

BDP’li Murat Bozlak, kanun teklifinin iktidarın kendi hayat tarzını insanlara dayatmak için bir araç olduğunu aktarmıştır:

“Yapılmak istenen değişikliğin özü: “Yurttaş, ben nasıl yaşıyorsam sen de benim gibi yaşayacaksın. Ben ne yiyor, ne içiyorsam sen de onu yiyip, içeceksin. Ben ayran içiyorsam sen de ayran içeceksin.” Kısacası bu teklifin özü budur.”

Bu yasaklamalar, başlangıç zamanlarında muhalefetin gündeminde olan bir konuyken hem halk olarak bizler hem muhalefet partileri maalesef ki bu yasaklamaları kanıksamış durumdayız.

Tam Kapanma ile Gelen Tam Yasak

2020 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan “coronavirüs” pandemisi dolayısıyla evlerimizden dışarı pek çıkamadık. Dönem dönem gevşemeler olmasına rağmen 2021 yılında tekrardan bir kapanma süreci geçirdik. 29 Nisan 2021 - 17 Mayıs 2021 arasında ülke genelinde tam kapanma ilan edildi ve tedbirler duyuruldu. Halk sağlığını korumaya yönelik olması beklenen tedbirler arasında garip karşılanacak bir yasak da yer alıyordu. Belirtilen tarihler arasında alkol satışı ülke genelinde yasaklanmıştı. Belirtilen tarihlerin aynı zamanda Ramazan ayına denk geliyor olması, iktidarın muhafazakar yapısı ve icraatleri düşünüldüğünde içki tüketiminin pandemiden alakasız bir şekilde engellenmek istenmiş olabileceği ihtimalini çok güçlendirmektedir.

Muhalif kanattan aynı 2013’te olduğu gibi bu kararın insanların yaşam tarzlarına ve özgürlüklerine müdahale olduğuna dair sesler yükselse de bu karardan geri adım atılmadı ve tam kapanma sürecinde alkol satışı yasaklandı.

Kaçak İçki, Örtülü Yasak: Vergi

Aynı başlık Yasaklananların geçtiğimiz sayısında da yer almaktaydı. Ülkemizde tütün ürünlerinden ve alkollü içkilerden alınan vergiler çok yüksek seviyelerdedir. 70’lik bir rakının satış fiyatının neredeyse %75’inin vergiden oluştuğunu söylemek mümkündür.

Sigara ve alkole uygulanan bu derecedeki vergilendirmeler insanları ucuz ve güvenilir olmayan alkol - sigaraya ittiğini söylemek mümkündür. Bu durumu “Devletin Alkol Politikalarını İzleme Platformu” verilerini okuyarak gözlemleyebiliriz. Veriler incelendiğinde 2022 Eylül ayına kadar 25 kişinin kayıt dışı alkol sebebiyle hayatını kaybettiği 62 kişinin ise hastaneye sevk edildiği görülecektir.

Kapanış

Üçüncü sayımızda alkollü içkilere uygulanan yasakları inceledik. Bir sonraki sayıda alkol ve sigara yasaklarının içinde de yer alan reklam yasaklarını hem alkol ve sigara açısından hem de diğer reklam yasakları açısından inceleyeceğiz. Türkiye’nin tarihinde özellikle toplumun günlük hayatı üzerinde tesiri olan bu  ve diğer yasakları daha yakından tanıyabilmek için serinin gelecek sayılarını takip etmeyi unutmayın. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

ParlamentoParlamento

BÜLTEN SAYISI

Yasaklananlar: Alkol

Türkiye'deki çeşitli yasakları ve bu yasakların nasıl ortaya çıktığını inceliyoruz.

18 Ara 2022

Yasaklananlar: Alkol

YAZARLAR

Parlamento

TBMM ile büyükşehir belediye meclislerindeki gelişmeler, meclislere dair araştırma raporları ve siyasete dair daha fazlası her hafta bu yayında!

İLGİLİ OKUMALAR