Yemen’de esrarengiz bir önderin dinî ve siyasi hükümranlığı: Abdülmelik el Husi kimdir?

Kamuoyu karşısına nadiren çıkan Husi lideri Abdülmelik el-Husi, bir süredir Yemen'in siyasi ve askerî dengelerinde belirleyici bir güce dönüştü. Gücünün arkasında ise babasının dinî otoritesi, ağabeyinden devraldığı siyasi proje ve “hayatta kalmanın zafer olduğunu öğreten savaş” var.
Yemen’de esrarengiz bir önderin dinî ve siyasi hükümranlığı: Abdülmelik el Husi kimdir?

Abdülmelik Bedreddin El-Husi veya yaygın bilinen adıyla Ebu Cibril, esas olarak Zeydi (mezhebi-meşrebi) Müslümanlardan oluşan ve siyasi anlamda radikal tutumlarıyla ünlenen Husi hareketine liderlik eden Yemenli bir siyasi ve dinî şahsiyet.

El-Husi, 22 Mayıs 1979’da Yemen Arap Cumhuriyeti’nin Saada vilayetinde, Husi kabilesinin bir üyesi olarak dünyaya geldi. Şiiliğin Zeydiyye (Zeydilik) koluna mensup. Sekiz erkek kardeşin en küçüğü.

Babası Bedreddin, Yemen’in azınlık Zeydi Şii mezhebine mensup bir din âlimiydi. Ağabeyi Hüseyin, siyasi olarak aktifti ve Yemen parlamentosunun bir üyesiydi. Aynı zamanda, eski Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in önde gelen muhaliflerinden birisiydi. Kendisi Zeydilik düşüncesini yaymak, Yemen’i yöneten zalimlere karşı ayaklanmak, sosyal hizmetler sağlamak ve eğitim amacıyla Husi hareketini kurmuştu.

Hüseyin öldürüldükten sonra babaları Bedreddin bir süre hareketin manevi önderliğini üstlendi; Abdülmelik de giderek siyasi ve askerî liderlikte öne çıktı. Günlük hayatını programlı ve disiplinli bir şekilde idame ettiğinden söz edilir. Erken kalkıp erken yatarmış, çok okurmuş, yüzer ve yürüyüş yaparmış. Nüktedanlığı severmiş. Şiir yazar, ilahi ve marş söylermiş. Bu rivayetler şimdiye kadar teyit veya inkar edilmedi.

Aldığı güvenlik önlemleri

ABD ve İsrail başta olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan destekli Yemen hükümeti ve onunla birlikte hareket eden Müslüman Kardeşler hareketinin ülkedeki uzantısı Islah Partisi milisleri olmak üzere tüm hasımlarının hedefinde olan Abdülmelik el Husi, önceden duyurulmuş etkinlik ve münasebetlere katılmaktan kaçınıyor. Basına röportaj vermiyor. Aynı mekanda üst üste iki gün veya gece kalmadığı da anlatılıyor.

Anlatılanlara göre önemli birilerinin kendisiyle buluşması hayli zor ve zahmetli. Ziyaretçisi, adresini ve yerini bilmediği semt, cadde, sokak ve evler arasında labirentte imiş gibi dolaştırıldıktan sonra buluşma noktasına götürülüyor. Önce ziyaretçinin şahsi telefon ve kalem benzeri eşyaları alınıyor. Bu anlatımlara göre buluşma noktasında ziyaretçi bir odaya oturtuluyor, monitör ekranı vasıtasıyla sohbet ediliyor.

Bu tür tedbirler nedeniyle onunla yüz yüze temas oldukça güç. Buna karşılık kamerada veya televizyon-video-YouTube ekranında sureti görülür, sesi duyulabilir. Cadde ve duvarlardaki irili ufaklı posterlerde fotoğrafı bulunur. Hâliyle insanlar El Husi’nin sesini iyi bilir, yalnız bulunduğu mekanı asla bilemez. Abdülmelik Husi cep telefonu ve kalem de kullanmaz, taşımaz.

Siyasi ömründe yalnızca bir kez farklı görüntü verdiği anlatılır. 2009 yılının sonlarında Husilerin bulunduğu Saada dağlarına yönelik yoğun bombardıman sonucunda veya hatta Husiler arasındaki taht kavgası sırasında hayatını kaybettiğine dair bir söylenti çıkmıştı. Çok geçmeden yayınlanan video görüntüsünde “Hâlâ hayattayım ve buradayım!” demişti.

Ekranlardaki görüntüsünde somurtkan, çatık kaşlı ve pek gülümsemeyen biri. Oldukça sabırlı görünüyor. Savaş ve çatışmalardan bahsederken ise ses tonu hayli sert ve korkutucu. Omuzunda Yemen halkının motiflerini simgeleyen has kumaştan yapılmış pastel renkli şal taşır. Her Yemenli gibi belinden hançeri (Yemen şivesinde Cenbiye) eksik olmaz.

  • Cenbiye, Yemenli erkekler için sadece bir silah değil; gücün, erkekliğin, sosyal statünün ve kabile bağlarının önemli bir sembolü. Hilal şeklinde kıvrılan bir namlusu var. Hançer akik taşlarıyla süslü bir kın içinde ve kemer yardımıyla belin tam ortasında taşınır.

2009 yılından beri Saada dağlarında gizlendiği söylenen Abdülmelik Husi, hem hareketine hem de milislerinin zapt ettiği başkent Sanaa yönetimine hükmediyor. Hayatını sırra kadem basmış gibi tam bir gizlilik içinde sürdürüyor. Ailesi hakkındaki bilgiler de son derece sınırlı. Eşi ve çocuklarının fotoğraflarına ender rastlanır. Eşinin ismi ve nerede doğduğu hakkında malumat yok. Ergen olmayan iki çocuğunun olduğundan bahsedilir.

Abdülmelik’in ilk fotoğrafının 2008 yılında kamuoyuyla paylaşıldığı aktarılıyor. Şii inanç geleneğindeki gibi “Semadaki Mehdi” veya “Gaip İmam” misali halk içinde görünmüyor. Bulunduğu mekan bilinmez, kendisi muamma gibi. Özel hayatına ilişkin bilgilerin önemli bölümü ise rivayet ve tahminlere dayanıyor.

Onun özel kimliği adeta kamusal kişiliği ve karakteri tarafından yutulmuş. Siyasi-dini lideri olduğu Ensarullah örgütü hakkında epey bilgi olmasına rağmen bireysel yaşamına dair bilgi son derece az. Dolayısıyla hareketinin kendisine askerî-siyasi alanda ihtiyaç duyduğu anların dışında “Gölge Adam” konumundan nadiren çıkıyor.

Independent Arabia muhabirler müdürü Muhammed Ğandur, 3 Ekim 2026 tarihli yazısında Abdülmelik El Husi hakkında şu tespiti yaptı:

“El Husi’nin hikâyesi şahsi bir serüven değil; Yemen devletinin zayıf ve çaresiz zamanları ile ülkenin iç savaşta kan kaybından bitkin düştüğü devirlerde büyüyen bir cemaatin gelişerek iktidarı ele geçirmesinin serüvenidir. Bu haliyle bakıldığında bölgesel ölçekte varlığı ve görünümü her zamankinden fazla dikkatleri çekmektedir. Hareketin lideri ise kameralardan uzak durmasına rağmen hâlâ şanı ve ismi ile her an karşınızdaymış gibi her şeye hazır ve nazırdır.”

El Husi ailesinin profili

Ailesi ve sülalesi olmadan Abdülmelik’in kimliği tanımlanamaz. Çünkü Ensarullah adıyla sahnede boy gösteren milisler, esas olarak El Husi ailesi tarafından yönetiliyor. Aile reisi baba Bedreddin, ülkedeki Zeydi mezhebinin önde gelen din bilginlerinden biri olup soyunun Ehlibeyt’e bağlandığı söylenir. Bu yüzden de “Seyyid” unvanıyla anılır. Dört evlilikten 13 veya 14 çocuğu oldu. Evlendiği kadınlar farklı köklere mensup eşraf, aile, kabile, aşiret ve mıntıkalardandır. Yemen’in kuzey bölgelerinde kurdukları mezhepsel ve sosyal ağ sayesinde zamanla genişleyip büyüyen ailenin namı ve şanı da giderek arttı.

Zeydi mezhebinden meşruiyetini alan İmamlık, Yemen’in kuzeyinde yaklaşık 1000 yıl boyunca fiilen dinî-siyasi otoriteyi elinde tuttu. 1962 yılında rejim devrilince Sünni Selefiliğe (bağnaz ve radikal) dayalı fikriyat Zeydilerin (bilhassa Husi aşiretinin) yoğun yaşadığı dağlık bölgede egemen olma girişiminde bulundu. Bunu gören Husi ailesii Zeydilik inancını diriltip geliştirme yoluna gitti; 1990’larda “Mümin Gençlik” adıyla bir oluşuma öncülük etti. Yaz kampları ile mezhepsel temelde medreseler açarak binlerce genci çevresinde topladı.

Hareket geliştikçe Husi ailesi, meseleyi mezhepçiliğin ötesine taşıdı. Önce Carudiyye (Zeydiliğin On İki İmam Şiiliğine en yakın) kolu ile temas kurmak üzere baba Bedreddin ile oğlu Hüseyin ayrı ayrı Tahran ve kutsal şehir Kum’a gittiler. Hüseyin, 1994’te Hizbu’l Hak partisinin Yemen parlamentosundaki milletvekiliydi. O tarihten itibaren kendine bağlı müritleri peyderpey İran’a gönderiyordu. İçlerinden bazıları Şiilik eğitimine ilaveten askeri-ideolojik eğitim de almaktaydı.

2000’li yılların başında (İslamcılar tarafından yönetilmekte olan) Sudan ile İran’dan dönüşünde Hüseyin şu sloganı dilinden düşürmez olmuştu: “Allah-ü Ekber! Amerika’ya ölüm! İsrail’e ölüm! Yahudilere lanet! Zafer İslam’ındır!”

  • Henüz ergenlik çağındayken, babası ve ağabeylerinin etkisiyle Abdülmelik’in gideceği yol da çok önceden belirlenmişti. Görevi devralana kadar iki seçeneği vardı: Ya çizilen yoldan yürüyecek ya da ondan sapacaktı. O birincisini tercih etti.

Abdülmelik babasının ikinci eşi olan Haşimi soylu (Peygamberin sülalesi) bir anneden dünyaya geldi. Çocukluğu köyde geçti. Babası dağlık bölgenin dağınık köylerini dolaşarak bir yandan dinî dersler veriyor, diğer yandan yöredeki ihtilaf ve husumetleri çözüyordu. Dolayısıyla Abdülmelik bilinen anlamda okula gitmediği gibi diploması da yoktu. Buna rağmen camideki dinî sohbetler sürecinde hem Kuran ezberledi hem okuma yazmayı öğrendi. Aynı zamanda Zeydi mezhebinin erkanı ve öğretisini de bellemiş oldu. 18 yaşına bastığında babasından dinî/mezhebi icazet aldı.

Akranları kendisinin son derece sessiz, sakin, Zeydilik konusunda içtihat yapacak kadar bilgili ve çalışkan olduğunu söylüyor. Yalnız o akranlarından ziyade babasına yakın durmayı tercih ediyordu. 1990’ların ortalarına doğru eski Kuzey Yemen’in başkenti Sanaa’da ikamet eden büyük kardeşi Hüseyin’in yanına yerleşti. Abisi, kendisinden 20 yaş büyüktü. Haliyle abisinin koruması oluverdi; böylece ömründe ilk kez bir şehir görmüş oldu.

Farklı farklı partiler, türlü çeşitli münakaşalar, değişik simalar ve muhtelif meşrepten insanlar tanıdı. Gelgelelim abisinin özel koruması olması sıfatıyla arka sandalye veya koltukta oturuyor; gördüğü insanlarla fiziksel temas kuramıyordu. Özcesi dinliyor ama onlara karşı söz söyleyemiyordu. Dinî eğitimi babasından aldı, siyaseti ise ağabeyinden öğrendi. Babası ve ağabeyinin ders verdiği ortamlarda onların yanında değil, her mürit veya talip gibi kendisine gösterilen sırada oturuyordu.

Bu mesafeli duruş liderliğe yükseldiğinde de geçerli oldu. Abdülmelik köylü aksanı ile camideki fıkıh dilini çok iyi kullanıyordu. Devletin resmî dili (yahut Arapça belagati) onun için ikinci derecede önemliydi. Sürekli savaş ve cephe hattında olması hasebiyle sivil idari üslubu, yöntemi ve dili henüz gelişkin değildi.

Babası gibi kendisi de “Ehlibeyt” soyuna ulaşmanın kazandırdığı kutsal manevi mertebenin farkındaydı. Seyyid unvanıyla dolaştığında uğrayıp çaldığı her kapı önünde açılıyor; ziyaret ettiği her aşiret ona kucak açarak mertebesini yüceltiyordu.

Abisinin korumalığından hareketin önderliğine

Husi veya gerçek adıyla Ensarullah hareketinin önderi olan abisi Hüseyin Eylül 2004’te eski Yemen Ordusu ile kendi milisleri arasındaki bir çatışmada öldürülünce, yerine kimin geçeceği merak konusu olmuştu. Liyakat ve tecrübe açısından milisler arasında bu makama layık görülen tek bir komutan vardı: Abdullah el Rezzami. Genel kanı, onun başa geçeceği yönündeydi.

El Rezzami aynı zamanda Husi kardeşlerin amcazadesi sayılıyordu. Ne olduysa oldu, pek açıklanmayan bir yöntemle kardeşlerden Abdülmelik önder seçildi. Oysa cephe ve harp meydanı tecrübesi çok azdı. Aile reisi baba Bedreddin bir süre hareketin manevi liderliğini üstlenirken, siyasi ve askerî liderlik giderek küçük evladı Abdülmelik’in eline geçti.

Nitekim istediği oldu. Abdülmelik, ağabeyinin 2004’teki ölümünden sonra, henüz 25 yaşındayken öne çıktı. Baba Bedreddin ise 2010’da hayatını kaybetti. Abdülmelik bilinen anlamda okul mezunu bile değildi; mektepli gelenekten gelmiyordu ve o dönemde çatışma tecrübesinde dişe dokunur bir pratiği görülmemişti.

O hâlde niçin? Çünkü Husiler ile ordu arasında ikinci büyük muharebe başlamıştı. Savaş meydanı dağlıktı ve mağaralarla inlerin bulunduğu zor mekânlardan oluşuyordu. Abdülmelik arazide yaşadığı için maharetini ve ferasetini bu topoğrafyada gösterebilecekti. Kollarını sıvadı; önce kendi çevresini derleyip toparladı.

Başkomutan olması düşünülen Abdullah el Rezzami ile eski kadrolar geri adım atmaya zorlanarak cephe gerisi görevlere atandı. Yerlerine Abdülmelik kuşağından akranları veya daha genç kadrolar geldi. Onlar yıllar önce yaz kamplarında ve medreselerde buluşup tanıştığı insanlardı. Siperlerde omuz omuza çatışmışlardı. Ayrıca kişisel yakınlık ve dostlukları onları birbirlerine bağlıyordu.

2005 ilkbaharındaki ikinci büyük savaşta Nekaa mıntıkasındaki siperleri Abdülmelik ile yol arkadaşları tutmuştu. Burada yaklaşık 200 kişi hayatını kaybetti. Muharebe kızıştı ve çatışmalar çığırından çıktı. Dönemin Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, teslim olmaları karşılığında affedileceklerini duyurdu ama teklifi reddedildi.

Abdülmelik bu çatışmalar sayesinde çok şey öğrenmiş oldu: Reddiyeci (uzlaşmaya itiraz eden) milisler bunun bedelini hayatlarıyla ödüyor; cephede telef olup gidiyorlardı. Ara sıra veya münasip zamanda uzlaşmacı olmak ise Husi hareketini bir sonraki çatışmada daha güçlü hale getiriyordu.

Aile boyu hükümranlık

Abdülmelik El Husi’nin büyük aile içindeki konumu ve davranışları hakkında yeterince bilgiye sahibiz. Mesela amcası Abdülkerim Emireddin el-Husi, Husilerin kontrolündeki yönetimde İçişleri Bakanlığı görevini yürütüyor; kardeşi Abdülhalik askerî komutanlar arasında; amcasının oğlu Muhammed Ali, Yüksek Devrim Komitesi’nin eski başkanı; yeğeni Ali güvenlik teşkilatında görevli; yeğeni Fatıma ise Zeynebiyat olarak bilinen kadın biriminin faaliyetleriyle ilişkilendiriliyor.

Rivayete bakılırsa kardeşinin kızının eşi eskiden askerî bir komutanken şimdi Sağlık Bakanı. Aile Seyyid (Ehlibeyt soylu) olduğundan büyük ailenin kızlarıyla sadece “seyyid” unvanı taşıyanlar evlenebilir. Ancak Yemen’deki birinci iç savaşta bu gelenek bir yere kadar görmezlikten gelinmiş; büyük Husi ailesinin kızları aşiret ileri gelenleriyle de evlenmeye başlamıştır. Bu evlilikler aynı zamanda ailenin kan bağlarının aşiretler aracılığıyla tazelenip güçlendirilerek yaygınlaştırılmasını sağlıyor.

Dar anlamda El Husi ailesi de savaşın derin yaralarını taşıyor. Hareketin lideri büyük oğul Hüseyin 2004’teki vuruşmada öldürülmüş; Muhammed cezaevine konulmuş; üçüncü oğul Yahya sürgüne gönderilmiştir. Rivayete göre bir başka kardeşleri de 2018’deki hava saldırısında hayatını kaybetmiştir.

  • Zeydilikte imamlık makamının babadan oğula otomatik olarak geçmesi esas değil. On İki İmam Şiiliğinde imamların ilahi tayinle belirlendiğine inanılırken, Zeydi gelenekte Ehlibeyt soyundan gelmekle birlikte dinî yeterlilik ve önderlik iddiası da önem taşıyor.

Büyük Husi ailesi, belki de savaş ve siyasi nedenlerle bu geleneğin dışına çıkarak önderliği miras veya vasiyet (mesela babanın oğlunu veya büyük kardeşin küçük biraderini bu makama layık görüp tayin etmesi) yoluyla belirledi. Makama oturanlar ise en yakınlarından başlayarak akrabalarını devlet kurumlarının çeşitli mevkilerinde görevlendiriyor.

Altı muharebe ve Sana’nın alınması

Abdülmelik el Husi, ağabeyinin ölümünün ardından liderlikte öne çıktığında çatışmalar devam ediyordu. Cephedeki eksikliğini gidermek amacıyla bir yandan yöneticiliği diğer yandan savaşa komuta etmeyi öğrenmeye başladı. Bütün cepheleri dolaştı; dostları, yol arkadaşları ve akrabaları arasında sağlam bir ilişki kurdu. 9 kişilik bir savaş konseyi oluşturdu. Kardeşi Abdülhalik başarılı oldukça makamı yükseldi ve milisler arasında öyle efsaneleşmişti ki, artık kimse kendisine ulaşamıyordu.

Kuzeni Muhammed Ali ile kardeşi Abdülhalik’i askerî ve güvenlik yapısının kilit mevkilerine getirdi. Milisler tekrar tekrar muharebe meydanlarında sınanmakla kalmadılar, daha da sert ve katı olabilmeleri için özel eğitimden geçirildiler. Finans kaynakları zenginleştirilip çeşitlendirildi. Ayrıca milisler, kendilerine karşı tutum alan aşiret mensuplarını rehin alıp onların harekete itaat etmelerini sağlama taktikleri uyguluyordu.

Ali Abdullah Salih’in cumhurbaşkanlığı sırasında Yemen ordusu hiç de zayıf değildi; amansızca ve pervasızca halka zulmediyor, köyleri, dağlık bölgelerdeki aşiretleri bombalıyorlardı. Bu vahşet, mağdur ve mazlumların selameti adına Husi hareketine katılmalarına yol açıyordu. Böylece Ensarullah kimsesizlerin kimsesi konumuna yükselerek efsaneleşti.

Gelelim başkent Sanaa’nın ele geçirilmesine… 2011 yılında iç kargaşa ve çatışma başlayınca Husi (Ensarullah) milisleri de sahaya indi. Kendi kaleleri dağlık Saada bölgesinden Yemen ordusunu kovdular. 2014’te Sünni Selefileri Dimac’tan çıkarıp Şeyh Abdullah bin Hüseyin reisliğindeki ünlü Yemenli El Ahmar ailesine bağlı aşiretleri Umran mıntıkasında bozguna uğrattılar.

Günler süren çatışmaların ardından 21 Eylül 2014’te Ensarullah başkent Sanaa’nın kontrolünü ele geçirdi. İki gün sonra Abdülmelik el Husi, ekranda görünerek “tarihî bir zafer”den bahsetti. Bir hafta sonra da Yemenliler, eski ruhani rehberliğe dayalı Zeydi İmamlık geleneğini anma töreni düzenlediler.

  • Aynı dönemde Husiler, kendilerine karşı altı ayrı savaş başlatan eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ile ittifak kurarak siyasi hasımlarını tasfiye ettiler. Bu ittifak Husilere devlet kurumları ile millî ordunun kapılarını da açtı.

2015 yılında Husiler askerî denetim alanlarını Aden bölgesine kadar genişlettiler. Ancak ittifak uzun sürmedi; eski Cumhurbaşkanı Salih, Husilerle bağlarını koparmasının ardından Aralık 2017’de Husi milisleri tarafından öldürüldü. Bir yıl sonra çatışan taraflar Stockholm Anlaşması’nı imzaladı. Hudeyde’de ateşkesi, karşılıklı askerî çekilmeyi ve esir değişimini kapsayan anlaşma, Husi yönetimine uluslararası meşruiyet tanımıyordu.

Husi ya da Ensarullah hareketi nedir?

Husiler (Arapça: ٱلْحُوثِيُّون), Husi hareketi veya resmî adıyla Ensarullah (Arapça: أَنْصَار ٱللَّٰه), 1990’larda Yemen’de ortaya çıkan Zeydi Şii İslamcı bir siyasi ve askerî örgüt. Ağırlıklı olarak Zeydi Şiilerden oluşuyor ve lider kadrosu büyük ölçüde Husi ailesinden geliyor.

  • Ensarullah Hareketi; 1990’lı yılların başında, Yemen’in kuzeyinde, Suudi Arabistan sınırının hemen yanı başındaki Saada bölgesinde, kültürel ve dinî faaliyet odaklı küçük bir grup olarak kuruldu.

Husi hareketinin dayandığı Zeydilik, Şiiliğin bir kolu olsa da On İki İmam Şiiliği'nden kimi yönleriyle ayrılıyor. İlk halifelerin meşruiyetine ilişkin Zeydi ekoller arasında farklı görüşler bulunuyor: Bazıları Ebubekir, Ömer ve Osman’ı meşru kabul ederken bazıları buna karşı çıkıyor. Zeydilik, Hz. Ali’ye ve Ehlibeyt’e özel bir yer veriyor; imamet anlayışı ve bazı dinî ritüelleri bakımından da On İki İmam Şiiliği'nden ayrılıyor.

Zeydi dinî lider Hüseyin el-Husi önderliğindeki Husiler, Yemen eski Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’e karşı bir muhalefet hareketi olarak ortaya çıktı ve onun ABD ile Suudi Arabistan tarafından desteklendiğini öne sürdüler. 2003 yılında Lübnanlı Şii siyasi ve askerî örgüt Hizbullah’tan etkilenerek ABD, İsrail ve Yahudilere karşı resmî sloganlarını benimsediler.

Hüseyin el-Husi, Cumhurbaşkanı A. A. Salih’in kendisi hakkında verdiği tutuklama emrine direndi ve 2004’te Yemen Ordusu tarafından Saada’da öldürüldü. Bu olay, Husi ayaklanmasının sürmesine ve büyümesine yol açtı. O günden sonra hareketin liderliğini kardeşi Abdülmelik el-Husi üstlendi. Örgüt, sokak protestolarına katılarak ve Yemenli muhalif gruplarla koordinasyon sağlayarak, 2011 Yemen Devrimi’nde yerini aldı. Örgüt Yemen Millî Diyalog Konferansı’na da katıldı ancak daha sonra 2011 anlaşmasını reddetti.

Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, 2011’de protestoculara karşı hükümetin şiddetli yanıt vereceğini açıklamıştı. Bunun üzerine partisinin milletvekilleri 23 Şubat 2011 tarihinde istifa ettiler. 10 Mart 2011’de Cumhurbaşkanı yasama ve yürütme yetkilerini ayırarak, yeni bir anayasa konusunda bir referandum yapacağını ilan etti.

2014’te eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ile ilişkilerini onaran Husiler, onun da desteğiyle başkent Sanaa’nın kontrolünü ele geçirdiler. Bu gelişme, uluslararası alanda tanınan hükümeti yeniden iktidara getirmek amacıyla Suudi Arabistan liderliğindeki bir askerî müdahaleye yol açtı ve ülkede süregelen iç savaşı yeniden tetikledi. Bu savaş kapsamında Husiler, Suudi Arabistan ve müttefiki Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlediler.

  • Husilerce 4 Aralık 2017’de öldürülen eski Cumhurbaşkanı A. A. Salih “Yemen’de siyaset kobra yılanlarının başında dans etmeye benzer” demişti. Ölümüyle kendi sözünü doğrulamış oldu.

Onun ölümü, The Economist dergisi tarafından “Muhammed bin Selman yönetimindeki Suudi dış politika başarısızlığının utancı” olarak tanımlanıyordu.

Hamas-İsrail Savaşı’nın patlak vermesinin ardından ise Husiler İsrail’e füze fırlatmaya ve Yemen açıklarında Kızıldeniz’deki gemilere saldırmaya başladılar. Hareket, bu eylemlerinin Filistinlilere destek amacı taşıdığını ve Gazze Şeridi’ne insani yardım girişini kolaylaştırmayı hedeflediğini savunuyor.

Ensarullah’ın Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde ticari gemilere yönelik saldırıları, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayan ve Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotalardan biri olan Süveyş Kanalı üzerinden geçen deniz ticaretini aksattı. Husiler, 19 Kasım 2023’te İsrailli bir iş insanıyla bağlantılı Galaxy Leader adlı ticari gemiyi ele geçirdi; sonraki dönemde de dron ve füzelerle gemilere saldırılar düzenledi.

Siyasi faaliyetleri

Abdülmelik el Husi, “ülkedeki mevcut durumu korumak” ve “Zeydi toplumunu dışlamak” ile suçladığı dönemin Yemen hükümetini eleştirerek bu durumun insanları yoksulluğa sürüklediğini söylemişti. Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in yönetimi ise buna karşılık, El Husi’nin grubunu “köhnemiş ruhban imamlığını (İmamlık rejimi yani yüzyıllarca Zeydi ruhbanlığına dayalı dini ve siyasi bir yönetim tarzı-FB) yeniden kurmaya çalışmak” ile suçlamış ancak el-Husi bu suçlamayı reddetti.

Kendisine sadık birliklerin başkanlık sarayını ele geçirmesi ve başkent Sanaa’da Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi’nin özel konutuna saldırmasının ardından 20 Ocak 2015 tarihinde gecenin geç saatlerinde El Husi, resmî Yemen TV kanalında ulusa seslendi. Bu konuşmasında Cumhurbaşkanı Hadi’den, Husi hareketine hükümet üzerinde daha fazla hâkimiyet sağlayacak reformlar yapmasını istedi.

  • Burada ince ve hassas nokta şudur: Reformların gerçekleşmesi hâlinde Husi hareketi iktidar ve hükümet üzerinde daha fazla etki kuracaktı. Başlangıçta Cumhurbaşkanı Hadi, Husilerin taleplerini kabul ettiğini açıklasa da 22 Ocak’ta görevinden istifa etti. Gerekçesi ise şuydu: Siyasi süreç “çıkmaza” girmişti!

Bir süre sonra BM Güvenlik Konseyi Husilere yönelik yaptırımlar uygularken İran yönetimi de El Husi ve hareketine destek verdi. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) kurucu isimlerinden sertlik yanlısı muhafazakâr Muhsin Rızai, İran Yüksek Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği görevini de yürütüyor. El Husilerin Yemen’deki faaliyet ve tutumlarını “gerçek İslami uyanış” diyerek övdü.

2015 yılında başkent Sanaa’daki Havalimanı’nın Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon savaş uçakları tarafından bombalanması sırasında füzeler, El Husi’nin memleketi Marran’ı da vurmuştu.

El-Husi, İngiltere’nin Suudi ordusuyla askerî işbirliğini ve Suudi ordusuna silah satışını kınadı. Sky News’in Mart 2019’da yayımladığı analize göre İngiltere, 2015’ten o tarihe kadar Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona en az 5,7 milyar sterlin değerinde silah ihracatı için lisans verdi.

10 Mayıs 2020 tarihinde El-Husi, Um Harun televizyon dizisini İsrail ile bağların normalleşmesini teşvik ettiği gerekçesiyle eleştirdi.

Uluslararası tepkiler

BM Güvenlik Konseyi, 14 Nisan 2015’te Abdülmelik el-Husi’yi yaptırım listesine alarak kendisine seyahat yasağı ve malvarlığı dondurma tedbirleri uyguladı. ABD Hazine Bakanlığı da aynı gün hareketin liderini Özel Olarak Belirlenmiş Kişiler (SDN) listesine ekledi. Malum, Specially Designated Nationals and Blocked Persons (SDN), ABD Hazine Bakanlığına bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisinin (OFAC) yayımladığı, yaptırım uygulanan kişi ve kuruluşları içeren kara liste.

  • 10 Ocak 2021’de ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Ensarullah’ı terör örgütü ilan etme ve Abdülmelik el-Husi, Abdülhalik Bedreddin el-Husi ile Abdullah Yahya el-Hakim’i terörle bağlantılı yaptırımlara tabi tutma planını duyurdu. Bir ay sonra göreve gelen Antony J. Blinken, örgütün terör örgütü statüsünü kaldırdı; üç lider Yemen’e ilişkin diğer ABD yaptırımları kapsamında listede kalmaya devam etti. Ensarullah, Mart 2025’te ABD tarafından yeniden yabancı terör örgütü ilan edildi.

Kuzey eyaletine yaptığı ziyaret sırasında Yemen’in eski Birleşmiş Milletler elçisi Jamal (Cemal) Benomar, Abdülmelik el-Husi ile yüz yüze bir araya gelmişti. Görüşmede Yemen’in siyasi geleceği ve müzakere sürecini ele aldılar.

16 Mayıs 2025’te, Gazze’nin işgali bağlamında, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, İsrail’e yönelik saldırıların devam etmesi hâlinde el-Husi hareketi mensuplarının doğrudan hedef alınacağını duyurmuş; Husilerin yakalanıp ortadan kaldırılacağı konusunda uyarıda bulunmuştu.

Sözün özü şu: Abdülmelik el Husi üç etmenin ürünü: Babasının dinî-siyasi otoritesi, abisi Hüseyin’den devraldığı siyasi-dinî proje ve hayatta kalmanın zafer olduğunu öğreten savaş! Aynı zamanda o, üç isimle dolaşıyor: Seyyid, Önder, Ebu Cibril!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Faik Bulut

Araştırmacı gazeteci, yazar

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR