Yeniçerilerden Sonra Karagöz ve Ortaoyununda Siyasi Taşlama

Yazı: Ahmet Akşit
Bilindiği gibi III. Selim’in en çok da Yeniçeri Ocağı’nın direnişiyle akim kalan modernizasyon hamlesini II. Mahmud tekrar başlatır. Yeniçeri Ocağı’nın kanlı bir şekilde ortadan kaldırılmasıyla (1826) Osmanlı Devleti içindeki güç dengesi çok ciddi bir değişiklik gösterir. Bundan böyle geleneksel eğlenceliklerde siyasi taşlamaya devlet katında gösterilen -mecburi ya da gönüllü- toleransın yerini sıklıkla sert bir müdahale eğilimi alacaktır.
1826 Haziranı’nda İstanbul’da olan Charles Mac Farlane şunları not etmiş: “Yeniçerilerin ortadan kalkması üzerine sultan sayısız kahvenin, karışıklık çıkaran yoldan çıkmışların kışlalarının yıkılması için bir ferman çıkarttı… Bu kahvelerde kalabalıkları başına toplayacak başıboş meddahlar da yasak kapsamına alınmıştı ve bunlar bizim ayak değirmeninden daha ciddi bir şeyin tehdidi altındaydı, hangi maharetli buluş ayaklara falakadan daha çok ızdırap verebilir.” (1)
Osmanlı İmparatorluğu’na genç bir deniz yüzbaşı iken gelen Adolphus Slade(2) (1804-1877) 1829 Ramazanı’nda İstanbul’dadır. Slade, kahveleri dolduran muhafazakâr İstanbulluların ramazan günlerinde oldukça serbest bir şekilde eğlendiklerini anlatırken Karagöz’ü de konu eder. Ortamda daha çok enstrümental müzik vardır. Slade’e göre argo bir dille nükteler yapan Karagözcü müstehcen ve iğrençtir. Vezirler ve Sultan Karagözcünün taşlamasından nasibini alır. Slade, Hasan adında bir meddahdan da bahseder. Sıkı bir yeniçeri yandaşı olan Hasan 1826’da yeniçeriler katledilirken, kimsenin sesi çıkmazken, Mahmud’a sataşmak cüretini göstermiştir. Yakalanır, idam edilecektir ancak bir daha meddahlık yapmaması karşılığında Sultan onu affeder. Hasan bu yüzden Slade’in ısrarına rağmen meddahlık hünerlerini sergilemez.(3) Görüldüğü gibi Slade’in meddah Hasan’la ilgili yazdıkları Mac Farlane’in verdiği bilgilerle uyum içinde ancak Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sadece üç sene sonra Karagöz’ün II. Mahmud’u da siyaseten taşlaması doğrulanmaya muhtaç bir bilgi gibi duruyor.

II. Mahmud’un modernizasyon hamlesinin Osmanlı eğlence hayatında da önemli sonuçları oldu Athanasios Karantzoulas, 19. yüzyılın ikinci yarısı, Pera Müzesi

Türk Kahvehanesi, 1852. Amadeo Preziosi, YKY, 2007 İstanbul, s. 42-43. Ömer M. Koç Koleksiyonu
Joseph-François Jean-Joseph Michaud(4) (1767-1839) ve François Poujoulat’nın (1808-1880) İstanbul’a 1830-31’de gelip birlikte kaleme aldıkları 1834’te basılmış kitapta yıkılmış yeniçeri kahveleri ve İstanbul’dan sürülmüş Karagöz’den ve meddahlardan bahsediliyor. “Sarayın kapısında onları ziyaret edenlerin başları sergilendi, evler yıkıldı ve kahvehane siyaseti artık harabeler arasında uyuyor. Alaycı Karagöz ve usta meddahlar Osmanlı’nın aylaklığını burada canlandırırdı. Hiç kimse bana meddahlara ne olduğunu söyleyemedi: Bazen gerçek inananların asi fanatizmini övdükleri için eleştirildiler. Zavallı Karagöz’e gelince, hoşnutsuz bir kalabalığın idolü ve hatta çoğu kez tercümanı olmakla suçlandı. Şimdi İstanbul’dan sürüldü, Türkçe oynaması yasaklandı ve herhangi bir tiyatroda kendini gösterdiğinde, artık lazzisini(5) kölelerin veya Helenlerin dili dışında oynamasına izin verilmiyor.”(6) Michaud ve Poujoulat’nın la politique des cafés dedikleri şeyin dönemin Osmanlı dilindeki karşılığı devlet sohbetidir. 1826’da darbe yiyen Karagözcülerin yaptığı, önemli bir kısmı yeniçeriler tarafından işletilen kahvehanelerdeki(7) günün siyasi konularını yeniçerilerin tarafını gözeterek perdeye taşımak olsa gerek.
Michaud ve Poujoulat ikilisinden sonra neredeyse hepsi Fransızca yazan kaynakların gözlemleri 1840’ların başı ve 1850’lilerin ikinci yarısı arasında İstanbul’da gördüklerine dayanıyor. Metin And aralarında Gerard de Nerval(8), Charles Rolland(9), Louis Enault(10), Méry [Joseph Pierre Agnes]’nin (11) de bulunduğu seyyah ve yazarların gözlemlerini aktarıyor. Bu gözlemlerden anlaşıldığına göre, II. Mahmud’un yıktığı İstanbul kahveleri yeniden yapılmış ve Karagöz perdesinde yazarlarımıza sınırsızca gelen bir özgürlükle, Sultan Abdülmecid hariç, siyasal taşlama yapılıyor. Yazılanların bazıları gözleme değil de daha evvelden kaleme alınmış hatıratlara dayanıyor olabilir ancak Abdülmecid dönemine ait birbirini doğrulayan bunca tanıklığa inanmamak için bir sebep yok.
Metin And’ı tekrarlamak pahasına bu yazarlardan ikisinin üzerinde durmak istiyorum. İstanbul’a 1847 ve 1855’te iki kez gelen Jean-Henri-Abdolonyme Ubicini edebi metinleri okuyabilecek kadar Türkçe öğrenmişti. Ubicini’nin İstanbul’da devlet içinde ve dışındaki insanlardan oluşan bir çevresi vardı. İlgisi sadece politik konularla sınırlı değildir. İstanbul’daki gündelik hayata dair gözlemleri değerlidir: “Türkiye’de amme efkârı tahmin edilmeyecek kadar kuvvetlidir. Hiç kimse, Karagöz’ün elinden kurtulamaz. Paşalar, ulema, dervişler, bankerler, tacirler, yüksek zümre ve bütün meslek erbabı, hayal perdesinde dikkatle gözden geçirilir ve her birinin hususiyeti ortaya konur. Hatta devlet erkânı Karagöz sansüründen mahrum olmadığı için, bazen tebdil-i kıyafetle bu gibi temsilleri seyretmeye giden sadra zam, birçok acı hakikatleri dinlemek mecburiyetinde kalır.”(12)
Wanda ismini kullanan Karolyna Czajkowska Suchodolska’nın Fransızca yazdığı Souvenirs anecdotiques sur La Turquie (1820-1870) Paris 1884 (Karagöz’le ilgili bölüm ss. 271-278) kitabı siyasi taşlama konusunda Metin And’ın haklı olarak önem verdiği bilgileri içeriyor.(13) Yazarı ve bu bilgilere nasıl ulaştığı konusunda soru işaretleri bulunan kitabın gerçek yazarının Michal Czajkowski olduğunu Metin Ünver’in bir makalesi ortaya koyuyor.(14) Bir Leh mültecisi olan bu kişi, Rusya’nın baskısından kurtulmak için 1849’da isim değiştirip Osmanlı tarihinden bildiğimiz Sâdık Mehmed (1808-1886) adını alacaktır.(15) Bu durum verilen bilgilerin önemi artırıyor zira yazar Türkçe bilen ve Osmanlı devlet ve toplum yapısını tanıyan bir kişi. Sâdık Mehmed Paşa dört Karagöz oyunundan bahsediyor.(16) Bu oyunlardan ikincisi kaptan-ı derya ve damat Mehmed Ali Paşa’nın(17) Osmanlı donanmasının amiral gemisi Mahmudiye’de yaptığı türlü beceriksizlikler anlatılıyormuş. Hüsrev Paşa’nın(18) mahiyetindeki oğlanlarla ilişkilerinin gösterildiği üçüncü oyundaki sahneleri Sâdık Mehmed Paşa uygunsuz ve ahlaksız olarak niteliyor, buna karşılık aynı oyunda II. Mahmud yüceltiliyor (l’apothéose du sultan).(19) Sultan Abdülaziz`in (1861-1876) ilk yıllarında Kıbrıslı Mehmed Paşa’nın ve yakınlarının nasıl ceplerini doldurdukları da perdede alay konusu olmuş.(20) Karagöz’ün, özellikle Kıbrıslı Mehmed Ali Paşa’yla ilgili sözleri fazla keskin bulunmuş ve oyun yasaklanmış. Ayrıca o tarihten sonra devlet ileri gelenlerinin perdeye çıkarılması da yasaklanmış ve ağır cezalara bağlanmış. Wanda’ya yani Sâdık Mehmed Paşa’ya göre yasaklamadan sonra Karagöz’ün ilginçliği ve anlamı azalmış kaba ve bayağı bir güldürü durumuna düşmüş.(21)
Metin And’ın kullandığı kaynaklar II. Mahmud ve Abdülmecid dönemlerinde siyasi taşlamanın varlığını inkâr edilemeyecek şekilde ortaya konuyor. Peki, 1826’da Yeniçeri Ocağı ortadan kaldırıldıktan sonra yeni dönemde siyasi taşlama hangi güce dayanarak devam etti ya da tekrar ortaya çıktı? Bu konuya oyunlarda II. Mahmud’a methiye için bir yer ayrıldığını hatırlatarak geçmek istiyorum. Sultana methiye düzmenin böyle başladığını düşünmek için bir sebep yok. Daha sonraki dönemlerde Nazif-Ritter oyunlarında da dönemin sultanına methiye düzüldüğünü görüyoruz, saray Karagözcülerinin bu kısma daha bir özendiklerini tahmin edilebiliriz. Yine de Sâdık Mehmed Paşa`nın şahitliğinde bir sultan için Karagöz`de yapılan methiyenin kayda geçmiş olması önemlidir. 1826 sonrasında yeniçeri kahvehaneleri yıkılıp buralarda oynayan Karagözcüler dağılmışken saraya daha yakın hayaliler öne çıkmış olabilir. Mahmud sonrasında da bu uzlaşmanın, -yani işbaşındaki sultana övgü, gözden düşmüş vezirlere, paşalara yergi- Tanzimat paşalarıyla devam etmesi çok beklenebilecek bir gelişme. Tanzimat Dönemi’nde bürokraside rakip kliklerin sert mücadelelere girdikleri bilinen bir konudur. Eğer ilan edilmemiş böyle bir “uzlaşma” varsa sultanın ve Tanzimat paşalarının rakiplerini itibarsızlaştırmak için himayesiz kalan Karagöz’ü kullandıkları ancak Kıbrıslı Mehmed Paşa gibi güçlü bir bürokrat perdeye çıkarılınca siyasi taşlamanın yasaklanmış olması akla yakın geliyor.

Sâdık Mehmed Paşa’nın hatıratının Karagöz’le ilgili sayfaları siyasi taşlama konusunda önemli bilgiler veriyor. Sâdık Paşa, Sultan Kazakları komutanı üniformasıyla, 1857 Antoni Oleszczyński (1794-1879), http://www.polona.pl/ dlibra/doccontent2?id =5635&from=latest

Abdülaziz’in sarayda vükelanın taklidini yaptırması ciddi rahatsızlıklara yol açar. Sultan, 1867’de Birleşik Krallık ziyareti sırasında
Royal Portraits albümü, Queen Victoria Royal Collection Trust United Kingdom
Bu tahmini 1840-44 arasında yapılan jurnaller ve bunları ortaya çıkaran Cengiz Kırlı’nın yorumları destekliyor.(22) Kırlı, İstanbul kahvelerinde, dükkânlarda, hanlarda vb. sohbetleri dinleyen hafiyelerin duyduklarının yazıya geçilme ve sunulma aşamalarında iş başındaki bürokratların rakiplerini gözden düşürmek üzere kolaylıkla kullanabileceklerini söylüyor. Nitekim Karagöz perdesinde genç oğlanlarla ilişkileri alaya alınan Hüsrev Paşa’nın, jurnallerde de yolsuzlukları karşımıza çıkıyor.(23) Buna karşılık Tanzimat’ın bir numarası Mustafa Reşid Paşa’yla ilgili jurnaller o dönemde çıkarılan halkın canını yakan yeni vergilere rağmen genellikle olumlu ya da yansız bir dille kaleme alınmış.(24)
Abdülaziz’in Eğlenceleri
Yukarıda Sâdık Mehmed Paşa’nın (Wanda), Karagöz’e siyasi taşlama yasağı konulmasının tarihini Abdülaziz’in ilk yılları olarak verdiğini belirtmiştim. Aynı yıllarda sarayda oynanan oyunlardan bazı Osmanlı vükelası çok rahatsızdır(25) zira ortaoyunu ve Karagöz gibi geleneksel eğlencelikleri seven Sultan saraya çağırdığı Yağcı İzzet ve Kurban Oseb(26) gibi oyunculara eğlenmek için Ali, Fuat ve Yusuf Kâmil Paşalar gibi önde gelen devlet adamlarını taklitlerini yaptırmakta, yerdirmektedir. Ebuzziya Tevfik bu oyunculardan “emir altına alınmış… Zuhuri maskaraları” olarak söz ediyor.(27) Bu sırada Mabeyn’de kâtip olan Ziya Bey’in (meşhur şair Ziya Paşa) bu eğlencelerde payı olduğu, sevmediği vükela ile alay edilmesinden memnun kaldığı anlaşılıyor.(28) Ancak Ziya Bey saraydan ayrıldıktan (1861)(29) sonra da bu tarz güdümlü siyasi taşlama devam eder öyle ki, Namık Kemal’e üvey dayısının yolladığı bir mektupta mali dengeyi elden geldiğince düzeltmek için masrafları kısmasından dolayı Esad Paşa’ya(30) kızan Sultan’ın kendi sadrazamını alaya alan bir komedyayı bizzat kaleme aldığı bilgisi var.(31) Abdülaziz’i tahttan indirenlerden Hüseyin Avni Paşa(32) da sarayda çirkin bir şekilde taklidi yapılanlar arasındadır.(33) Anlatılanlardan bu oyunların saray içinde kaldığı dışarıda oynanmadığı anlaşılıyor. Muhtemel ki Karagöz’e getirilen siyasi taşlama yasağı ortaoyunu ve benzeri eğlencelikler için de geçerlidir. Buna karşılık vükela rahatsız da olsa, Abdülaziz’in sarayda düzenlettirdiği eğlenceleri engelleyememektedir.
İSTİBDAT DÖNEMİNDE İKİ MUHAVERE
II. Abdülhamid döneminde iki muhaverede silik ve dolaylı siyasi taşlama kalıntılarına rastlıyoruz. Kunoš’un 1886’da yayımladığı kitapta yer alan üç oyundan birincisi “Hamam”ın muhaveresinde Karagöz evinin penceresinden aşağı inecekken ayağına ip dolanıp asılı kalır ve feryat ederek Hacivat’tan yardım ister. Ancak Hacivat “başım belaya girer” diye bir süre yardım etmez. Evvela Paris’e, Yunan’a, Londra’ya, Portekiz’e telgraf çekecektir oralardan gelecek cevaba göre Karagöz’e yardım edecektir.(38)
Kunoš’un aynı kitabının “Karagöz’ün Yazıcı Oyunu”nun(39) (Karagözün jaže̊ce̊-ojnu) muhaveresi ile Teodor Kasab’ın Hayâl gazetesinin ilk sayısında(40) yayımlanan muhavere arasında başlangıç kısmı hariç büyük benzerlik vardır. Bu muhaverede Karagöz gazetecidir, başka şeylerin yanı sıra Diyojen ve Çıngıraklı Tatar’ı çıkarırken yaptığı muhalefetten dolayı başına gelenleri de anlatmaktadır. Kasab 1877’de 3 yıla mahkûm olmuş, çıkarmakta olduğu Hayâl gazetesi yayıma son vermiştir. Hapse giren Kasab bir ara salıverilmiş bundan istifade Paris’e kaçmış, ancak iki yıl sonra İstanbul’a dönmek zorunda kalmış, 1881 yılında affedilmiş akabinde II. Abdülhamid’in kararıyla “Kitâbî-i Hazret-i Şehriyârî” olarak saray kütüphanesine alınmıştır. Kunoš bu oyunu seyrettiğinde aynı görevdedir.(41) Teodor Kasab bu durumdayken yaklaşık 12 sene evvel yayımladığı muhaverenin İstanbul kahvelerinde oynanması iki açıdan ilginç:
“Kızlar Ağası”
Merkezinde siyasi taşlama olan “Kızlar Ağası” sansürlenmemiş ya da az sansürlenmiş izlenimi veren yegâne ortaoyunudur, Karagöz’de de benzeri bir oyun günümüze gelmemiştir.
Burada bu oyunu tanıtmamın sebebi 1826 öncesinde siyasi taşlamanın neye benzediği konusunda okuyucuya bir fikir vermektir. Cevdet Kudret, Kavuklu Hamdi’den alınan bu oyunun nev icad olduğunu belirterek başında “Bu piyes Meşrutiyet’ten sonra oynanmıştır.” notu olduğuna dikkat çekmiş.(34) Ancak Yeniçeri Ağası’nın da oyunda yer alan tiplerden biri olduğunu göz önünde tutarsak 1826 öncesi, hatta siyahi hadım ağaların Osmanlı yönetiminde etkin olduğu 17.-18. asır saray içi mücadeleleri akla getiren bir olay örgüsü var.(35) Siyahi bir hadım olan Kızlar Ağası (KA) Cafer sarraf Samuel’den (Cûd) altı ay önce 5000 lira borç almıştır. Pişekâr ile Kavuklu, Ağa’nın hizmetinde çalışmaktadırlar. Samuel borcu tahsile gelince 1000 lira daha borç ister fakat Samuel yeni borç vermeden evvel eski senedi nasıl ödeyeceğini sorar. Ağa tehdit ile eski senedi Samuel’e yırttırır sonra da yutturur. Samuel yeni borç için senet düzenlerken ince bir kâğıt seçer:
“KA- Allah Allah! O ne öyle? O nasıl kâğıt? Ona yazı yazılırken yırtılır, ayol.
Cûd- Merak etme yirtilmaz efendim, yazilir.Yirtilsa da zarar yok; nasil olsa bir ay sonra onu ben yutacak değil miyim?” (36) Kavuklu da (K) Yahudi’yi dolandırmasından dolayı Ağa’ya kızgındır ama bir taraftan da korkar:
KA- Haydi Hamdi Efendi, sen de git istirahat et.
K- (Gizli) Vay köpoğlu! Yahudi’yi dolandırdı ya, bana da rahat ettiriyor. (Âşikâre) Peki, efendim, gidiyorum. Eski senet yutturulacak bir alacaklı filân gelirse size getireyim mi?”
KA- Kim gelirse?
K- Efendim, eski bir sarraf veya senetli biri gelirse getireyim mi huzurunuza? Yoksa size getirmeden orada ben yutturayım mı?
KA- Elbette getireceksin. Onların hakkını vermek lâzım değil mi ya?
K- Elbette onu sizden başkası yapamaz.
KA- Neyi yapamaz?
K- Eski senet yutturmayı. Bu iş herkesin harcı mı? Hem de bakalım herkes Yahudi gibi yutar mı?”
Fasıl, Cûd’un durumu bildirmesi neticesinde Yeniçeri Ağası’nın bostancılarla beraber Cafer’in düzenlediği eğlenceyi basması ve burada yaşanan
bir güç çatışmasını takiben bostancıların Cafer’i sürükleyip götürmesiyle kapanır.(37) Cûd’un uğradığı haksızlık gayet hoş
ve sert bir mizahla ortaya konuyor. Üstelik olay Cûd’un lehine çözülüyor, herkesin çekindiği bir devlet görevlisi “adil” Yeniçeri Ağası tarafından cezalandırılıyor.
Yeniçeri Ağası, Cafer’i bostancılar tarafından götülürken “köpek Arap”, “köpek Fellâh” diye aşağılar, böylece yolsuzluğun yaygın bir durum değil de siyahi Cafer’in şahsi bir suçu olduğu izlenimi yaratılır, yani saray da dolandırılanlar arasındadır. Nereden bakılırsa bakılsın bir yöneticinin tehdit ile borcunu silmeye yeltenmesinin mizah üzerinden eleştirilmesi düpedüz siyasi taşlamadır ancak bu bir sistem eleştirisi değildir. Adaletin Yeniçeri Ağası’nın eliyle tecelli etmesinden dolayı oyunun 1908 ertesi gelişen politik ortama uygun düştüğünü düşünebiliriz belki, ancak saray eleştiri dışıdır, dolayısıyla olay örgüsü bu yorumu desteklemiyor. Yapısında bugünün gözüyle “ırkçı” sayılabilecek kimi öğeler ve yeniçeri ağasının fazlaca “temiz” bir figür olarak ortaya çıkması okuyucuyu yadırgatsa da, yolsuzluğu ve yüksek bir devlet görevlisinin yetkilerini kötüye kullanmasını sorgulayan mizahın ne kadar etkili olabildiğini görüyoruz.
1861’de mabeynde kâtip olan Ziya Paşa’nın da vükelanın taklit ettirilmesinde payı vardır Abdullah Frères, İstanbul 1. Abdülhamid döneminde bir hayâlinin Kasab’ın bir muhaveresini çok benzerini oynamaya cesaret etmesi. 2. Bir entelektüelin yazdığı muhaverenin Karagöz dağarcığına girmiş olması. “Kızlar Ağası”ndakinin tersine bu muhaverelerde taşlama merkezî bir yer tutmuyor, ancak rejime yönelik belli belirsiz laf sokmaları söz konusudur. Kunoš oyunları Aksaray’da ya da o civardaki kahvelerde dinlemiş ve yazmış olduğunu söylüyor. Eğer bu bilgi doğruysa satır aralarındaki taşlamayı fark etmekten zevk alan bir seyirci grubu var demektir. Yani siyasi taşlama oyuncusu ve seyircisi bir yerlere sinmiş ama bitmemiş gibi gözüküyor.
Bu kadar silik ve dolaylı siyasi taşlama Halide Edip’in Sinekli Bakkal’ındaki romanın kahramanı Rabia’nın babası Karagözcü/ortaoyuncu Kız Tevfik’in, parası hiç bitmeyen “mirasyedi”yi, zahiren kıyafeti aynı olduğu halde, ruhunu, tavırlarını dönemin dâhiliye nazırına benzeterek oynatmasını hatırlatıyor. Halide Edip şöyle yazmış: “Kıyafet, üslup, ifade hep eski fakat ‘sembol’ler yeni idi. Yalnız bunu o kadar san’atkar bir karışıklıkla, mantığa sığmaz vakalar arasında gösteriyordu ki, onu yakalayıp şunun bunun karikatürünü yapmakla itham etmek çok müşküldü.”(42) Bu durumda Abdülhamid’in neden yıldız, vb kelimeleri yasakladığını ya da başka inanılması güç yasaklar getirdiği anlaşılıyor zira insanlar “ben sen-den değilim”, “esasında sana karşıyım” demenin türlü yollarını bulabiliyorlar.
SONUÇ
1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın ilgasının, bu tarihin öncesinde ve sonrasında uygulamaya konulan devletin kendisini ve toplumla ilişkilerini yeniden düzenleme çabalarının, toplumunun bütünü için olduğu kadar geleneksel eğlencelikler için de önemli sonuçlar doğurduğunu düşünüyorum. Örneğin 18. yüzyılda kol oyunları şenliklerde geniş esnaf grupları ve ahali ile yakın temas halinde icra edilirken ve sosyal anlamda bu gruplara yaslanırken(43), 19. yüzyılın ilk yarısında bu iç içe olma hali çözülmeye başlamıştır. Böylece esasen bir esnaf eğlencesi olan kol oyunu ortaoyunu formuna bürünürken genel ahaliye hitap etmenin yollarını aramış, ancak esnaflık motivasyonun yerleştirdiği kurgu ve espri anlayışı ortaoyununda da devam etmiştir. Karagöz de Yeniçerilerin ortadan kalkmasından sonra, güç dengesinin sultan ve merkezi bürokrasi lehine değişmesinden dolayı kahvehanelerde kullanageldikleri perdenin özerkliğini önemli ölçüde yitirdi. Bu süreçte iki eğlencelik de merkezin geçtiğimiz yüzyıllara göre çok daha kolay kontrol edebildiği bir hal aldı.

Halide Edip’in Sinekli Bakkal’ı (1936) ilk olarak Londra’da İngilizce The Clown and His Daughter (1935) adıyla yayımlanır. Romandaki Kız Tevfik tipi bakkaldır ama gözü hep Karagöz ve ortaoyunundadır. Cumhuriyetin 75. Yılı 1954-1978, YKY, İstanbul 1998, cilt II, s. 535
Karagöz ve ortaoyunu halk tarafından beğenilse de devlet katında genellikle asrileşmeye katkısı olmayan muzır eğlenceler olarak değerlendiriliyordu. Dolayısıyla siyasi taşlamanın yasaklanmasından sonra müstehcenlik üzerine kurulu mizah yapan ve bu yüzden de dönemin aydınları ve devlet tarafından baskı altına alınan hayaliler, taşlama alanına dönmeye kalkarlarsa, yeniçeriler gibi dengeleyici bir gücün yokluğunda, daha genel bir yasaktan çekiniyorlardı muhtemelen. 19. yüzyılın ikinci yarısında Karagözcülerin, meddahların hemen köşe başındaki kahvede beceriksiz sadrazamları, rüşvetçi nazırları alaya aldığı, bunlar hakkında ileri geri konuştuğu, seyircinin de alkış tuttuğu bir siyasi ortam Tanzimat bürokratlarına hiç cazip gelmemiş olsa gerek.
Yazının dipnotlarına buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Toplumsal Tarih'in 334. sayısından Karagöz ve Ortaoyununda Siyasi Taşlama ve Osmanlı Basınında 100 yıl önce: Ekim
07 Nis 2023

YAZARLAR

Toplumsal Tarih
Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR


