Bu yıl editörlerimizin üzerine en çok düşündüğü ve tartıştığı yazıları sizler için derledik.
Exante
Yüksek faiz oranlarının getirisi yok, derdi çok
Joseph E. Stiglitz
Merkez bankalarının faiz oranlarını artırma konusundaki sarsılmaz kararlılığı gerçekten dikkat çekici. Enflasyonu dizginlemek adına, kendilerini kasıtlı olarak resesyona yol açacak -ya da resesyon gelirse daha da kötüleştirecek- bir yola soktular. Dahası, politikalarının neden olacağı dertleri açıkça kabul ediyorlar, her ne kadar bunun yükünü çekecek olanların Wall Street'teki dostları değil yoksullar ve dışlanmışlar olduğunu vurgulamasalar da. ABD'de bu dertlerin ceremesini orantısız bir şekilde dezavantajlı gruplar çekecek.
Roosevelt Enstitüsü'nün birlikte yazdığım yeni bir raporunun da gösterdiği gibi, enflasyondaki faiz oranına bağlı ekstra düşüşten elde edilecek faydalar, her halükarda gerçekleşecek olanlara kıyasla çok az olacaktır. Enflasyon zaten gevşiyor gibi görünüyor. Bir yıl önce -Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden önce- iyimserlerin umduğundan daha yavaş ılımlılaşıyor olabilir ;ancak yine de ılımlılaşıyor ve iyimserlerin bu belirttiği aynı nedenlerden dolayı gerçekleşiyor. Örneğin, bilgisayar çipi sıkıntısının neden olduğu yüksek otomobil fiyatları, sektördeki darboğazlar çözüldükçe düşecekti. Bu gerçekleşiyor ve otomobil stokları gerçekten de artıyor.
İyimserler ayrıca petrol fiyatlarının artmaya devam etmek yerine düşmesini bekliyordu; bu da tam beklentilere uygun biçimde gerçekleşti. Aslında, yenilenebilir enerji kaynaklarının azalan maliyeti, uzun vadede petrol fiyatının bugünkü fiyattan bile daha düşük olacağı anlamına geliyor. Yenilenebilir enerjiye daha önce geçmemiş olmamız utanç verici. Fosil yakıt fiyatlarının değişkenliğinden çok daha iyi izole olurduk ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Suudi Arabistan'ın savaş çığırtkanı, gazeteci katili lideri Veliaht Prens Muhammed bin Selman gibi petro-devlet diktatörlerinin kaprislerine karşı çok daha az savunmasız olurduk.
Dadanizm:
Dostlar meclisinden bir gündem başlığı: Gitmek mi, kalmak mı?
Özge Akkaya
Son yıllarda arkadaş ortamlarından iş sohbetlerine dek her buluşmada biri çıkıyor ve diyor ki “Kaldık burada.” Bu cümle her sosyoekonomik ortamda kurulmuyor tabii ki. Gitme imkanlarına sahip olup da gitmemiş insanların ağzından çıkıyor genelde. Yani eskinin orta üst, şimdinin orta alt sınıfına ait bir yakarış bu çoğunlukla.
Bir insanın doğduğu ülkede büyümesi, yaşamını sürdürmesi, kök salması normal şartlarda “kalmak” kelimesiyle ifade edilecek bir durum değil elbette. Ama “gidenler” o kadar çok ki yaşamını burada sürdürenler zaman zaman “kalma” hissini yaşarken buluyor kendini.
Burada kalmanın yarattığı büyük bir kuşku var: Acaba yanlış mı yapıyorum, geç mi kalıyorum?
“Dev bir FOMO” olarak tanımlıyor bu düşünceyi M.U. (35, erkek, editör) ve ekliyor: “Ama bir taraftan da yaşadığım yerde bile garip bir özlem yaşıyorum. Nasıl anlatabilirim bilmiyorum; ‘Ah 90’larda Beyoğlu süperdi’ gibisinden bir nostalji değil bu. Sanırım arkadaşlarımla, gidenlerle bu şehri yaşamayı özlüyorum. Garip bir eksiklik söz konusu...”
Zappa Zamanlar:
Arendt ve "Tırabzansız Düşünmek"
Biray Kolluoğlu & Zafer Yenal
Sosyalizm ve kapitalizm arasındaki sınırları sorgulamaya bizi kışkırtan oldukça aykırı bir bakış bu tabii. Arendt’e göre kendisine çok bariz görünen bu ilişkinin tartışılmıyor bile olması, tırabzanlarını kaldırdığınızda insanların güvensiz buldukları düşünce yollarında yürümeyi istememelerinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla bu tür ezber bozan fikirleri sıklıkla göz ardı ediyoruz ve üzerlerinde düşünme zahmetine katlanmıyoruz.
Arendt’in “tırabzansız düşünmek” metaforu üzerine söylediklerini Ahıska’nın çevirisiyle aktaralım:
"Şöyle başka bir şey var, Draenos, ‘bir zemin olmadan düşünmek’ demişti, benim bu denli zalim olmayan başka bir benzetmem var, bunu hiç yayımlamadım, kendime sakladım. Buna ‘tırabzansız düşünmek’ diyorum, Almancada Denken ohne Geländer. Hani merdivenleri inip çıkarken düşmemek için tırabzana tutunabilirsiniz ya, biz bu tırabzanı kaybettik. Kendime bunu söylüyorum. Ve aslında yapmaya çalıştığım da bu."
Kaybedilen tırabzanlar neler? Modernlikle kaybedilenler mi? Yani gelenek, baskın inançlar, Tanrı’nın düzeni mi? Yoksa modernliğin içinden çıkardığı faşizmin yıktıkları mı? İkisi de var sanki. Savaş sonrası dünyada Aydınlanma’nın yerleştirmeye çalıştığı tırabzanlara da dayanılamıyor artık.
n okuyoruz|
Spotify Sorumluluk Almak Zorunda
Ahmet Alphan Sabancı
Spotify'ın müziğin yanına podcast ekleme kararıyla birlikte yayınlanan ve platform üzerinden dağıtılan içerikler konusunda sıkıntı yaşamaya başlaması kaçınılmazdı. Ancak bunu önemsememek bir yana, sanki sadece baş ağrısı istiyormuş gibi hareket edip Joe Rogan'ı transfer etmeleri beklenen sonucu verdi.
Bir süredir Rogan'ın bölümlerindeki aşı karşıtlığı ve COVID komplo teorileri başta olmak üzere birçok sıkıntılı içerik yüzünden tepki çeken Spotify bunları duymazdan gelmeye devam etse de müzisyen Neil Young'ın "ya ben ya Rogan" demesine cevap olarak Young'ın müziklerini kaldırarak cevap vermeleri konuyu ne kadar anlamadıklarını net bir şekilde görmemizi sağladı. Spotify kendisini hâlâ dokunulmaz bir teknoloji şirketi zannetmeye ve bir medya şirketi olarak yayınladığı içeriklerin sorumluluğunu almamaya devam ediyor. Bunun üstüne "yatırım yaptıkları ürünlerini" savunma dürtüsü de eklenince kendilerini böyle sorunlu bir konumda buluyorlar.
Benzer sorunlarla uğraşmak konusunda ısrar eden bir diğer platform da Substack. E-bülten platformu benzer şekilde yatırım yaptıkları ve transfer ettikleri sıkıntılı yazarlardan dolayı düzenli olarak tepki alıyordu. Center for Countering Digital Hate tarafından yayınlanan yeni bir rapor da aşı karşıtı isimlerin Substack üzerinden yılda yaklaşık 2.5 milyon dolar kazandığını gösterdi. Substack buna cevap olarak "gerçek sorun güven sorunu ve bunu sansürle çözemeyiz" dedi. Yani ortada yanlış bilgiler var ama Substack sizi korumak için hiçbir editöryal çaba göstermeyecek ya da moderasyon uygulamayacak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Editörün Seçkisi
Aposto'da öne çıkan çıkan yayınlar ve içerik derlemeleri.
İLGİLİ OKUMALAR



