Zeytin ve Güneş: Türkiye'nin Kömürden Çıkışı için İki Proje

Türkiye’nin 5 yıl aradan sonra Paris Anlaşması’nı onaylaması geçtiğimiz yıla imzasını vuran olaylardan biri olmuştu.
Ama bununla beraber, Paris Anlaşmasını onaylamak iklim krizine karşı alınacak önlemlerin ilk sırasında yer alsa da tek başına yeterli değil.
Türkiye’nin bu süreçte başarılı olabilmesi için, düzenli olarak iklim krizine karşı aldığı önlemleri güncellemesi, kömürden çıkış sürecini başlatması ve bu çıkış sonrası kömür bölgelerini ekonomik anlamda toparlayacı adil dönüşüm adımlarını atması gerekmekte.
Maalesef Türkiye bu adımların hiç birini atmış değil. İklim krizine karşı hala geri dönüşüm girişimleri çözüm olarak gösterilse de, iklim krizinin en büyük sorunu fosil yakıtlara ve kömüre karşı mali yardımlar ve yasal düzenlemeler devam etmekte.
Hatta bu ay içerisinde bu düzenlemelerden cesaret alarak yüzyıllık zeytin ağaçlarını kömüre feda eden girişimleri de yaşadık.
Bununla beraber elektrik üretiminde 2019 itibarıyla %40’a varan dışa bağımlılık enerji arz güvenliği konusunda bir kırılganlığa neden oluyor. Artan döviz fiyatları ile de ekonomimizin her noktası etkilenmekte.
Her ne kadar bu yüzden hükümet kömürü hala ekonomik bir kazanç olarak görse de, Türkiye 2012’de “yerli kömüre hücum” politikasıyla çıktığı yolda, yerli kömürün iki katı büyüklüğünde ithal kömürlü elektrik kapasitesi kurdu ve dışa bağımlı bir yapı devam etti.
Bu 10 yıllık süreçte ise artık enerji uzmanları ve finansal yatırım kuruluşları giderek pahalı olmaya başlayan kömürü enerji denkleminden çıkarmaya başladı ve yeni çözüm önerileri ile adil bir geleceğin ilk adımlarını atıyorlar.
Avrupa’da 23 ülke ya elektrik üretimlerinde kömürü çıkardı ya da kömürden çıkış kararıyla kendilerine bir yol haritası hazırladı.
Türkiye hükümet olarak böyle bir yol haritasını hazırlamasa da adil ve fosil yakıtsız geleceğin Türkiye özelinde iki örneğini ise, sivil toplum kuruluşlarının hazırladığı “Kömür Sahalarının Güneş Potansiyeli” ve ‘‘Yerel Ekonomi için Dönüşüm Fırsatı: Milas’ta Zeytincilik’’ raporlarında görmek mümkün.
“Kömür Sahalarının Güneş Potansiyeli” raporu Kömürün Ötesinde Avrupa (Europe Beyond Coal), Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe), Greenpeace Akdeniz, WWF-Türkiye, İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği, 350 Türkiye, Ekosfer ve Yuva Derneği için Solar3GW tarafından hazırlanmış.
Rapor, Türkiye’de açık madencilik yapılan kömür sahaları güneş panelleri ile donatarak 7 milyon hanenin, yıllık elektrik ihtiyacının karşılanabileceğine dikkat çekiyor. Bu Türkiye’deki hanelerin neredeyse üçte birine denk gelmekte.

Kömürlü termik santrallerine bağlı çalışan açık madencilik sahaları hem kapladıkları alan itibarıyla güneş santrali kurulumuna elverişli, hem de trafo merkezlerine halihazırda bağlantılı olduklarından güneş enerjisi dönüşümünde maliyet avantajına sahip.
Raporda yapılan hesaplamalara göre, 22 kömürlü termik santrale kömür sağlayan kömür sahalarına 13.189 MW kurulu gücünde güneş paneli kurulabilir. Bu, Türkiye’nin şu anki güneş kurulu gücünün (7815 MV) yüzde 170 artması demek.
Kurulacak güçten üretilecek 19.079 GWh/yıl elektrik, hem bu 22 kömürlü termik santralden daha fazla elektrik üretiyor hem de yıllık 12,4 milyon ton CO2 emisyonunun önüne geçilebilir. Bu da Türkiye’nin yıllık CO2 emisyonunun sadece bu yatırımlar ile yüzde 3 azalması anlamına geliyor.
Bununla beraber, raporda yüksek güneş potansiyeli değerlendirilirken madencilikle bozulan arazilerin doğaya yeniden kazandırılmasının mümkün olup olmadığı mevzuata uygun biçimde tespit edilmesi ve yerel halkın mülkiyet hakkı korunarak kararlara katılımı sağlanması öneriliyor.

Güneş enerjisine dayalı istihdam olanaklarından faydalanmak için kömür bölgelerinde düşük karbonlu ekonomiye geçişi destekleyecek yerel kalkınma politikalarının ve bu politikaları tamamlayacak işgücü arz ve talep önlemlerinin hayata geçirilmesi gerekiyor.
Yani sadece güneş enerjisi kuruluma yapmak yeterli olmamakta. Örnek olarak özellikle son dönemde yeni kömür madenleri için zeytin ağaçlarının kökünden söküldüğü Muğla’nın Milas ilçesine bakabiliriz.
Burada bulunan Yatağan, Yeniköy ve Yeniköy-Kemerköy Termik Santrali ve buraya kömür sağlayan madenler yaklaşık 25 bin dönümlük bir alana sahip. Bu alana kurulacak güneş enerjisi sistemleri yaklaşık 2000 GWh/yıllık enerji üretimi yapabiliyor.
Bu enerji üretimi termik santraller ile karşılaştırıldığında üçte birlik bir enerji kaybı anlamına gelse de, tasarruf edilecek yıllık yakıt masrafı ve daha ucuz enerji üretimi ile güneş enerjisine ek olarak bölgede verimlilik teknolojileri ve rüzgar santralleri de kurulabilir.
Yine aynı bölgeyi ele aldığımızda, özellikle Milas’ta bulunan ve coğrafi işarete sahip tescilli Memecik zeytinyağına yapılacak yatırımların geri dönüşü oldukça yüksek gözükmekte.

Böylelikle daha önce de bahsettiğimiz gibi, düşük karbonlu bir ekonomik değer ile adil dönüşüm içeren yerel kalkınma bir araya gelerek tamamlayıcı bir politika izlenebilir.
Milas Kent Konseyi, Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) ve İklim İçin 350 Derneği’nin hazırladığı ‘‘Yerel Ekonomi için Dönüşüm Fırsatı: Milas’ta Zeytincilik’’ isimli raporun amacı da, Milas için zeytine dayalı düşük karbonlu bir ekonominin geliştirilmesi olasılığını araştırmak.
Yapılan araştırmalar Milas’ta yıllık ortalama 100 bin ton zeytin hasadı yapıldığını gösteriyor. Bununla beraber bu hasadın beşte biri bölge ekonomisi için ek katma değer yaratmadan işlenmemiş zeytin olarak bölge ekonomisi dışına çıkıyor.
Bölge ekonomisi dışına çıkan bu 20 bin tonluk zeytini kullanmak için 50 zeytin işleme tesisi, 15 zeytinyağı tesisi ve 5 sabun-şampuan tesisi kurulabilir. Bu sayede 685 kişilik yani Milas’ta kömür madenlerindeki istihdam kadar yeni iş olanağı yaratılabilir.

Yerel, ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliğe dayalı bu dönüşümün maliyeti 2021 fiyatlarıyla 240 milyon₺’lik bir yatırımla yapılabiliyor. Milas’ta var olan iki kömürlü termik santrale bir yılda yapılan kapasite mekanizma ödemesi ise 260 milyon₺ civarında.
Yani kömürlü termik santrallerden alınacak bir senelik yatırım, yeniden yönlendirilirse Milas’ın zeytin ekonomisinin değerin 13 katına çıkarabilecek kapasiteye sahip.
Özetle, bu iki rapor, uzun yıllardır fosil bazlı enerji üretimi için sosyal, ekolojik ve iklimsel yıkıma yol açan kömürlü termik santraller ve madenler yerine bir dönüşüm planı sunuyor.

Bu dönüşüm amacı ise bu yıkımdan etkilenenler için adaleti yeniden sağlamak. Zira, bu dönüşümü birkaç büyük şirket yerine, fosil yakıtlardan etkilenmiş bölgelerdeki topluluklar ve KOBİ’ler ile gerçekleştirmek, sosyo-ekonomik anlamda adaleti sağlayacak en doğru adım.
Eğer eski bildiklerimizle bu yeni döneme girersek, tüm ekonomiyi baştan aşağı yenileyecek bu dönüşümün yükünü yine fosil yakıt altında ezilmiş topluluklar çekecek.
Zaman bu eski döngüyü kırmanın zamanı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kömürden sonra adil ve yerel bir dönüşüm mümkün
20 Nis 2022

YAZARLAR

Görkem Gömeç
Boğaziçi Üniversitesi ve SUNY Binghamton'da Küresel ve Uluslararası İlişkiler lisansından sonra, İsveç'te Uppsala Üniversitesi'nde Sürdürülebilir Kalkınma üzerine yüksek lisans yaptı. 7 yıllık içerik üretme deneyimini Çevreci Geek ve Yeşil Öneriler ile sürdürüyor.

Çevreci Geek
İklim haberleri üzerine yorumlar.
İLGİLİ OKUMALAR





