Zihinden Akanlar

Kaybolan duyulardan zihine akanlar
Zihinden Akanlar

Sevgili masa arkadaşım Turna yollarda, ben de evimizi ziyaret eden virüsle kavgadayken arayan soran arkadaşlarımızın soruları bende başka pencereler açtı. Umuyorum, Covid, bu yazıyı okuyanlarınızın çok azına uğramış ya da göz göze bile gelmemişsinizdir. Belki sıkça duymuşsunuzdur, kimi bedenlerde koku ve tat duyularında kayıplar oluyor. Ben de beşinci gün gibi koku duyumu kaybettim. O hâli, arkadaşlarıma aktarırken bir yol aradığımda, “sisle kaplı bir günde mahallenizde yıllardır yaşamanın verdiği hafızayla yolunuzu bulduğunuzu düşünün” gibi bir cümle kurarken buldum kendimi. Ben, böyle anlatabildim bu kayboluşu. Sonra aklıma, birkaç hafta evvel Prime Video üzerinden izlediğim, “Sound of Metal” filmi düştü. Duyma yetisini kaybetme hâlinin izleyiciye anlatım biçimiydi aklıma düşen. Eminim, filmle ilgili kendine ait sinema dünyaları olanlar incelikli yorumlar yapacaktır. Ben aklımda kalan, beni düşünmeye, bağ kurmaya sevk eden bir iki şeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Öncelikle kısacık belirtmem gerekirse, müzik dünyasında duyma kaybı, duyma halinde gürültü ya da kirlilik sorunu ne yeni bir şey ne de bu konuda yapılan çalışmalar büyük keşif gerektiren alanlar. Uzun yıllardır hem tıp dünyasında hem de içinde müzikolojinin de yer aldığı müzik terapi gibi büyük bir çalışma sahasını da kucaklayan, başka birçok disiplinin çalışma konusu olmuş, projeler üretilmiş. *

Daha gündelik / popüler bir yerden hareketle; duymamak ve müziği yan yana düşündüğümüzde sizlerin de benim gibi aklınıza geliveren bazı isimler olmadı mı? Neil Young, Phil Collins, George Martin, son yıllarda hızlanan sorunlarıyla Eric Clapton… Listemiz uzar gider değil mi… Sound of Metal’i izledikten sonra, aklıma duymayışının konu dahi edilmesini istemeyen Evelyn Glennie de geldi. Bir de tabii “duyma” dediğimiz kavramın, mevzu müzik olunca, nasıl da anlamını aşıp bedensel başka bir hissediş haline büründüğü. Bununla ilgili tatlı bir hatırlatma yazısı bırakıyorum buraya

Filmin büyük çoğunluğunda, işitme duyusunu kaybeden müzisyenin kulaklarıyla tanıklık ediyoruz mekânlara ve müzisyenin iç dünyasına. Onun duyamadığını duyup - bazen duyamayıp - duyduğu gürültüyü paylaşıyoruz. Aslında yalnız filmdeki karakterin de değil, duymayanların ortak bir sesi var etme çabasını; bedenleriyle dinledikleri müzikten, birlikte ses olmak için kullandıkları ritimli anlara kadar paylaşıyoruz. Film bu anlamda, (kulak ile) duyamama hâlinin de (mutedness of sound / lack of resonance) ne denli gürültülü olabileceğini paylaşmamızı istiyor gibi. Bu anlatım ve fikir, beni ertesi birkaç gün hem etno/müzikoloji kanalımızda yaptığımız görüşmeler sırasında hem de biraz daha incelikli bir edebiyat fikri edinmek için kaydolduğum yazarlık atölyesine yazacaklarım sürecinde meşgul edip durdu. Bir şarkının üzerimizde bıraktığından hareketle bir hikâye yazmak, onu planlamak, bir müzisyenin ses ve sessizlik dünyasına ortak olmak ya da kolektif bir anlatım inşa etmek için “orada olmak”, paylaşmak… Hepsi hem çok kalabalık hem de çok bireysel bir bağ bana göre. 

Filmden bana kalan bir diğer şey; sesi kulakta kaybeden müzisyenin ‘zaman’ dediğimizle de tutuştuğu kavga ve bu kavgadan beklemediğimiz bir kararla çıkması. Karakterin kararı, yıllar önce izlediğim bir başka filmi Sound of Noise’yi da hatırlattı. Bir kez daha, sınırları kalın çizgilerle çizilmiş, iktidarlı tanımlamalardan çok daha fazlasını mümkün kılan müzikli dünyaları ve anlatımları yani… Zaman mefhumu ile ilgili hastayken, dinlenmek icap ederken, zihnimin bir türlü durmayışıyla tekrar Sound of Metal’e ve karaktere döndü zihnim. Yeniden duyma ümidi, ümit etme haliyle öğrendikleri ve aldıklarıyla koyulduğu yol...  ‘Zaman’la olan dert hiç biter mi dersiniz? Ben, yattığım yerden sonra kendisiyle, geçici bir süre için de olsa, anlaştım gerçi. Başka bir hatırayla, başka bir iç ısıtan anıyla; yıllar evvel bir hocamın zamanın hızından, dünyanın yükselen beklenti çıtalarından korkarak ertelediklerimi fark edip söylediklerini hatırlayarak. Sonra başucuma uzanıp bu birkaç satırı not ettim. Kaybolan duyuları anlatmanın / paylaşmanın imkânlarından ziyade, getirdiği yeni adımları düşündüm. Benim koku duyumu kaybedişim geçici bir durum olmakla birlikte, beni şair ettiğine dair kendimle eğlenerek evde dolanıp durdum. Zira elimde o sıra yalnız kelimeler vardı. Bu birkaç satırı da bir cevap çıkartmak diye değil, aksine zihnimin kalabalığını sizlerle paylaşırsam yeni akışlar bulurum umuduyla tuşa alıyorum. Malumunuz, zamanın da sesin de sessizliğin de ucu bucağı yok. 

Gündelik hayatımızın hızına bakılırsa birçoğumuzun artık yeni sayamayacağı bu filmi ben başka anları ve anlatımları da düşünmek adına tavsiye ediyorum. Şimdiden iyi seyirler.

Son olarak, şimdi aklımdan geçenlerle kalkıp kendime bir kahve koyuyorum. Yanına da her seferinde severek dinlediğim, İngiliz grup Amplifier’dan Crystal Mountain’ı armağan ediyorum. Siz ne dinliyorsunuz / neyi duyuyorsunuz şimdi?

 

*: bknz;

https://www.musictherapy.org/

http://umted.org/

https://muzikterapiakademisi.com/

https://wfmt.info/music-therapy-today-current-issue/

Ç. Dr. Adnan, Ruh ve Beden Sağlığı İçin: Müzik Terapi, 2020, Timaş Yayınları.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Müzikli MevzularMüzikli Mevzular

BÜLTEN SAYISI

YAZARLAR

Tuğçe Hakarar

Müzikli Mevzular

Müzikli Mevzular

Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR