Zindan köyünün Eminesi niçin hizmetçi olmuş?

Bana para vermezler, diyor, hanımım benim için pangaya para koyuyor. Bunlar benim çeyizliğim olacak

(30)
Röportajı yapan:
Neriman


Onunla beraber apartımana dönerken konuşmayı ihmal etmedim.

— Adın ne senin kız! dedim.

Yılışık yılışık yüzüme bakarak sırıttı:

— Emine, dedi.

— Nerelisin sen?

— Zindan köylü..

— Nerede bu köy?.

— Anadoluda...

— Neresinde?.

— Bilmiyoum.

— Köyünden çoktan mı çıktın?

— İstanbula beş yaşında gelmişim...

— Demek o zamandanberi buradasın?.

Gene yılışık yılışık güldü.

— Evet buradayım.

— Kapıcının senin için söyledikleri yalan mı?.

— Ne yalan, ne doğru.

— O da ne demek?.

— Ne demek olacak bir çok yerlerini uyduruyor.

— Anlatsana bana işin doğrusunu...

Biraz durdu. Sonra anlatmakta hiç bir mahzur görmemiş olacaktı ki bülbül kesildi...

Kendisi köyünden İstanbula geldikten bir sene sonra anası ölmüş... Babası da yeniden evlenmiş ve kendisini ninesinin yanına bırakmış. Büyük annesi ihtiyarmış, kendisine bakamadığı için bir karı kocaya evlâtlık vermiş. Şimdi tam on beş yaşında imiş.. İşte Zindan köyünün Eminesi bu şekilde hizmetçi piyasasına düşmüş.

İş idarehanelerini bilmezmiş. Hizmetçi dellâllarından haberi yok.. İşi kapıdan kapıya çıkmak. Kâh çocuk bakmıya, kâh ortalık toplamıya, çarşıya pazara gitmek için ayartılıyormuş. Bundan evvel Erenköyünde bir köşkün hizmetçisi olduğunu söyledi.

Kendisini şimdiki evinin hanımı ayartmış ve oradan buraya getirmiş. Vaktiyle biribirlerinin çok iyi seven, iyi konuşan hanımefendileri kendisi yüzünden kötü kişi olmuşlar. Biribirleriyle artık konuşmıyorlarmış.

— Kaç para alıyorsun? diye sordum.

— Bilmem, diye cevap verdi. Bana para vermezler ki... Hanımım benim için pankaya para koyuyor. Bunlar benim çeyizliğim olacak.

Bunu söylerken gene usulü veçhile sırıtmaktan geri kalmadı.

— Bu kadar yer dolaşmışsın kız! dedim, artık alışmışsındır.

— Tabii alıştım, ne olacak ya!.. Vaktiyle her şeye ağlardım. Anasızlığıma, ağlardım. Babasızlığıma ağlardım. Azarlardı, ağlardım.

— Şimdi ağlamıyor musun?.

— Neye ağlayayım, artık alıştım, dedim ya!

— Hakkın var, insan her şeye alışır.

Zindan köyünün Eminesi, artık şimdi hakikaten ağlamıyor, bilâkis her şeye sırıtarak gülüyor. Seneler gururunu silip süpürmüş, benliğini çalıştığı kapılarda hanımların, beylerin, çocukların ellerine bırakmış. Şimdi onun gönlünde ne anasının, ne babasının, ne de kendisini bir kapıya evlâtlık veren ninesinin izleri var. O kendi kendine bir hayat sürüklüyor. Nereye gittiği, nereye varacağı bilinmeyen bir hayat.

***

Akşam yemeğinin gailesi bitmiş, mutfakta oturuyordum. İçeriden gelen radyo sesi arasından çağrıldığımı duyar gibi oldum.

Çıkıp baktım. Kahve istiyorlardı. Pişirdim. Bunları içeriye götürüp herkese dağıttım. Fakat bir an için hizmetçi olduğumu unutarak ayakta durdum. Ben de onlarla bir, radyoyu dinliyordum.

Bu hareketim bayanın gözünden kaçmadı. Beni bayanlara ve baylara karşı lâubali hareketlere alıştırmamak için olacak, ehemmiyetsiz bir işi için mutfağa gönderdi. Çıktım. Mutfakta bu işi yaptıktan sonra artık içeriye dönemedim. Oracıkta oturarak, herkesin yatmasını bekledim. Bunun âdet olduğunu, bu şekilde hareket etmem lâzım geldiğini gündüzden bir vesileyle öğrenmiş bulunuyordum.

Evde benimle ahbaplık edecek, konuşacak kimse yoktu. Ne yapacağımı, zamanı nasıl geçireceğimi düşünürken evin içini acı bir feryat doldurdu.

— Ayyy!.. Amannn! Anammmm!

Âdeta yerimden sıçradım. Korktum. İçim titredi. Bu sırada mutfağa giren büyük hanım:

— Korkma sakın, Neriman, dedi. Bizim dadı fenalık geçiriyor, gene ateşi fazlalaşmış olacak!..

Demek bu ses bitişik odada yatan dadınındı. Demek o haykırıyordu. İnsanın içini parçalayan bu sese, evin içinde kimse aldırış etmiyordu. Hattâ içinde kimse aldırış etmiyordu. Hattâ bana da korkmamam tavsiye ediliyordu. Acaba ehemmiyetli bir şey değil miydi?.

Ses kesildi. Fakat ben hâlâ ihtiyar dadıyı düşünüyordum. Öğle vakti, öğle yemeğini götürdüğüm zaman onu tabii bir hasta halinde görmüştüm. On beş gündür yatan bu kadın için, belki ölür dendiğini de işitmiştim.

İçim dayanmadı. Gidip kendisini bir yoklamayı düşündüm. Usulcacık, kimse farkında olmadan odasından içeriye bir gölge gibi kaydım:

— Nen var, dadıcığım, dedim. Bir şey mi istiyorsun?..

(Devamı var)


Kaynak: Haber (Akşam Postası), 22 Birincikânun 1937, Sayfa 7.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

KupürKupür

BÜLTEN SAYISI

Bir işçi gibi fabrikada çalıştım; hizmetçilik yaptım! #8

"Bana verecekleri on lira aylığı her halde benim güzel gözlerim için vermiyorlardı. Bunları benden istemek hakları, benim de isteneni yapmak borcumdu."

24 Kas 2022

Neriman

YAZARLAR

Kupür

Geçmiş gazete ve dergilerden yazılar, makaleler, röportajlar. İki haftada bir cuma neşrolunur.

İLGİLİ OKUMALAR