Boğaziçi Protestoları
Melih Bulu'nun Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör atanmasından sonra yaşanan protestolara ilişkin Aposto!'da yayımlanmış yazılar.
12 Hikâye
Boğaziçi kabul etmiyor, vazgeçmiyor
Geçtiğimiz günlerde gece saatlerinde Resmî Gazete’de yayımlanan kararla Prof. Dr. Mehmet Naci İnci, hâlihazırda vekâleten bulunduğu Boğaziçi Üniversite rektörlüğü görevine atandı. Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin yaptığı oylamada rektör adaylığını kamuoyuyla paylaşan 19 aday arasında desteklenmeyen ve güvenoyu alamayan 2 adaydan biri olan İnci’nin atanması, hem akademisyenlerin hem öğrencilerin tepkisini topladı. Naci İnci kimdir? Fiber optik, nano partiküller, kuantum bilişimi ve kuantum kriptografisi gibi konular üzerine çalışan İnci, Marmara Üniversitesi Fizik Bölümü mezunu. 2005 yılında Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nde profesör olan İnci, 2014-2018 arasında da bölüm başkanlığı yaptı. Ne olmuştu? 1 Ocak 2021 tarihli kararnameyle Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne Melih Bulu getirilmişti. Rektörün seçimle belirlenmesi gerektiğini savunan öğrenci ve akademisyenler, kararı aylarca protesto etmişti. Eylemler sırasında birçok öğrenci gözaltına alınmış, bazıları elektronik kelepçe takılarak ev hapsi cezasına çarptırılmıştı. Akademisyenlerin ve öğrenciler protestoları devam ederken yaklaşık 6 ay sonra Bulu, yine bir kararname ile görevden alınmıştı. Bulu’nun yerine rektör yardımcısı olan Prof. Dr. Mehmet Naci İnci, vekâleten atanmıştı. Rektörlük için 2 Ağustos’a kadar sürecek adaylık başvurusu ilanı yayımlanmıştı. Akademisyen ve öğrencilere soruşturma Rektör yardımcılığı döneminde çok sayıda öğrenci ve akademisyen hakkında soruşturma açan İnci, Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü öğretim görevlisi Feyzi Erçin’in işine son vermişti. İnci, rektörlüğe geldiğinde de 2007’den bu yana Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışan ve ayrıca BÜLGBTİ+ akademik danışmanı olan, yine aynı bölümde görevli Can Candan’ı "on iki saat ders verme yükümlülüğünün yalnızca altı saatini yerine getirebilme ve hakkında üniversite yöneticilerine hakarette bulunma iddiasıyla açılan soruşturmanın devam ediyor olması" gerekçeleriyle görevden aldı. Görevden alma kararına Boğaziçi Üniversitesi akademisyenler, yayımladıkları açıklamada "Akademisyenlerimizin bu şekilde görevden alınması, ne hukukla ne de üniversite senatomuzun 2012 yılında belirlediği ilkelerle bağdaşmaktadır" ifadeleriyle tepki gösterdi. Desteklenmeyen iki adaydan biri Başvuru sürecinde Boğaziçi Üniversitesi’nden 19 tam zamanlı profesör, rektör adayı olduklarını açıkladı. Akademisyenlerin kurduğu Oylama Koordinasyon Komisyonu, yayımladığı açıklamayla yalnızca adaylığını Boğaziçi Üniversitesi bileşenlerine ilan eden ve üniversitede tam zamanlı çalışan 19 ismin çevrim içi sistem üzerinden oylandığını duyurdu. 746 seçmenin %82’sinin katıldığı oylamanın sonucunda Melih Bulu döneminde rektör yardımcılığı görevine getirilen Prof. Dr. Gürkan S. Kumbaroğlu %93 karşı oyla, hâlihazırda vekâleten rektörlük görevini yürüten Prof. Dr. M. Naci İnci de %95 karşı oyla Boğaziçi akademisyenlerinin desteklemediği iki aday oldu. "#KabulEtmiyoruzVazgeçmiyor" Tüm gelişmelerin ardından İnci’nin rektör olarak atanması üzerine akademisyenler ve öğrenciler mücadelelerini sürdüreceklerini vurgulayarak "#KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz" dedi. Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri yayımladıkları ortak açıklamada, kabul etmedikleri temel hususların atama sürecin üniversitenin ilgili kurullarının muhatap alınmaması, kurumun idaresinin hiçe sayılması ve kararın şeffaf olmayan bir şekilde alınması olduğunu vurguladı. "Mülakat yapılmadı, soyadı düzeltildi" Atamanın ardından birçok akademisyen YÖK’ün diğer 17 adayı mülakata bile çağırmadığını belirtti. Boğaziçi Üniversitesi’nden öğretim üyesi Birkan Yılmaz yaptığı bir paylaşımla sürecin tamamını anlatarak YÖK’ün mülakata çağırmamasının yanı sıra bazı adayları son başvuru tarihinin ertesi gününde arayıp soyadlarının büyük harfle yazılmaması nedeniyle yeniden form doldurup göndermelerinin istendiğini söyledi. Yılmaz paylaşımının sonunda, "Üniversite neden özerk ve özgür olmalı diye anlatmaya devam edeceğiz; kaliteli eğitim hakkı için, liyakat ile yönetilen bir ülke için, üretebilen bir ülke için" dedi.

Ağustos 23, 2021
·
Makale
Boğaziçi Üniversitesi’nin yeni rektörü kim olacak?
Boğaziçi Üniversitesi'nde Prof. Dr. Melih Bulu’nun görevden alınmasının ardından YÖK tarafından açılan rektör adaylığı başvuru süreci bugün sona eriyor. Ne olmuştu? 2 Ocak’ta Cumhurbaşkanı Kararı’yla Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanan Prof. Dr. Melih Bulu 15 Temmuz'da Resmî Gazetede yayımlanan kararla görevinden alınmış, rektörlük görevine vekâleten Prof. Dr. Naci İnci atanmış ve 2 Ağustos'a kadar sürecek adaylık başvurusu ilanı yayımlanmıştı. Bu süreçte neler yaşandı? Süreç içinde Boğaziçi Üniversitesi'nden 19 tam zamanlı profesör rektör adayı olduklarını açıkladı. Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri tarafından kurulan Oylama Koordinasyon Komisyonu, 30 Temmuz'da yayımladığı bir açıklamayla yalnızca adaylığını Boğaziçi Üniversitesi bileşenlerine ilan eden ve üniversitede tam zamanlı çalışan 19 ismin çevrim içi bir sistem üzerinden oylandığını duyurdu. 746 seçmenin %82'sinin katıldığı oylamanın sonucunda Melih Bulu döneminde rektör yardımcılığı görevine getirilen Prof. Dr. Gürkan S. Kumbaroğlu %93 karşı oyla, hâlihazırda vekâleten rektörlük görevini yürüten Prof. Dr. M. Naci İnci de %95 karşı oyla "Boğaziçi akademisyenlerinin desteklemediği" iki aday oldu. 17 aday ise Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin rektörlüğünü desteklediği adaylar olarak belirlendi. Diğer yandan akademisyenler, mezunlar, öğrenciler ve çalışanlardan oluşan Boğaziçi Seçiyor organizasyon grubu da kendi sonuçlarını dün ilan etti. 2.257 öğrencinin, 231 idari personelin ve 2.250 mezunun verdiği geçerli oyların sonucunda desteklenmeyen adaylar Gürkan Kumbaroğlu ve Naci İnci; her üç bileşenin de desteklediği adaylar ise Cem Say, Mehmet Burçin Ünlü ve Mine Eder olarak duyuruldu. Sonuçlar ne gösteriyor? Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünden Sinan Erensü'nün sonuçları değerlendirdiği tweet serisi bu noktada önemli tespitler içeriyor. Erensü; kısa bir sürede ortak bir sistemde anlaşılmış ve bunun uygulanmış olmasını, üniversite içinden rekor sayıda bir adaylık başvurusu olmasını ve %82'lik bir katılımı "kuruma bağlılığın ve öz yönetim kapasitesinin ispatı" olarak yorumluyor. Diğer yandan Melih Bulu'nun yardımcılığını üstlenen Kumbaroğlu ve mevcut vekil rektör İnci'nin tüm bileşenlerden karşı oy alması, "Bulu döneminin tüm aktörleriyle net bir reddi" olarak değerlendiriliyor. Bu aynı zamanda Boğaziçi'ndeki direnişin ve itirazın "radikal bir hoca grubunun işi olduğu" tezini de çürütüyor. İnci ve Kumbaroğlu Boğaziçi Üniversitesi içinden başvuran adaylar olsa da Bulu dönemini temsil ettikleri gerekçesiyle reddediliyor. Erensü'ye göre farklı disiplinden gelen 17 ismin ortak destek alması da "katılımcı, demokratik ve tabandan yapılanan bir üniversite modelinde aslında rektörlük makamının bir eşgüdüm merkezi olduğunu ve ona (tüm yetkileri tek merkezde toplayan bir yönetim anlayışı olmadığı durumda) aslında çok da önem atfedilmemesi gerektiğini hatırlatıyor." Diğer yandan Erensü; Boğaziçi Seçiyor organizasyonuyla öğrencilerin, mezunların ve çalışanların da rektör belirleme sürecine dâhil olmasını Türkiye'de bir ilk olarak değerlendiriyor. Zira Boğaziçi bileşenlerinin sürecin başından bu yana talepleri arasında "üniversite rektörlerinin, üniversitenin tüm bileşenlerinin dâhil olduğu bir seçimle belirlenmesi" yer alıyor. Prof. Dr. Tınaz Ekim, destekledikleri 17 adayın "Senato'da kabul edilmiş akademik ilkeleri ve son yedi ayda Boğaziçi'nin yaşadığı tahribatı düzeltmek için çalışacağını taahhüt ettiğini" belirtiyor. Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği, Boğaziçi Üniversitesi için Mezunlar Girişimi, Boğaziçi Üniversitesi Mezunu İş İnsanları Derneği gibi yapılar akademisyenlerin desteklediği 17 adaya desteklerini açıkladı. Melih Bulu döneminde adaylık statüsü kaldırılarak resmî bir kulüp olmaktan çıkarılan BÜLGBTİ+, "Birçok "adayın" ağzından BÜLGBTİ+'nın tekrar açılması ile ilgili itinayla tek bir laf çıkmamasını da müsamerenin bir parçası olarak görüyoruz." açıklamasıyla "rektörsüz üniversite, öz yönetim oluşturma ve meclisleşme" gündemleriyle bugün 18.00'de kampüste toplanma çağrısı paylaştı. Şimdi ne olacak? Rektör adaylığı başvurusunu Yüksek Öğretim Kurumu'na ileten adaylar arasından YÖK'ün uygun gördüğü üç isim Cumhurbaşkanı’na sunulacak. Cumhurbaşkanı bu üç isim içinden rektör atayacak ya da başvuru sürecinin yinelenmesini isteyecek. Boğaziçi Üniversitesi dışından adaylık başvurusu yaptığını duyuran isimlerden Prof. Dr. Erhan Erkut, 27 Temmuz’da başvurusunu geri çektiğini açıklamıştı. Bu adaylık dışında kurum dışından başvuru olup olmadığı şu an için bilinmiyor.

Ağustos 2, 2021
·
Makale
Boğaziçi Üniversitesi protestolarında altıncı ay
Prof. Dr. Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne Cumhurbaşkanı kararıyla rektör olarak atanmasının ardından başlayan protestolar, altıncı ayını doldurdu. Hafta sonu yaşananlar Boğaziçi Üniversitesi kampüsüne girişlerin rektörlük tarafından 5 Temmuz'a kadar "güvenlik ve sağlık riskleriyle" kısıtlandığını belirten bir açıklama paylaşıldı. Sosyal medya kullanıcıları, karara #BoğaziçiKilitAltında etiketiyle tepki gösterdi. Okulun akademisyenlerinden Ayfer Bartu Candan, Can Candan, Tolga Sütlü okula alınmadıklarına dair paylaşımlar yaptı. Okula girmek isteyen öğrenciler polis ve özel güvenlik müdahalesiyle karşılaştı. Yürüyüş, kitapçık ve açık mektup 2 Temmuz'da kampüs içinde bir yürüyüş gerçekleştiren akademisyenlerin rektörlüğe sırt dönme eyleminin ardından yaptıkları basın açıklamasında "Bugün tarihî bir gün. Gayrimeşru rektör atamasına karşı eylemlerimizin altıncı ayını doldurduk. İlk günden beri kayyum rektör atamasını kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz." ifadelerine yer verildi. Boğaziçi Ayakta - Kabul Etmiyoruz Vazgeçmiyoruz! başlığıyla, eski rektörlerden Prof. Dr. Üstün Ergüder'in ön sözüyle yayımlanan kitapçıkta Boğaziçi Üniversitesi kültürüne ve değerlerine, 2021'in başından bu yana yaşananlara yer verildi. Öte yandan Boğaziçi Üniversitesi senatosundan 13 isim, Prof. Dr. Melih Bulu'ya yönelik bir açık mektup yayımladı. “Hukuk ve İletişim Fakültesi öğretim üyeleri atama ve yükseltme esaslarının Senatoda görüşülmesi hakkında” başlıklı mektupta; Hukuk ve İletişim Fakültelerinin Senatoda görüşülmeksizin kurulmasının Anayasa tarafından güvence altına alınmış bilimsel özerkliğe aykırı olduğu, Söz konusu fakültelerin kurulmalarına dair kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından bu yana senatoya bu fakültelerin akademik çerçevesi, vizyon ve misyonu, anabilim dallarının/bölümlerin neler olacağı gibi konularda hiçbir çalışma sunulmadığı, Bu çalışmalar yapılmadan öğretim üyesi atama ve yükseltme esaslarının gündeme alınmasının üniversiteye düzeltilmesi çok zor zararlar vereceği belirtildi. Altı ayda neler oldu? Rektör atamasının ardından Boğaziçi Üniversitesi'nde, Kadıköy'de, Ankara ve İzmir'de çeşitli eylemler düzenlendi. Eylemlerde 330'u aşkın kişi gözaltına alındı. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, olaylarda polisin orantısız şiddet uygulamayı durdurması çağrısında bulundu. Dünyanın başka şehirlerinde de eylemler gerçekleşti. Bu süreçte Boğaziçi Üniversitesi'ne Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'yle İletişim Fakültesi ve Hukuk Fakültesi kuruldu. Protestolara katılan bazı Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin KYK burs ve kredilerinin kesildiği, sonrasında kararın 2008'de yönetmelikten çıkarılan bir maddeye verildiği gerekçesiyle mahkeme tarafından yürütmenin durdurulduğu belirtildi. Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, 120'yi aşkın gündür her gün rektörlüğe sırtlarını dönerek protesto gerçekleştiriyor. "Akademik özerklik" tartışması Diğer yandan, doktora öğrencileriyle bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Barış Akademisyenleri ve Boğaziçi özelinde akademinin özerkliğine ve özgürlüğüne dair eleştirilere ilişkin bir soruya, "Türkiye'de şu anda akademik özgürlüğün olmadığı herhangi bir üniversite filan söz konusu değil. Bizim herhangi bir üniversitede oradaki özgürlüğü kısıtlamak veyahut da onların özgürlük alanını daraltmak diye bir derdimiz yok." yanıtını verdi.

Temmuz 5, 2021
·
Makale
Boğaziçi protestolarında son durum
Boğaziçi Üniversitesi'ne 1 Ocak'ta Cumhurbaşkanlığı kararıyla Prof. Dr. Melih Bulu’nun rektör olarak atanmasına yönelik protestolara katılan ve sosyal medyada paylaşım yapan 9 üniversite öğrencisi (Selo, Doğu, Şilan, Anıl, Murat Can, Akın, Necmettin, Ömer, Koral) tutuklu, 31 kişi de ev hapsinde. Aradan geçen 9 haftadır öğretim üyeleri ve öğrenciler protestolarına devam ediyor. Öğretim üyeleri rektörlük binasına arkalarını dönerek antidemokratik atama kararına yönelik tepkilerini, akademik özerklik taleplerini, hakkında soruşturma açılan, tutuklanan ve ev hapsinde olan öğrencilere desteklerini yineliyor. Öğrenciler ise kampüsteki protestolarına çeşitli açık dersler, etkinlikler düzenleyerek ve basın açıklamalarını dile getirerek devam ediyor. Akademik özerklik taleplerinin yanı sıra; kapatılan LGBTİ+ kulübüne, hedef gösterilen akademisyenlere ve barışçıl protestolarda tutuklanan, ev hapsinde olan ve hakkında soruşturma açılan öğrencilere yönelik destek mesajları geçtiğimiz hafta gerçekleşen uluslararası panellerde de yer aldı. Can Candan Atamalar: Hafta başında Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün başına rektör yardımcılığı görevini kabul eden Prof. Dr. Naci İnci atandı. Böylece hem Enstitü Müdürlüğü için seçim yapılması teamülüne uyulmadı hem de sosyal bilimler alanındaki çalışmaların başına Fizik Bölümü’nden bir isim getirilmiş oldu. Süreç: 9 Şubat Çarşamba günü gerçekleşen ve Ekonomi bölümünden Prof. Dr. Ünal Zenginobuz’un tek aday olduğu Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü atamasına yönelik seçmen listesinde bulunan 245 kişiden 201’i oylamaya katıldı. Sonuçlara göre Zenginobuz 197 evet oyu almıştı. 26 Şubat’ta öğretim üyeleri tarafından Güney Meydan’da gerçekleştirilen nöbet eyleminde yapılan açıklamada, “Sosyal Bilimler Enstitüsü'ne kendi iradesi dışında atanan meslektaşımızın istifası neredeyse bir aydır işleme konmazken demokratik yöntemlerle seçtiğimiz Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürümüz ve Mühendislik Fakültesi Dekanımızın resmî atamaları hâlen gerçekleşmedi” demişti. Daha sonrasında göreve Naci İnci atandı. Rektör Melih Bulu bu gelişmeye yönelik “Bu çerçevede üniversitemizde akademik yöneticilik pozisyonlarına aday olabilme ile ilgili ortam normalleşene kadar bu pozisyonlara vekâleten rektörlük tarafında atama yapılacaktır.” dedi. 70'i aşkın Boğaziçili akademisyen 26 Şubat'ta Danıştay'a dava başvurusunda bulundu ve atanmış rektör Melih Bulu’nun görevlendirmesinin iptal edilmesini talep etti. Dava gerekçesi olarak atamanın anayasal ilkelerle bağdaşmaktan uzak olduğu ve hukuka aykırı bir işlem yapıldığı gösterildi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bir televizyon programında Boğaziçi Üniversitesi eski rektörlerinden Prof. Dr. Üstün Ergüder’i hedef gösterdiği sözleri üzerine Ergüder’in meslektaşları, öğrencileri ve arkadaşlarının hazırladığı destek metni 3 bini aşkın imzaya ulaştı. Uluslararası Af Örgütü , Boğaziçi direnişine katıldıkları gerekçesiyle tutuklanan ve ev hapsiyle cezalandırılan üniversite öğrencileri için imza kampanyası başlattı. “Ev hapsinde tutulanlar da dâhil olmak üzere, yalnızca barışçıl toplanma hakkını kullandıkları için özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişiler derhâl ve koşulsuz olarak serbest bırakılmalıdır” çağrısının yer aldığı metin imzaya açıldı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Boğaziçi Üniversitesi eylemlerinde gerçekleşen hak ihlallerine dair bir rapor yayımladı ve süreçteki hak ihlallerini paylaştı. Dokuz Eylül Üniversitesi, Boğaziçi direnisine destek veren 35 öğrenciye uzaklaştırma kararı verdi. Öğretim üyelerinin nöbeti: Tam 9 haftadır, hafta içi her gün öğretim üyeleri Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs'teki Üstün Ergüder meydanına rektörlük binasına sırtlarını dönerek özerk üniversite taleplerini yineliyor. Akademisyenler; haklarında soruşturma açılan, tutuklanan, ev hapsinde olan öğrencilere destek mesajlarını iletiyor. Öğretim üyelerinin nöbetine öğrenciler ve BÜMED de destek veriyor. Dün gerçekleşen nöbet de öğrenciler de “Hepimiz oradaydık” pankartıyla tüm arkadaşlarına desteklerini yineledi. Judith Butler ve uluslararası paneller: Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü Gönüllüleri tarafından kurulan “Phil-free” oluşumu açık dersler düzenlemeye başladı. Serinin Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü ortaklığında geçtiğimiz hafta yapılan dersini feminist teori ve queer kuramının önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Judith Butler verdi. Butler, “LGBTİ+’lara saldırılar otoriter rejimlerin normlarına dönüşüyor. Otoriter bir rejimde yaşadığınızın işareti, LGBTİ+’lara yönelik saldırılardır. Üniversitelerdeki birçok şey dersler dışında gerçekleşiyor. Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü’nün kapatılması örgütlenme özgürlüğünün engelidir. Bu özgürlükler hem üniversite için hem de kamusal bir tanınmayı hak eden varoluşlar için gereklidir. Bir gün o kulüp tekrar açılacak ve ben de ziyaret edeceğim.” sözlerini paylaştı. Aynı zamanda, Barış Akademisyenleri Kuzey Amerika girişimi “Akademik Özerklik ve Türkiye'de Özgürlük: Boğaziçi Üniversitesi” konulu bir program gerçekleştirecek. Bu akşam Türkiye saatiyle 20.00’de yapılacak yayına Boğaziçi Üniversitesi Politika bölümü öğretim üyelerinden Zeynep Gambetti de konuşmacı olarak katılıyor. Bileşenlerin talebi: Öğrenciler ve akademisyenler başta olmak üzere Boğaziçi bileşenleri tam 9 haftadır antidemokratik rektör atamasına karşı barışçıl protestolar sürdürüyor. Talepleri ise Melih Bulu’nun ve atanan yardımcılarının istifası, Boğaziçi Üniversitesi ve Türkiye genelindeki bütün rektör seçimlerinin üniversite bileşenlerine bırakılması; eylemlerde ya da başka yerlerde gözaltına alınan ve tutuklu bulunan, ev hapsi almış arkadaşlarının serbest bırakılması, okuldaki polis ablukasının sona ermesi, kapatılan LGBTİ+ kulübüyle ilgili kararın iptal edilmesi ve sosyal medyada akademisyenlere ve öğrencilere yönelik yürütülen nefret söylemlerinin sona ermesi olarak sıralanıyor. Clubhouse yayını : Boğaziçi direnişi Clubhouse yayını 1 Şubat'tan bu yana, öğrencilerin ve bileşenlerin taleplerini gündemde tutuyor. Öğrenciler, öğretim görevlileri, öğrenci kulüplerinden katılımcılar, farklı üniversitelerden protestolara destek veren öğrenciler, akademisyenler, hukukçular, gazeteciler ve herkes binlerce kişiyle sürece dair anlık paylaşımlarda bulunuyor. Geçtiğimiz hafta yayına ev hapsindeki bir öğrenci de katılıp yaşadığı süreci paylaştı. Hukukçular, Türkiye'nin birçok yerinde gözaltılara dair adliyelerden sürece dair bilgi paylaşımı yaptı. Yayın aynı zamanda, sosyal medyada öğrencilerin ve akademisyenlerin bilgi akışını paylaştığı Pols302, bogazicidirenisi, kelepcesizakademi gibi hesapları dinleyicilerle paylaşıyor. Yayın her pazartesi ve perşembe saat 21.00’de adeta başta öğrencilerin ve tüm bileşenlerin sesini özgürce duyurabileceği, akademik özerklik taleplerini gündemde tutan bir radyo görevi görüyor.

Mart 10, 2021
·
Makale
Ekim 6, 2026
·
Hikaye
Ekim 6, 2026
·
Hikaye
Boğaziçililerin gözünden Boğaziçi protestoları
Kapak Görseli: Ece Tugay Boğaziçi Üniversitesine yapılan rektör atamasına yönelik protestoların kampüs dışına da taşmasıyla, konu hakkındaki tartışmalar büyüyor. Bu tartışmalarda Boğaziçi’nin bir bileşeni olarak öğrenciler seslerini çıkarabilmek istiyor fakat çeşitli engellerle karşılaşıyor. Boğaziçi Üniversitesi kampüslerinde başlayan protestolar, 1 Şubat 2021 tarihinde polis güçlerinin kampüse girmesi ve kampüste eylem yapan öğrencilerin ablukaya alınmasıyla Kadıköy’ e taşındı. Eylem sırasında canlı yayın yapan öğrenciler olayları anlık olarak hem Boğaziçi Direnişi Instagram hesabında hem de Nevşin Mengü’nün YouTube kanalında yayınladı. Yayını yapan öğrenciler ise yayından sonra gözaltına alındı. Canlı yayın sırasında eylemlerin öğrenciler tarafından barışçıl bir şekilde yürütüldüğü ve öğrencilerin talebinin atanmış rektör Melih Bulu ile konuşmak olduğu görülse de Bulu, Nagehan Alçı’ya verdiği röportajda “Eğer dün üniversiteye polis gelmeseydi öğrenciler beni rehin alabilirdi, polisi o yüzden çağırmak zorunda kaldık.” ifadelerini kullandı. Protestolar: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 9 Ocak 2021 tarihinde yaptığı açıklamada Boğaziçi eylemleri için “Karşımızda bırak ülkeye ve millete hizmete talip olma konusunda kendilerini geliştirmeyi eylem biçimlerinde bile yeniliğe gidemeyecek kadar tembel, dar kafalı, idrak yoksunu bir zihniyet var.” açıklamasını yapmıştı. Boğaziçi öğrencileri bu sözlere de tepkilerini çeşitli eylemlerle gösterdi. Gizli Özneler isimli Boğaziçili öğrencilerin kurduğu oluşum eylemlerini kendi yaptıkları şarkılar ve klipler üzerinden dile getirirken Boğaziçi Direnişi Rektörlük Binası önünde helva kavurdu. Bir grup öğrenci rektörlük önünde meditasyon eylemi yaparken kampüsteki öğrenciler çeşitli şarkıların sözlerini değiştirdi ve bunu hep birlikte söyleyip kaydetti. Kelepçesiz Akademi: Derslerin boykot edilmesini destekleyen ancak akademinin sekteye uğramasını istemeyen ve “akademinin biat etmeyeceğini, hiyerarşilerin yıkılması gerektiğini” düşünen bir grup Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencisi de Kelepçesiz Akademi adında bir oluşum kurdu. Kelepçesiz Akademi “üniversitelerin özerkliğini hiçe sayan rektör atamalarına karşı” bir eylem planı olarak alternatif akademi oluşumunu tercih ederek eylemler başladığından beri üniversite içinden toplam dört akademisyenle açık dersler düzenledi. Bu açık derslerde hem teorik hem de pratik açıdan güncel olaylar özgür bir şekilde tartışmaya açıldı. Kelepçesiz Akademi ve açık ders düzenleyen diğer Boğaziçi oluşumları da bu süreçte dayanışma içinde oldu. Sanat Sergisi: Kelepçesiz Akademi gibi yine bir grup öğrenci bağımsız olarak BOUN Sanat Direnişi oluşumunu kurdu. BOUN Sanat Direnişi 22 Ocak 2021 tarihinde yaptığı açılışla Boğaziçi Üniversitesi Sergisi’ni düzenledi ve sergide bir kısmı anonim olmak üzere 150’den fazla sanatçının 400’den fazla eseri sergilendi. Sergilenen eserler arasında yer alan LGBTİ+ bayrağı ve Kâbe üzerine şahmeran temalı figür İstanbul Valiliği tarafından “çirkin saldırı” olarak tanımlandı. Bu açıklama üzerine Boğaziçi Üniversitesi Sergisi bağımsız öğrencilerden oluşan bir oluşum olmasına rağmen, Boğaziçi Üniversitesi Güzel Sanatlar Kulübü ve LGBTi+ Kulübü odaları arandı, BÜLGBTi+ Çalışmaları Kulübü ise rektörlük tarafından kapatıldı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun eylemleri “LGBT sapkınları” ifadesiyle yorumlaması da Boğaziçililer tarafından tepki gördü. Boğaziçi Üniversitesi’nin çeşitli kulüpleri #BULGBTİOnurumuzdur etiketiyle BÜLGBTİ+ kulübüne ve Boğaziçi’ndeki LGBTİ+lara desteklerini gösterdi. Boğaziçi’ndeki Müslüman öğrenciler de Pols302 oluşumunun paylaştığı videoyla “öğrencilerin kimlikleri üzerinden şeytanlaştırılmasını ve tutuklanmasını kabul etmediklerini” dile getirdi. Clubhouse gözaltıları: Kampüste yaşananları kendi perspektiflerinden anlatmaya ana akımdan fırsat bulamayan ve sosyal medya platformlarına yönelen Boğaziçi öğrencileri önceki gün Clubhouse isimli yeni sosyal medya platformunda buluştu. Clubhouse kanalında gazeteciler, siyasiler, okul mezunları ve öğrenciler görüşlerini dile getirdi. Gözaltına alınan öğrenciler hakkında bilgi Clubhouse’taki avukatlar sayesinde dinleyicilere aktarıldı. Öğrencilerin perspektifini dinleyicilere tekrar anlatmak amacıyla Kelepçesiz Akademi de dün Clubhouse’ta kanal yayını yaptı. Bu yayınlarda anayasal hakları olan ifade özgürlüğünü kullanan Boğaziçi öğrencileri ise 3 Şubat 2021 tarihinde siber suçlar tarafından ifade vermek üzere evlerinden alındı. Yiğit Göktuğ Torun, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler - Felsefe üçüncü sınıf öğrencisi. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencileri tarafından kurulan Kelepçesiz Akademi oluşumunda yer alıyor. Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör atanmasından sonra yaşananlara ilişkin Aposto!'da yayımlanmış yazılara buradan ulaşabilirsiniz.

Mart 10, 2021
·
Makale
Ekim 6, 2026
·
Hikaye
Yurt dışından Boğaziçi protestoları
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne, daha önce Haliç ve İstinye Üniversiteleri’nde rektörlük yapan, 2015’te AK Parti'den milletvekili aday adayı olan ve 2002'de AK Parti Sarıyer ilçe teşkilatı kuruluşunda yer alan Prof. Dr. Melih Bulu’nun atanmasına yönelik tepkiler devam ediyor. Sıla Eser İlk tepkiler: Öğretim üyeleri, üniversitenin “akademik özerkliğini, bilimsel özgürlüğünü ve demokratik değerlerini açıkça ihlal eden” bu atamayı kabul etmediklerine dair, “Kabul Etmiyoruz, Vazgeçmiyoruz!” başlıklı bir bildiri yayımladı. Öğretim üyeleri, 12 Eylül 1980 askerî darbesinin ardından Boğaziçi Üniversitesi'ne ilk kez kurum dışından bir rektör atandığını belirttikleri bildiride "Bu durum 2016’dan bu yana ağırlaşarak sürmekte olan, rektör seçimlerini ortadan kaldıran antidemokratik uygulamaların bir devamıdır. Üniversitemizin akademik özerkliğini, bilimsel özgürlüğünü ve demokratik değerlerini açıkça ihlal eden bu uygulamayı kabul etmiyoruz," dedi. 8 Ocak’ta cübbelerini giyip Güney Meydan’daki basamaklarda. “Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz" diye bağırdı. Protestolar : Öğrenciler 4 Ocak'ta gerçekleştirdikleri ilk protestoda, polisle karşı karşıya geldi. Yüzlerce öğrenci, Kuzey Kampüs’te gerçekleştirdikleri forumun ardından Güney Kampüs’e girmek istediğinde, kapıda bekleyen polislerin müdahalesiyle karşılaştı. Okulun önünde arbede yaşandı ve polis tarafından kapıya takılan kelepçe, eylemin sembol fotoğraflarından biri oldu. 5 Ocak’ta protestolar sonrası gözaltına alınan 21 öğrenci daha sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Aynı gün öğrenciler, rektör atamasına karşı tekrar eylem yapmak istedi. Buna karşı İstanbul Valiliği, Beşiktaş ve Şişli'deki tüm toplantı ve gösterilere yasak getirdi. Bunun üzerine öğrenciler Kadıköy'de bir gösteri çağrısı yaptı. Bulu’nun bir televizyon programında, kampüs kültürüne uyumlu “hard rock dinleyen bir rektör” olduğunu ifade etmesine ithafen, kampüste Metallica şarkılarıyla eylem yapıldı. Aynı zamanda, mezunlar “BÜ Mezunları Kabul Etmiyor” başlıklı bir imza kampanyası başlattı. BBC Türkçe'ye konuşan Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri de okul tarihinde ilk defa okulla hiçbir şekilde konuşulmadan bir rektörün atandığını anlattı. Bulu'nun öne sürdüğü gibi okulun başarısız olduğu ya da dünya sıralamasında geriye düştüğü saptamasına da itiraz ettiler. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikret Adaman, "Bizim buradaki en büyük sıkıntımız bence ciddi bir adaletsizlik olduğunu hissetmemiz. Boğaziçi neyi yanlış yaptı? Boğaziçi demokrasiyi ve çok kültürlülüğü savundu" dedi. Sosyoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Biray Kolluoğlu ise okulun geleceğine ilişkin kaygılı olduğunu anlattı: "Şu an gözümün önünü göremiyorum. Ortalık toz duman. Hem çok duygusalım, hem çok kızgınım, hem çok kaygılıyım. Her gün bir şeyler oluyor. Öğrenciler derse gelmiyor, endişeliyim." Prof. Dr. Zafer Yenal ise Boğaziçi Üniversitesi'nin sadece rektörün yönettiği bir yer olmadığını, bundan önceki rektörlerin okulun akademik özerk yapısına sahip çıktığını belirtti. Sessiz nöbet: Geçtiğimiz son haftadan bu yana üniversite ve mahalle hâlâ abluka altında. Hafta içi her öğlen öğretim üyelerinin “sessiz nöbet” protestosu, her gün öğrencilerin tepkileri rektörlük binası önünde hava koşullarına rağmen devam ediyor. Öğretim üyeleri 22 Ocak’ta “Boğaziçi Bülteni” başlığıyla yaptıkları açıklamada rektör yardımcılığı görevinin üstlenilmemesine dikkat çekti. “Hocaları, öğrencileri mezunları ve emekçileriyle tüm Boğaziçi Üniversitesi bileşenleri, bu atamayı reddetmektedir. Bugüne, yani 22 Ocak’a kadar üniversitemizden rektör yardımcılığı görevini kimsenin kabul etmemiş olması bu kolektif iradenin başarısıdır. Yöneticilerin liyakat kıstaslarına uygun olarak demokratik yöntemlerle belirlenmesi, hem bilimsel üretim, hem de eğitim kalitesi açısından elzemdir. Bundan vazgeçmeyeceğimizin altını çiziyoruz.” sözlerini paylaştı. Açıklamalarda, karar alma yetkisinin demokratik yöntemlerle seçilmiş kurullarda ve akademik yöneticilerde olması gerektiğine, rektörlerin belirleme yöntemine ve dünyadaki akademik geleneklere dikkat çekiliyor. Uluslararası tepkiler: MESA, Scholars at Risk, EuroMed Rights, PEN America gibi birçok kuruluş Boğaziçi Üniversitesine yapılan rektör atamasını ve kampüste devam eden polis ablukasını kabul etmediklerini açıkladı. Birmingham, Ulster, Oxford, Brunel Üniversiteleri sendikaları, Greenwich & Sussex sendikası da atamaya dair tepkilerini paylaştı. New York, Berlin, Zagreb, Malmö, Paris, Dublin, Göttingen, Vancouver, Paris, Sidney ve Boston gibi birçok şehirde dayanışma eylemleri gerçekleştiriliyor. Geçtiğimiz hafta mezunlar New York’ta pankartlarla ve Brooklyn köprüsüne sembolik bir kelepçe takarak protesto gerçekleştirdi. Açık ders dizisi: Boğaziçi öğrencilerinin önerdiği “Kelepçesiz Üniversite Açık Ders” dizisi 17 Ocak’ta iki öğretim üyesinin gerçekleştirdiği derslerle başladı. Hem akademik hem de güncel konularda tartışma platformu yaratan bu derslere devam ediliyor. Kampüste sergi girişimi: Güzel Sanatlar Kulübü öğrenci kolektifi, olayların üzerine tepkilerini paylaşmak için geçtiğimiz hafta bir sanat festivali ve sergi düzenlemeye başladı. Sosyal medya üzerinden bir açık çağrı başlatan öğrenciler dünya çapında 200’e yakın sanatçıdan 500’e yakın eser topladı. Eserler, cuma gününden bu yana kampüste sergileniyor.

Mart 10, 2021
·
Makale
Boğaziçi'nde neler oluyor?
Boğaziçi Üniversitesi, yeni rektör ataması ve atamaya yönelik protestolarla ülkenin gündeminde. Binlerce öğrenci ve akademisyen, bu atamaya karşı üniversitede, sokakta, sosyal medyada eylemde. Ece Tugay Neler yaşandı? 1 Ocak: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne, daha önce Haliç Üniversitesi ve İstinye Üniversitesi’nde rektörlük yapan, 2015’te AK Parti'den milletvekili aday adayı olan Prof. Dr. Melih Bulu atandı. 2 Ocak: Boğaziçi öğrencileri ve akademisyenleri, kendilerinin görüşü alınmadan yapılan bu atamaya sosyal medyadan “#kayyumrektöristemiyoruz” etiketiyle tepki gösterdi. 3 Ocak: Boğaziçili bir grup öğretim üyesi, üniversitenin “akademik özerkliğini, bilimsel özgürlüğünü ve demokratik değerlerini açıkça ihlal eden” bu atamayı kabul etmediklerine dair, “Kabul Etmiyoruz, Vazgeçmiyoruz!” başlıklı bir bildiri yayımladı. 4 Ocak: Yüzlerce öğrenci, okulun önünde toplandı. Kuzey Kampüs’te barışçıl bir şekilde gerçekleşen forumun ardından Güney Kampüs’e girmek isteyen öğrenciler, kapıda bekleyen polislerin müdahalesiyle karşılaştı. Bazı provokasyonların da etkisiyle, okulun önünde arbede yaşandı. Polis tarafından kapıya takılan kelepçe, eylemin sembol fotoğraflarından biri oldu. 5 Ocak: Sabaha karşı 2'si Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi 17 kişi gözaltına alındı. Rektörün devir teslim töreni sırasında rektörlüğe arkasını dönen akademisyenler, gözaltına alınan öğrencilerin derhal serbest bırakılmasını talep etti. 6 Ocak: Bulu’nun bir televizyon programında, “Boğaziçi kültürüne uyumlu”, “hard rock dinleyen bir rektör” olduğunu ifade etmesine ithafen, Metallica şarkılarıyla eylem yapıldı. Bu esnada Bulu, Cüneyt Özdemir’in YouTube yayınına konuk olarak kendisini protesto eden öğrencilere el salladı. Birkaç saat sonra rektörlük binasından çıkarak öğrencilerin yanına geldi ve kendisine seçim sistemi, polisin okula girmesi, öğrencilerin gözaltına alınmasıyla ilgili pek çok soru yöneltildi. Öğrenciler, “Bulu’nun cevaplarının net olmadığını” söyleyerek kendisini istifaya davet etti. Bir yandan Beşiktaş’a yürüyen öğrenciler, Kadıköy’e geçip diğer üniversitelerden öğrenci ve mezunlarla bir araya gelerek eylemi barışçıl ve kalabalık şekilde sürdürdü. Gözaltı operasyonları ise birçok ilde devam etti. Bir adım geriden: Bulu, Boğaziçi’nin ilk atanan rektörü değil. Seçilen rektör Gülay Barbarosoğlu yerine 2016’da Rektör Yardımcılığı görevini yapan Mehmed Özkan atanmıştı. Özkan’ın atanması tepki görmüştü. Bu atamayı Bulu’nunkinden ayıran ise Özkan’ın Boğaziçi’nde yetişmiş, akademik geçmişi tartışılmayan ve idarenin güvenini kazanmış bir isim olması. Öğrencilerin talebi: Öğrenciler, kendilerini yönetecek rektörün belirlenmesinde üniversitenin söz sahibi olmasını istiyor. Yapılan protestoların da Bulu’nun şahsına değil, seçilmeden veya üniversiteye danışılmadan göreve getirilmesine yönelik olduğunu belirtiyor. Bu nedenle Bulu’nun istifa etmesini ve yeni rektörün tepeden atamayla değil, Boğaziçi kültürüne uygun bir biçimde seçilerek göreve gelmesini talep ediyor. Bu fikir birliğini hem protestolardaki öğrenci sayısında, hem de Boğaziçi kültürünün önemli parçaları olan okul kulüplerinin yayımladıkları yazılarda, radyoda ve Öğrenci Temsilci Kurulu’nda görmek mümkün. Bazı öğrenciler dersleri boykot ederken derslere girenler de sıklıkla konuyu dile getiriyor. Akademisyenler ne diyor? Ders arasında bir ekonomi profesörü Cüneyt Özdemir’in yayınına bağlandı. İstişare sürecinin yönetilenlerle bir bağlantısı olması gerektiğini söyledi. “Bu atama Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde olan, fakat hükümeti destekleyen bir isim olsaydı rahatsız olur muydunuz?” sorusuna, “Biz bu kavramlarla hareket etmiyoruz, bizim için önemli olan akademik liyakat ” cevabını verdi. Aynı zamanda Rektör Danışmanlığı görevinde olan bir sosyoloji profesörü, 2016’dan bu yana sürdürdüğü bu görevinden istifa ettiğini açıkladı. Sosyal medyadan yaptığı açıklamada, “Bir daha kelepçelenmiş üniversite görmemek için iyilik adına, güzellik adına daha sıkı çalışmaya devam” çağrısı yaptı. Bir psikoloji profesörü ise, Fatih Portakal’ın yayınına katılarak konunun sadece yeterlilikle ilgili olmadığını, önemli olanın atama şekli olduğunu vurguladı. Okula polisi çağıran kişinin rektör olduğunu, bunu kesinlikle desteklemediğini belirtti. Not: Türkiye’de rektörün seçimle gelmesine öncülük edenlerden biri de Boğaziçi Üniversitesi olmuştu. 1982'de rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından atanması kanunu çıkarılmıştı. Başta Boğaziçi olmak üzere buna tepki gösteren üniversiteler kendi yaptıkları seçimlerle aday listesi oluşturarak YÖK'e sunmaya başladı. 1992’de ise kanun, öğretim üyeleri tarafından seçilecek 6 adayın YÖK tarafından 3’e indirilmesi, aralarından Cumhurbaşkanı’nın bir adayı ataması şeklinde değişti. Protestoların yapıldığı Güney Kampüs’teki meydana adı verilen Prof. Dr. Üstün Ergüder, bu yolla seçilen ilk rektör olmuştu. “Boğaziçi Kültürü”: Boğaziçi’nin bir mezunu olarak, okulun içindeki herkese bir özgürlük alanı yarattığını söyleyebilirim. 158 yıl içinde oluşturduğu kimlik, kimseye karşı dışlayıcı değildir, aksine çeşitlilikten beslenir. Aklın ve bilimin, diyalog ve uzlaşının taraftarı olduğunu hissettirir. Başörtüsünün yasak görüldüğü dönemde dahi öğrencilerini eğitimden alıkoymamış olması buna bir örnek olabilir. Özgür düşünce ortamında her fikir değerlidir, her fikir konuşulabilir. Kurumların ömürlerini insanlarınkinden uzun kılanın, bu değerler olduğu bilinir. Üniversitenin fikri alınmadan yapılan bir atama, Boğaziçi’nin kültürüyle ters düşmektedir. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu Elif Ece Acar, Mastercard'da danışmanlık yapmaktadır.

Mart 10, 2021
·
Makale
"Kayyum rektör" tartışması
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla geçtiğimiz gün Resmî Gazete'de yayımlanan karara göre; Boğaziçi Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesi, Antalya Bilim Üniversitesi, Beykoz Üniversitesi ve Çağ Üniversitesi'ne yeni rektörler atandı. Özellikle Prof. Dr. Melih Bulu'nun Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne getirilmesi ve atanma şekli, kamuoyunda ve sosyal medyada tartışmaları beraberinde getirdi. Geçmişte AK Parti'den milletvekili aday adayı olan Bulu'nun akademik kariyerini ve siyasi hayatını öne süren üniversitenin öğrencileri, mezunları ve bazı akademisyenler, Twitter'da #KayyumRektörİstemiyoruz etiketiyle yaptıkları paylaşımlarla okul dışından alınan bu bağımsız kararı eleştirdiler. Tepkiler: Boğaziçi Üniversitesi Öğrenci Temsilciliği Kurulu yayımladığı bildiride Boğaziçi Üniversitesi’nde, atamayla değil, seçimle gelen bir rektörün bulunması gerektiğini açıklarken okul iradesi dışında gerçekleşen bu kararı kınadıklarını belirtti. Dün saat 14.00'te okulun Güney Kampüs kapısı önünde bir araya gelen Boğaziçi Dayanışması grubu protesto gerçekleştirdi. Basın açıklaması yapan öğrenciler, üniversitelere rektör atanmasını sağlayan düzenin liyakatı yok ettiğini ve tüm rektörlerin demokratik yöntemlere uygun olarak seçilmesi gerektiğini dile getirdi. Atama kararına karşı kararlı bir mücadele sürdüreceklerini belirten öğrenciler okulun çevrim içi derslerini boykot edeceklerini açıkladı. Polis, öğrencilere müdahale etti, arbede yaşandı. Ayrıca dayanışmaya katılan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, protestoda yer alan tüm öğrencilere teşekkür ederek üniversitelere girmenin “intihal ya da kayyumla değil zekâyla” olabileceğini dile getirdi. Öte yandan yaptığı açıklamayla rektör atamasına karşı çıkan Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği, "Üniversitemizin ilkeleri, düşünce özgürlüğü ve seçim iradesine yapılan müdahaleleri kabul etmiyoruz. BÜMED olarak; öğrencilerimizin, akademisyenlerimizin ve idari kadromuzun yanında olmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı. Ayrıca bir grup akademisyen, "Kabul Etmiyoruz, Vazgeçmiyoruz!" başlıklı açıklamalarında, bu uygulamanın “okulunun akademik özerkliğini, bilimsel özgürlüğünü ve demokratik değerlerini açıkça ihlal ettiği için kabul etmediklerini” belirtti. Melih Bulu kimdir? 1992 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü'nü bitiren Bulu, yüksek lisans ve doktora eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü'nde yaptı. 2009'da İstinye Üniversitesi’nde kurucu rektörlük görevine başlayan Bulu; bölüm başkanlığı, dekanlık, MBA koordinatörlüğü, uluslararası iş birliği koordinatörlüğü gibi pozisyonlarda da yer aldı. 17 Ocak 2020'de Haliç Üniversitesi’nde rektörlük görevine getirilen Bulu’nun buradaki kariyeri bir yıl bile sürmedi. Siyasi geçmişinden ötürü eleştirilerin odağında olan Melih Bulu 2002'de AK Parti Sarıyer ilçe teşkilâtını kurdu ve 2015 yılında AK Parti İstanbul Milletvekili aday adayı olarak seçimlere katıldı. Bulu’nun yanıtı: Atanmasının ardından yapılan eleştirilere sosyal medya hesabından açıklama yapan yeni rektör, "Boğaziçi'nin taraf olmadığı problemlere malzeme yapılması en çok Boğaziçi'ne zarar verir. Unutmayalım ki hepimiz aynı gemideyiz," ifadeleriyle tepkilerin haksız olduğunu dile getirdi. Bulu; dört yıllık görevi boyunca dünyadaki üniversitelerin yer aldığı sıralamalarda ilk 500’de yer almayan okulun sektörlerle bağını kuvvetlendirerek sıralamalardaki yerini yükseltme hedefi olduğunu belirtti. Hükümet: Melih Bulu’nun atanmasıyla ilgili açıklamalar yapan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, bu sürecin “Cumhurbaşkanlığı makamının takdiriyle yasalar nezdinde gerçekleştirilen bir karar” olduğunu söyledi. Yeni rektörün siyasi kimliğinden ötürü yersiz tartışmaların yaşandığını vurgulayan Çelik, demokrasilerde herkesin bir siyasi eğilimi olabileceğini belirtti. Farklı dönem aynı süreç: Boğaziçi Üniversitesi’ndeki rektörlük tartışmaları Bulu’nun atanmasıyla tarihte ilk kez yaşanmıyor. 12 Temmuz 2016 tarihinde okulda gerçekleşen rektörlük seçimlerinde Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu, oyların %86'sını alarak üniversite tarihinin rekorunu kırmasına rağmen rektör olamamıştı. Aynı yılın 29 Ekim gününde Resmî Gazete’de yayımlanan 676 sayılı kanun hükmünde kararnameyle devlet ve vakıf üniversitelerinde rektörlük seçimi kaldırılıp cumhurbaşkanına doğrudan rektör atama yetkisi verilmişti. 13 Kasım tarihinde ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, Prof. Dr. Mehmed Özkan’ı Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atadığını duyurmuştu. Kapak fotoğrafı: Behram Evlice

Mart 10, 2021
·
Makale
Akademi kimin?
Serbest düşünce ve anlam üreten mekânlar üniversiteler. Peki üniversiteleri bulundukları şehirlerden ayrı düşünebilir miyiz? Bağımsız düşünmekle ve hareket etmekle çoğalan bir kurumun özgür düşüncesine kilit vurmak, “güvenlik” adı altında fiziksel mekâna da kilit vurmakla başlayabilir miydi? Pek çok şehir, içinde barındırdığı üniversiteleriyle farklı simgesel anlamlar kazanıyor bence. Mesela ODTÜ’süz bir Ankara düşünülebilir mi? Hatta sınırları daha da genişletelim. Oxford veya Cambridge olmadan Birleşik Krallık tarihinden söz edebilir miyiz? Tabii İstanbul gibi dev bir şehri tek mekânla bağdaştıramamak çok doğal. Galatasaray, İstanbul Üniversitesi, İTÜ, Mimar Sinan, Boğaziçi… Daha adını buraya sığdıramadığım, şehirle türlü türlü bağ kuran onlarca özgür düşünce alanımız var. Peki bu alanda üretilen tüm fikirlerin kontrolü, fiziksel sınırları belirginleştirmekle, hatta o sınırlara “kelepçe” vurmakla nasıl bir ilişki içinde? Akademinin alanı daralıyor: Geçtiğimiz günlerde sadece Boğaziçi’ne değil, farklı şehirlerdeki üniversitelere atanan kayyumlar ve ardından gelen protestolarla akademinin öğrencileri, akademisyenleri, mezunları için anlamını sorguladığım kadar şehirle olan ilişkisi de düştü aklıma. Kurallarını seçimle gelmeyenlerin belirlediği, sınırlarının her geçen gün sadece akıllarda değil, fiziksel olarak da belirginleştiği üniversiteler; ürettikleri farklı fikirleri kendi şehrimizde kamuyla paylaşamazken globale taşıyabilir miydi? Bunu sorgulamaya başlamam aslında protestolardan çok önceye dayanıyor. Boğaziçi’ne ilk adım attığım 2010 yılında beni büyüleyen şeylerden biri üniversite kapısının herkese açık olmasıydı mesela. Ama farklı üniversitelerde okuyan arkadaşlarımızla okulda rahatça zaman geçirebildiğimiz, okuldaki sosyal faaliyetlerin sadece Boğaziçi mensuplarıyla sınırlı tutulmadığı zamanlar hızlıca geçti. Ara ara okulun öğrencilere verdiği kart ve öğrenci numarasıyla kontrol yapılması gündeme geldi; kapılara turnikeler kondu, protestolar yaşandı… Kimileri bu fikri güvenlik sebebiyle destekledi, kimileri özgürlük alanının kısıtlanmaya başladığını düşündü. Farklı üniversitelerden öğrenci arkadaşlarımızın deneyimlerini de biliyorduk. Onların da kapılarına turnike konulmuştu, kendi üniversitesinin farklı kampüslerine girişte sorun yaşayanlar vardı. Güvenlik paradoksu: 2015 yılında Güney Kampüs’te bulunan kız yurduna dışarıdan gelen bir saldırganın girişi ve yaşanan taciz olayının ardından “güvenlik” tartışmaları içinden çıkılmaz bir hâl almaya başladı. Çünkü üniversite kamusal bir alandı; herkes girebilmeli, başkalarını rahatsız etmediği sürece akşam veya sabah istediği saate kadar oturabilmeliydi. Bu fikri savunmayan öğrenciler olsa da Boğaziçi değerleri bu düşünce şeklinin bir temsiliydi, şimdiye kadar seçilerek göreve gelmiş tüm rektörler ellerinden geldiğince bu özgür ortamı bilinç seviyesini yükselterek güvenli kılmanın önemine vurgu yapıyordu. Bir yandan da artık göz ardı edemeyeceğimiz ve kampüs içi huzurumuzu kaçıran olaylar oluyordu. Yine de bu durum “Üniversite kapısında kimlik kontrolüyle, turnikeyle, dışarıdan insan alınmamasıyla çözülebilir mi?” sorusu çoğumuzun aklındaydı. Çünkü bu “güvenlik” sorunu bence tüm İstanbul’un sorunuydu. Üniversite ve polis: Öğrencilerin dışarıdan kimse okula giremesin, güvenlik kontrolleri ve kameralar artırılsın, kapılara turnike konsun gibi taleplerini de özgürce tartışabildiği bir alan olması yönüyle Boğaziçi’yle gurur duysam da bu günlerde yaşananlara dair tahmin yürütmek çok da zor değildi açıkçası. Farklı okullara yapılan polis müdahaleleri örnekleri çoğalıyordu. Kimilerine göre üniversitelerde "asayişi" sağlamak için görevlendirilen polisin varlığı güvenlik gerekçeleriyle şehre ve şehirlilere ait olan kamusal alana erişmeyi güçleştiriyor; rektörlerin üniversite iradesi dışında belirlenmesi köklerini Platon'un Akademi kurumunda bulan ve eğitimi, araştırmayı, özgür tartışmayı ve özgün üretimleri amaçlayan üniversite kurumuyla tezat görünüyordu. Şimdi Hisarüstü sınırlarını kaplayan polis ablukasıyla bu durum yeniden yaşanıyor. Bir semt, üniversite kapısına kadar abluka altına alınıyor, üniversite sınırlarıysa insandan duvarla, kapıya takılan kelepçelerle hafızalara yeniden kazınıyor. Benim de aklımda hâlâ bu sorular dolaşıyor.

Mart 10, 2021
·
Makale




