Akademi kimin?

Şehirle türlü türlü bağ kuran özgür düşünce alanları: Üniversiteler.
Akademi kimin?

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Serbest düşünce ve anlam üreten mekânlar üniversiteler. Peki üniversiteleri bulundukları şehirlerden ayrı düşünebilir miyiz? Bağımsız düşünmekle ve hareket etmekle çoğalan bir kurumun özgür düşüncesine kilit vurmak, “güvenlik” adı altında fiziksel mekâna da kilit vurmakla başlayabilir miydi? 

Pek çok şehir, içinde barındırdığı üniversiteleriyle farklı simgesel anlamlar kazanıyor bence. Mesela ODTÜ’süz bir Ankara düşünülebilir mi? Hatta sınırları daha da genişletelim. Oxford veya Cambridge olmadan Birleşik Krallık tarihinden söz edebilir miyiz? Tabii İstanbul gibi dev bir şehri tek mekânla bağdaştıramamak çok doğal. Galatasaray, İstanbul Üniversitesi, İTÜ, Mimar Sinan, Boğaziçi… Daha adını buraya sığdıramadığım, şehirle türlü türlü bağ kuran onlarca özgür düşünce alanımız var. Peki bu alanda üretilen tüm fikirlerin kontrolü, fiziksel sınırları belirginleştirmekle, hatta o sınırlara “kelepçe” vurmakla nasıl bir ilişki içinde? 

Akademinin alanı daralıyor: Geçtiğimiz günlerde sadece Boğaziçi’ne değil, farklı şehirlerdeki üniversitelere atanan kayyumlar ve ardından gelen protestolarla akademinin öğrencileri, akademisyenleri, mezunları için anlamını sorguladığım kadar şehirle olan ilişkisi de düştü aklıma. Kurallarını seçimle gelmeyenlerin belirlediği, sınırlarının her geçen gün sadece akıllarda değil, fiziksel olarak da belirginleştiği üniversiteler; ürettikleri farklı fikirleri kendi şehrimizde kamuyla paylaşamazken globale taşıyabilir miydi?

Bunu sorgulamaya başlamam aslında protestolardan çok önceye dayanıyor. Boğaziçi’ne ilk adım attığım 2010 yılında beni büyüleyen şeylerden biri üniversite kapısının herkese açık olmasıydı mesela. Ama farklı üniversitelerde okuyan arkadaşlarımızla okulda rahatça zaman geçirebildiğimiz, okuldaki sosyal faaliyetlerin sadece Boğaziçi mensuplarıyla sınırlı tutulmadığı zamanlar hızlıca geçti. Ara ara okulun öğrencilere verdiği kart ve öğrenci numarasıyla kontrol yapılması gündeme geldi; kapılara turnikeler kondu, protestolar yaşandı… Kimileri bu fikri güvenlik sebebiyle destekledi, kimileri özgürlük alanının kısıtlanmaya başladığını düşündü. Farklı üniversitelerden öğrenci arkadaşlarımızın deneyimlerini de biliyorduk. Onların da kapılarına turnike konulmuştu, kendi üniversitesinin farklı kampüslerine girişte sorun yaşayanlar vardı.

Güvenlik paradoksu: 2015 yılında Güney Kampüs’te bulunan kız yurduna dışarıdan gelen bir saldırganın girişi ve yaşanan taciz olayının ardından “güvenlik” tartışmaları içinden çıkılmaz bir hâl almaya başladı. Çünkü üniversite kamusal bir alandı; herkes girebilmeli, başkalarını rahatsız etmediği sürece akşam veya sabah istediği saate kadar oturabilmeliydi. Bu fikri savunmayan öğrenciler olsa da Boğaziçi değerleri bu düşünce şeklinin bir temsiliydi, şimdiye kadar seçilerek göreve gelmiş tüm rektörler ellerinden geldiğince bu özgür ortamı bilinç seviyesini yükselterek güvenli kılmanın önemine vurgu yapıyordu. Bir yandan da artık göz ardı edemeyeceğimiz ve kampüs içi huzurumuzu kaçıran olaylar oluyordu. Yine de bu durum “Üniversite kapısında kimlik kontrolüyle, turnikeyle, dışarıdan insan alınmamasıyla çözülebilir mi?” sorusu çoğumuzun aklındaydı. Çünkü bu “güvenlik” sorunu bence tüm İstanbul’un sorunuydu.  

Üniversite ve polis: Öğrencilerin dışarıdan kimse okula giremesin, güvenlik kontrolleri ve kameralar artırılsın, kapılara turnike konsun gibi taleplerini de özgürce tartışabildiği bir alan olması yönüyle Boğaziçi’yle gurur duysam da bu günlerde yaşananlara dair tahmin yürütmek çok da zor değildi açıkçası. Farklı okullara yapılan polis müdahaleleri örnekleri çoğalıyordu. Kimilerine göre üniversitelerde "asayişi" sağlamak için görevlendirilen polisin varlığı güvenlik gerekçeleriyle şehre ve şehirlilere ait olan kamusal alana erişmeyi güçleştiriyor; rektörlerin üniversite iradesi dışında belirlenmesi köklerini Platon'un Akademi kurumunda bulan ve eğitimi, araştırmayı, özgür tartışmayı ve özgün üretimleri amaçlayan üniversite kurumuyla tezat görünüyordu. Şimdi Hisarüstü sınırlarını kaplayan polis ablukasıyla bu durum yeniden yaşanıyor. Bir semt, üniversite kapısına kadar abluka altına alınıyor, üniversite sınırlarıysa insandan duvarla, kapıya takılan kelepçelerle hafızalara yeniden kazınıyor. Benim de aklımda hâlâ bu sorular dolaşıyor. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

🖌️ Grafiti, Boğaziçi, su

Grafitinin şehirle ilişkisi, şehrin içinde üniversitenin anlamı, İBB'den su tasarrufu çözümleri

10 Oca 2021

🖌️ Grafiti, Boğaziçi, su

YAZARLAR

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

İstanbul’da neden bir Doğu Roma müzesi yok?

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Şerif Yenen

·

04 Ağu 2026

İstanbul’da neden bir Doğu Roma müzesi yok?
Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Zeynep Sipahi

·

22 Tem 2026

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?
Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?