Amédée Ozenfant ile ilgili hikayeler
Tarih boyunca kimin yolu İstanbul’a düşerse istisnasız etkilenmiştir. Bunun akademiye veya günlüklerine yansıtmak ise kişilerin tercihi olmuştur diyebiliriz. İsviçre’de doğan ve mimarlık veya şehircilik alanında eğitim gören herkesin karşılaştığı bir isim olan Le Corbusier de bahsi geçen kişilerden biri. Modern mimarinin dâhisi olarak anılan Le Corbusier, eğitimini yarıda bırakıp saat kadranı yapan babasının yanında çalışmaya başlar ve bu esnada sanat eğitimi alır ve endüstriyel dönem sanatıyla ilgili dergiler çıkarır. 24 yaşındayken (1911 yılında) planladığı seyahati ile İstanbul’a gider ve o yolda ilerlerken duraklarda gözlem yapar. “Faydalı Seyahat” adını verdiği dönem, yedi ay sürer. Nitekim bütün notlarının ve birikimlerinin sonuçlarından biri olan Dom-ino Evi’ni 1915 yılında tasarlar, bu tasarım modern mimarinin temeli kabul edilir. Fakat mimarlık konusunda akademik bir müfredattan geçmese de ilk evini 18 yaşında tasarladığı bilgisini eklemeliyiz. Seyahatindan sonra bu topraklara ve İstanbul’a dair neler söylemiştir derseniz, birkaç not aktaralımLe Corbusier'in el çizimiyle Galata ve Beyoğlu'nun Boğaz'dan görünüşü. Camilerin kübist anlayıştaki gibi birçok perspektifi barındırdığını düşünen mimar, özellikle cami incelemeleri yapar ve iç mekânın önemini vurgular: “Bir bina sabun köpüğünden oluşan balon gibidir. Eğer nefes tam üflenmiş ve iyi dağıtılmışsa bu balon mükemmel ve harmoniktir. Dış bir iç in sorunudur.” Bursa’daki Yeşil Cami’nin psikolojik etkilerinden detaylıca bahseder Ayasofya ve Süleymaniye Camii’nin hari...Devamını Oku
