1 Mayıs İddianamesi

Bilindiği gibi Hükümet geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma gününün Taksim meydanında kutlanmasına izin vermedi. Oysa Anayasa Mahkemesi daha geçen yıl Taksim Meydanının kategorik olarak 1 Mayıs kutlamalarına kapatılmasını Anayasaya aykırı bulmuş ve başvurucu sendikaların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar vermişti.
Anayasa Mahkemesi, “belirli bir mekânda düzenlenmek istenen bir toplantıya yapılan müdahaleyi değerlendirirken müdahalenin Anayasa'nın 34. maddesine uygun olarak makul, dikkatli ve iyi niyetle yapılıp yapılmadığını ve müdahalenin haklılığı için ikna edici bir gerekçe sunulup sunulmadığını göz önünde bulunduracağını ve kamu otoritesinin müdahalesinin zorunlu bir sosyal ihtiyaçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığını ve orantılı olup olmadığını da inceleyeceğini” hatırlatmıştır (para. 58). 1 Mayıs kutlamalarının Taksim Meydanında yapılmasının önemini ise Mahkeme şöyle açıklamıştır: “İşçi ve sendika kültürünün yapı taşlarından biri olan Taksim Meydanı yalnızca 1 Mayıs günü orada bulunanların dayanışmasını değil aynı zamanda emekçilerin ortak hafızasının varlığını göstermektedir. Bu durumda kendisini o kültürün bir parçası olarak gören her kişinin 1 Mayıs günlerinde Taksim Meydanı'nın ifade ettiği anlamı doğrudan tecrübe etmek ve edindiği tecrübeyi kuşaklar boyunca aktarmak için orada bulunma hakkı vardır. 1 Mayıs'ın Taksim Meydanı ile özdeşleşmesi nedeniyle anılan mekânın sınırlanması aktarılmak istenen düşüncenin de sınırlanmasına neden olmaktadır.” (para. 67). Dolayısıyla Mahkeme, başka bir alanda yapılan kutlamanın, Taksim Meydanında yapılan kutlamanın vermek istediği mesajı veremeyeceğini kabul etmiştir. İdarenin, İstanbul'da yapılacak toplantı ve gösteri yürüyüşleri alanları içinde Taksim Meydanı'nın yer almaması nedenine dayalı yasaklama kararı, mekân seçme serbestîsinin kategorik olarak yasaklanması olarak nitelendirilmiş ve toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlenmesindeki hedeflenen amaçlara ulaşabilmesi için mekânın önemi gözetildiğinde bu kategorik yasaklama Anayasa bakımından kabul edilemez bulunmuştur.
Mahkeme ayrıca, gösteri yürüyüşleri henüz başlamadan kolluk güçlerince müdahale edildiğini hatırlatarak gerçekten müdahaleyi zorunlu kılan bir nedenin varlığının ne idare ne de yargı organlarınca ortaya konulmadığını belirtmiştir. Mahkeme, somut olayda idarenin 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılmasını mutlak surette yasaklamasını gerektirecek gerçek bir tehlikenin varlığını açıklamadan ve katılımcıların anılan yerde etkinlik yapabilmeleri için mümkün olan önlemler bulunup bulunmadığını irdelemeden tercih edilen mekânda toplanmayı yasakladığını belirtmiştir. Ayrıca kolluk güçlerinin de yasaklama kararlarına dayanarak anılan hakkın kullanılabilmesine yönelik hiçbir tolerans göstermeden gruplara müdahale ettiklerini hatırlatmıştır.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun bu yeni kararı bütün hatırlatmalara rağmen idare tarafından dikkate alınmamış, somut bir tehdit bulunduğu ortaya konulmadan Taksim Meydanında kutlama yapılması yasaklanmıştır. Kararda sözü edildiği gibi bu yıl da kolluk güçleri Taksim Meydanına yürümek isteyen kişi ve gruplara müdahale etmiştir. Bu nedenle çıkan olaylar nedeniyle 42 kişi tutuklanmıştır.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, tutuklanan 42 kişi hakkında “görevi yaptırmamak için direnme”, “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama”, “kasten yaralama” ve “kamu malına zarar verme” suçlarından iddianame düzenlemiş ve sanıkların 3 yıl 9 aydan 13 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılmalarını talep etmiştir. Sanık sayısının fazla olduğu gerekçesiyle iki ayrı iddianame düzenlenmiş ve ilk iddianamede 30, ikinci iddianamede ise 12 kişi hakkında dava açılmıştır. İki ayrı iddianameyle yargılanacak 42 kişi için istenen ceza miktarı ise toplamda 567 yılı bulmaktadır. İddianamede 19 polis de müşteki sıfatıyla yer almaktadır.
Anayasa Mahkemesi kararlarının ne idare ne de yargı makamları tarafından dikkate alınmadığının yeni bir göstergesi olan bu iddianame, hükümetin yumuşama, normalleşme ve reform söylemlerinin ne derece gerçekçi ve inandırıcı olduğunu da göstermektedir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ali Rıza Çoban
Anayasa hukuku doçentidir. Doktorasını temel haklar alanında İngiltere'de Leeds üniversitesinde yapmıştır. İnsan hakları hukuku, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, anayasa yapımı, karşılaştırmalı anayasa yargısı alanlarında çalışmaktadır. Kendi uzmanlık alanlarında sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yürütmektedir.

Özgürlük Gündemi
Özgürlük Araştırmaları Derneği'nin hazırladığı Özgürlük Gündemi, Türkiye’nin hukuk devleti, ekonomi, siyaset ve sivil toplum gündemine ilişkin vakıaların değerlendirildiği, iki haftada bir pazartesi günü yayımlanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR


