10 maddede Taner Ceylan

* Ortadan başlayalım… Taner Ceylan’ın 2000’lerin sonunda yükselen sanat kariyerinin yapı taşlarını nasıl kurduğunu anlattığı, 2012’de yayımlanan Cinsellik Muamması - Türkiye'de Queer Kültür ve Muhalefet adlı kitaptaki yazısından yola çıkalım.
Ceylan, Otoportre: Sanat, Emek ve Eşcinsellik başlığı altındaki yazısının girizgahında “Bu yazıda, kişisel varoluşun her şeyin üzerinde olduğu bir tarihten bahsedeceğim” diyerek kadın ve eşcinsel sanatçıların sanat tarihinde görünür olamamasının sebeplerine değinir. Kendi portresini keskin çizgilerle “çizdiği” yazının sonlarında ise sızdığı çatlaklardan, yıktığı duvarlardan bahsederek “görünür olmayı” nasıl başardığını anlatır: “Unutulmuş mirasları, susturulmuş sesleri, tarihin mezarlığına gömülmüş öznellikleri yeniden dirilterek ironi, oyunbazlık ve hipergerçekçilikten faydalanarak, farklı tarihsellikleri alışılmadık biçimlerde çizgisel kronolojiyi kırarak bir araya getiren yeni sahneler kurgulayarak homososyal cinselliği yerel bağlamın kalbine -adeta zamanı aşan bir biçimde- yerleştirdim.” Ceylan’ın bahsettiği bu zaman dilimi kişisel sergilerinin yanı sıra birçok uluslararası sergide yer almaya başladığı 2000’li yılların sonuna denk gelir. Yaratıcılığı ve cesaretiyle artık talep gören bir sanatçıdır. Ancak bu noktaya gelmek için çok çalışmış ve çok savaş vermiştir.
* Taner Ceylan’ın şu sıralarda Salt’taki Sahnede 90’lar sergisinde yer alan ve Türkiye güncel sanat tarihinin ilk ‘happening’ örneklerinden olan 1995 tarihli Monte Carlo Style adlı performansı, onun deyimiyle “beni görün çığlığıdır”. Ceylan’ın Murat İpek ve Mine Pektaş’la tasarladığı performansın içeriği bir “oyun” üzerine kuruludur: 9 Aralık 1995’te, akşam saatlerinde Beyoğlu İmam Adnan Sokak’taki Devlet Han’ın önünde toplanmış “seçkin davetliler”, Steve Maurice tarafından organize edilen ve sabahın ilk ışıklarına kadar sürecek parti için hazırlanmışlardır. Partinin hazırlıklarına 1 ay önce başlanmıştır. İstanbul’un muhtelif mekânlarına asılmış gizemli afişte bilgi için bir telefon numarası not edilmiştir. Hattın ucundaki teleksekretere istenen bilgileri (isim, adres, telefon, meslek) bırakanlar birkaç gün içinde bir teyit araması, sonra da parlak kırmızı bir zarf alırlar. İnce sac levhadan davetiye çekici bir program vaadi içerir: Vivette Jewellery sponsorluğundaki gece Devlet Han’da başlayıp Karaköy’deki Cocolouris yatında devam edecek ve şov, ertesi sabah Fesçiler Kasrı’ndaki kahvaltıya kadar hiç durmayacaktır. Ne var ki hem bu program hem Fesçiler Kasrı tamamen düzmecedir. Davetiyedeki kasti yazım hataları kimsenin dikkat çekmemiştir. Partiye katılımın 60 davetliyle sınırlı olacağı söylentisi insanları daha da heyecanlandırmıştır. İşin aslı, ressam Taner Ceylan boşlukla ilgili dört resmini sergileyecek bir mekân bulamayınca bu sözde parti projesini uydurmuş; boş bir vaadi “happening”e çevirmek istemiştir. O gece Devlet Han’a gelenler üç performansçı, dört resim ve duvardaki açıklamayla karşılaşırlar…

* Taner Ceylan şu günlerde Kanlıca’daki Mehmet Emin Ağa Yalısı’nda süren Aheste Çek Kürekleri Mehtab Uyanmasın başlıklı sergisi için verdiği röportajda Monte Carlo Style’a dair şunları söylüyor: “Türkiye’de neredeyse henüz hiçbir şeye başlamamışken, bir galeriyle anlaşmamışken, tutunamayan, idealist genç bir ressamın ‘Ben buradayım, yetenekliyim, beni duyun, görün’ diyen çığlığıydı Monte Carlo Style. Bu yeni sergiyle birlikteliği; o tutunamayan genç ressamla bugün tutunmuş, kabul edilmiş, takdir görmüş ressam arasındaki vefayı gösterecek”. Ceylan’ın Monte Carlo Style’dan bugüne, 30 yıl önceki kendine gönderdiği bu selam sanat tarihini, piyasasını ve aktörlerini eleştiren tavrının sürekliliğine de denk geliyor.
* Kimlik ve cinsiyet konularına odaklanan Ceylan’ın yapıtlarına baktığımızda resmi tarihi, genel geçer söylemi ve imgeyi bozduğunu görürüz. Öte yandan Ceylan, bu “gerçeği sorgulama” girişimini resmine foto gerçekçi bir yaklaşımla taşır. Heteronormatif sistemin çatlaklarından sızarak öğrenilmişleri ters yüz etmeye girişirken hakikatin ifadesini yakalamaya çalışır. 2002’de Galerist’te açılan ilk kişisel sergisinde heteroseksüel dünyanın dayattığı reklam imgelerine karşı kendi arzusunu ortaya koyar. 2003’te Karşı Sanat’ta gerçekleşen Aileye Mahsus sergisindeki Taner-Taner adlı işi, kendisiyle cinsel ilişkiye giren ressamın bir nevi (çifte) portresidir. Yeditepe Üniversitesi’nde eğitmen olan Ceylan, bu işinin sergilenmesinin ardından okul yönetimi tarafından uzaklaştırılır. Hakkında dava açılır, tehditler alır… “Sakıncalı” bulunan Taner - Taner adlı eseri ise aynı yıl 8. Uluslararası İstanbul Bienali'nde, 2006 yılında da Art Basel’da sergilenir.
* Dünyanın önde gelen sanat fuarlarında yer alan ve New York’taki Paul Kasmin Galeri tarafından temsil edilmeye başlayan sanatçı, uluslararası bir üne kavuşur. 2013’te galeride açtığı Kayıp Resimler sergisi Osmanlı’nın gayrı resmi tarihinden yola çıkan bir seridir. Serideki resimler tarihte anlatılmamış ya da değiştirilmiş hikayelere dokunur. Ceylan, “Kayıp Resimler” serisi üzerine bir röportajında şunları söyler: “Aslında mesele, Batı’nın Doğu’ya olan oryantalist bakışını ters yüz etmek. Aynı zamanda da içten yapılan oryantalizmi sorgulamak. Kafalarda bir Doğu imgesi var. Türkiye denildiği zaman ilk akla gelen dansöz ve lokum gibi. Ve içerde var olan resmi tarihteki hatasız paşa ve sultan imgeleri gibi. Oysa ben, bambaşka bir tarih okuyorum, bize gösterilmeyen ve öğretilmeyen. Bunu resmederken de güncel fotoğrafçıların yapıtlarından faydalandım. Klasik edada yapılmış bir resimde Osmanlı paşalarına bakarken sanki bugün çekilmiş bir fotograf etkisi amaçlıyorum. Bu iki durumu yan yana getirerek aslında insan doğasının değişmediğine dair ipucu algılansın istiyorum”.
* 2017’deki Altın Çağ başlıklı sergisi mitolojik hikayeleri kendi bakış açısıyla yorumladığı, olası gerçeklikleri yansıttığı bir seridir. Osmanlı tarihi ve mitolojiyle birlikte sanat tarihini de kazımaya girişir Ceylan. 14. İstanbul Bienali için İtalyan ressam Giuseppe Pellizza da Volpedo’nun 1901 yılında tamamladığı başyapıtı Il Quarto Stato’yu birebir resmeder ancak bir yandan da bienaldeki bu çalışmasını bir enstalasyona dönüştürür. Volpedo’nun 10 yılda yaptığı ancak istediği başarıyı yakalayamadığı resminin karşısına onun portresini de yaparak eseriyle sanatçısını bir araya getirir.
* Ceylan’ın sanat tarihinin tozlu sayfaları arasında dolaşarak yaptığı bir diğer çalışma, Leonardo da Vinci tarafından yapıldığı düşünülen sanat tarihinin en tartışmalı eserlerinden Salvator Mundi tablosu üzerinedir. 2017’de Christie’s Müzayede Evi’nde 450,3 milyon dolara satılan tablonun sonrasında kamuoyuna sunulmaması ve Louvre Müzesi’nde açılan da Vinci sergisinde yer almaması, eserin sahte olduğuna yönelik iddiaları güçlendirir. Ceylan, Carolyn Christov-Bakargiev’in Torino’da düzenlediği D’après Leonardo sergisi için Salvator Mundi tablosunun bir kopyasını yapar. Bu vesileyle “sahte eser” tartışmasına hem başka bir boyut katar hem de “tartışmalı resmin teknik nitelikleri ve manevi katmanlarını deneyimleme fırsatı bulduğunu” söyler.
* Metropolitan Müzesi’nde yer alan Ingres’ın Princesse de Broglie tablosunun da peşine düşer Ceylan. 1853’te yapıldığı dönem mütevazı ve utangaç prensesi fazla gösterişli yansıttığı ve hatta Ingres’in bu resimde kendini resmettiği gibi gerekçelerle çokça tepki alan tablo, prensesin ölümünden sonra sadece Ingres’in isteği üzerine önemli sergilerde yer alır. Ceylan bu hikayelerden yola çıkarak Ingres’in prenses yerine kendini resmettiği söylenen portresine gerçekten ressamı yerleştirir. Prenses de Broglie’nin ise yeni bir portresini yaparak iki tabloyu karşılıklı sergilediği bir yerleştirmeye imza atar.

* Taner Ceylan’ın Olimpos’taki zeytinliğinden elde edilen gelirle hayata geçirdiği Olimpos Sergileri adlı projesi, kariyerinin başındaki sanatçıların üretimlerini içeren sergi ve bir yayını kapsıyor. İstanbul’un tarihi mekanlarında, temaları sanatın temel kavramları etrafında şekillenen sergi dizisinin 2019 yılında Sadık Paşa Konağı’nda gerçekleşen ilk edisyonu “Portre” üzerine yoğunlaşıyordu. Kendi üretiminde de ağırlıklı olarak portreye yer veren sanatçının mentörlüğünde düzenlenen bu ilk sergi, aynı zamanda Olimpos Sergileri’nin de portresini çiziyordu. 2020’de pandemi nedeniyle ertelenen dizinin 2. sergisi 2021 yılında “Peyzaj” başlığı altında 13 sanatçının katılımıyla Zülfaris Sinagogu’nda gerçekleşti. Kasım 2022’de Balat’taki bir konakta hayata geçecek üçüncü sergi ise “Enteriyör” başlığını taşıyor. Sergiye dair detaylı bilgiler önümüzdeki günlerde açıklanacak. Akademi’deki görevinden uzaklaştırılan Ceylan’ın bireysel girişimiyle düzenlediği bu sergiler dizisi, ona eğitmenliğe devam etme şansı yarattığı gibi, pek çok genç sanatçıya da üretimlerini profesyonelce sergileme olanağı sunuyor.

* Taner Ceylan’ın 15 yıl aradan sonra Türkiye’de açtığı kişisel sergisi şu günlerde (16 Eylül - 16 Ekim tarihleri arasında) Mehmet Emin Ağa Yalısı’nda izleyiciyle buluşuyor. Âheste Çek Kürekleri, Mehtâb Uyanmasın başlığını taşıyan sergi, figürler ve mekânlar üzerinden İstanbul’un gizli tarihinin sanatçının gözünden bir yansıması.

Serginin çıkış noktası ise Rüstem Paşa Camisi’nin avlusunda yer alan çinili duvar. Ceylan’ın eşsiz motiflerin yer aldığı, yıllar içinde yerinden dökülen ve çinileri yeniden yapıştırılan duvarın görüntüsü için “Hem çirkin hem güzel, çok sesli ve her şeyin iç içe geçtiği, kalbi kırık, inanılmaz bir duvar. Tam da bizim gibi…” dediği ve resmettiği bu harap şaheser, bir İstanbul portresi olarak da nitelendirilebilir. Rüstem Paşa Cami’sinin yanı sıra Halil Paşa, Topkapı Sarayı ya da fetih gibi kente dair önemli durum, kişi ve mekanları resmine taşıyan sanatçı, yeniden keşfettiği İstanbul için “Gerçekten sıradan bir insanın vizesinin olmadığı bir İstanbul’a girdim ve büyülendim. Orada şunu gördüm: İnsanlar gelecek ve gidecek, yönetimler değişecek ama bu hayat, bu miras, şifreleri bilenlere aktarılarak devam edecek ve yaşayacak. Çünkü tam anlamıyla Bizans’tan bu yana var olan gelenekler, mekânlar, nesneler, hayatlar yaşatılıyor” diyor. Sergide Ceylan’ın resimlerine bir heykeli ve videosu da eşlik ediyor.

Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


