14 yaşında kaydetmeye başlamak: Bakırköy Underground

Filmi Aynalı Geçit'te kalabalık bir seyirci ile izliyoruz. Film bitimi, Berkay filmin hikâyesini anlatmaya başlıyor ve kendine özgü kronolojisiyle on dört yaşında çektiği ilk görüntülerden, filmdeki ses sorunlarından bahsediyor. Ondan "on dört yaşı" duyar duymaz zihnimde sorularım belirmeye başlıyor. Önce o yaşlarda müzik ile olan ilişkisini soruyorum. Ve beklediğim bir yanıt alıyorum. 👀
" Müzikle çocukluğumdan beri sıkı bir ilişkim oldu. Kendimden 6 yaş büyük abimin olması rap ve rock ile çok erken yaşlarda tanışmama sebep oldu. MTV, Number 1 ve Dream TV’nin hüküm sürdüğü bir televizyon çağında büyümem de neslimdeki birçok kişi gibi beni de etkiledi. Ortaokulda punk ve rock müzikle tanıştım ve bas gitar çalmaya başladım. Zaman içerisinde rocktan metale bir skala da tüm alt türlere bir şekilde hakim oldum ve kendi beğenilerimi ifade edebilir hâle geldim. Lisenin son yıllarına kadar sert müziğe olan ilgim bu şekilde devam etti. Yani müzik ve sinemaya ilgim eş zamanlı gelişti diyebilirim. Üniversiteye geçtiğimde, tanıdığım yeni insanların da getirileriyle, cazdan hip hopa, geniş bir yelpazeye yayıldı müzik zevkim."
Berkay, hâlâ severek dinlediği iki albümü de benimle paylaşıyor.
🎶 Pantera - Vulgar Display of Power
🎶 Dead Kennedys - Fresh Fruit for Rotting Vegetables
Belgeselin ilk görüntülerini daha çocuk yaşta çekmeye başlamışsın, sence seni o yaşlarda kayıt alma hissine ve motivasyonuna iten neydi? Geleceğe iz bırakma, o anı kaydetme gibi şeyler miydi?
2007 yazında, yazlıkta sıkıntıdan çatladığım bir dönemde, elime geçen her şeyi okuyordum. Radikal gazetesinde “Sinema Tarihinin Yasaklı 15 Filmi” gibi bir yazıya denk gelmiştim. İstanbul’a döndüğümüzde o filmlerin bir kısmını o zamanlarda CD/DVD satan yerlerden, kimi korsan şekilde, temin edip peş peşe izleyip aslında televizyonda gördüğümüz sinemanın dışında farklı bir sinema olduğunun farkına varmıştım. Bu dönemde izlediğim filmlerden biri de Fatih Akın’ın İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek adlı müzik/kent belgeseliydi. Belgesel, İstanbul’un müzisyenlerini takip ederek kentin bir müzikal haritasını sunuyordu. O dönemlerde henüz ortaokula giden Bakırköylü bir metalciydim.
Gerçi, bu noktada kabul etmem iki gerçek var: Birincisi, Bakırköylü değildim hemen Bakırköy’ün sınırında Bahçelievler ilçesinde oturuyordum ancak Bakırköylülüğün Bakırköy’de yaşamanın dışında bir tanımı olduğunun, daha çok aidiyet hissetmekle ve temas etmekle alakalı bir durum olduğunun o dönem dâhi farkındaydım. İkincisi, ilgim metal müziğe kıyasla punk ve hardcore türlerine daha yönelikti.
2008’de on dördüncü yaş günümde bin bir ısrarla babama bir video kamera aldırdım. Fatih Akın’ın İstanbul için yaptığını ben de Bakırköy için, çevremdeki metalci arkadaşlarım ve yaşça benden büyük tanıdıklarımla yapabilirim diye düşündüm. Nihayetinde, filmimdeki 2008 röportajlarından birinde de geçtiği gibi, “her şey özentilikle başladı.”
Kayda alma arzumun kökeni ergence bir özentilikti. İçinde bulunduğum ve eskiden çok daha yoğun olduğunu sürekli duyduğum Bakırköy metal kültürüne ve topluluğuna dair bir film yapmayı ve yönetmen olmayı çok kolay sanan bir ergenlik tutkusu. Yani, kamerayla ilk temasım etrafımı öylesine çekmekten öte, etrafımı bir bağlam çerçevesinde ve bir hedef doğrultusunda çekme arzusuyla oldu. Filmimin en son kısmında dahi 2008’de bu konu hakkında konuştuğumuzu duyabiliyorsunuz. Belgesel yarışmasına katılacağımızı konuşup kazanma şansımızın ne kadar olduğunu sorguluyoruz. Eh tabii, o zamanlar kurgu yapmayı bilmediğimiz için filmi bitirememiştik ve o kayıtlar 10 yıl boyunca bir rafta öylece durdu.
Eğitimini de sinema üzerine almışsın ve hatta bu alanda artık bir “öğretensin,” bitirme projen de bu belgeselmiş. Seni sinemaya iten sence bu filmin peşinden gitmen, bitirmek istemen miydi?
Ben bu filmin, yani 2008’deki çekimlerin varlığını gerçekten unuttum. Üniversiteye başladığımda ailemin yanından ayrılmıştım, ara sıra yanlarını gittiğimde odamdaki bir kutu mini-DVD içindeki bu kayıtları görürdüm ancak bir kere bile açıp izlememiştim. Dolayısıyla film yapmaya dair erken yaşlarda bir aşinalık yaratması dışında bir etkisi olduğunu iddia etmem güç.
Sinemaya genel anlamda duyduğum bir hayranlık beni bu alanda okumaya itti. Ortaokulun son yılından liseden mezun olana kadarki dönem hayatımda en yoğun şekilde film izlediğim dönem oldu. Korsan CD’ciler, torrent vb. internet kaynakları, televizyondaki sinema kanalları... Nereden olursa olsun, hangi film olursa olsun sadece film izlediğim ve kimileri üzerine düşündüğüm bir ilk gençlik dönemiydi lise yıllarım. Etrafımda sinemayla benim kadar ilgili birkaç arkadaşımın varlığı sayesinde giderek perçinlenen bir tutkuya dönüştü. Üniversite öğrenciliğim sırasında ve bugün dahi öyle bir sıklıkla film izlemedim, izlemiyorum.
2011’de lisedeyken çektiğim ve toplamda belki 10 kişinin gördüğü ilk tamamlanmış kısa film denemem Yine, Yeni, Yeniden’in sinema okumamda çok daha büyük bir etkisi olduğunu söyleyebilirim. Bu film Jim Jarmusch özentisi bir dinginliğe ve mizansene sahip, biraz deneysel bir işti. Bir kişi bir bankta bir kamera unutur ve kamera gün boyu karşı banka oturanları kayıt altına alır. Liseden müzik öğretmeninim ve birçok arkadaşımın yardımıyla çekmiştim. Kabataş ve Vefa Liselerinin kısa film yarışmalarına göndermiştim ama herhangi bir sonuç çıkmamıştı.
Peki, o zaman şunu merak ediyorum, lisans hayatın boyunca belgesel konusunda emin adımlarla ilerledim diyebilir misin?
Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi ve fakültenin eş diploma programıyla Bordeaux-Montaigne Üniversitesinden mezun oldum. Sonrasında da Kadir Has Üniversitesi'nde Sinema ve Televizyon yüksek lisansı yaptım. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin biraz sıra dışı bir yapısı var. Fakültede bölüm yok ancak sinema-tv, halkla ilişkiler-reklam ve gazetecilik gibi üç farklı uzmanlık alanı var. İkinci sınıfta bu uzmanlık alanlarından birini seçerek bu alanlarda dersler alıyorsunuz, bir yandan da iletişim alanında teorik dersler de almaya devam ediyorsunuz. Dolayısıyla Galatasaray’daki eğitimim sırasında sosyolojiden uluslararası iletişime, film yapımından metin çözümlemelerine kadar farklı derslere maruz kaldım. Hiçbirine tamamıyla hakim olamadım ancak her birine dair fikir sahibi oldum. Yani, Galatasaray Üniversitesi'ndeki eğitimimin genel dünya görüşümün ve entelektüel birikimimin gelişmesinde büyük bir faydası oldu, ancak film yapımın teknikleri bakımından uzmanlaşmam ise daha güçtü.
Eğitim sürecimdeki en önemli unsurlardan biri ise Galatasaray Üniversitesi Sinema Kulübü'ydü. Yıllarca okulun cep sinemasında özenle, ortak bir biçimde seçtiğimiz filmleri izledik ve üzerine tartıştık. Buradaki sürekli izleyicilik deneyimi ve izlenen filmler üzerine fikir üretme pratiği, birçok dersin katabileceğinden daha fazla şey kattı bana. Bugün bu kulübün hâlâ devam ediyor olması ve kulüpten öğrencilerin Documentarist’te gönüllü olarak çalıştığını görmek çok sevindirici.
Belgesel, sinema izleyiciliğime nispeten geç dahil oldu ancak giderek daha fazla tercih ettiğim ve üretmek için daha büyük bir tutku duyduğum bir türe dönüştü. Bunun en önemli sebeplerinden birisi kurmacadan çok daha özgür bir tür olması. Formsuzluğa ve çok formluluğa çok daha açık bir alan. Hikâyenin kurmacadaki bariz egemenliğine nazaran, biçimin çok daha etkin olabildiği ve deneyselliğe daha açık bir alan. Kurmaca veya belgesel, sinemada her zaman biçimi daha ilgi çekici buldum. Akademik çalışmalarımda da anlatı analizlerinden daha çok anlatıma, yani biçime yöneldim. Dolayısıyla, film biçimini anlamak ve uygulamak adına emin adımlarla ilerlediğimi düşünüyorum ancak aynısını henüz belgesel için söyleyemem. Bakırköy Underground ilk belgeselim, sonraki projelerimin nasıl işlere evrileceğini henüz bilmiyorum.
Belgesel kelimesi senin için ne anlama geliyor? Üretim Kaydı da kayıt kelimesine önem veriyor mesela. Belgesel ve kayıt kelimelerini sence yan yana düşünebilir miyiz?
Belgesel, üzerine okudukça muğlaklaşan, tanımlaması zor bir tür. Kelimenin “belge” niteliğini işaret etmesinin tek boyutlu okunmaması gerektiğini düşünüyorum. Dirk Eitzen’in When is a Documentary? makalesi belgesel ile kurmaca sinemanın o kadar da farklı olmadığını, her belgeselin kurmaca bir tarafı olduğu kadar, her kurmaca filmin de belgeleyen bir işlevi olduğunu tartışıyor.
Belgeselin en klasik tanımı ise John Griersion’ın önerdiği “creative treatment of actuality.” Yani kabaca, gerçekliğin yaratıcı şekilde ele alınması. Dolayısıyla, belgesel belgelemenin ötesinde yaratıcı bir üretim sürecini de içeriyor. Yaratımda kullanılan kamera ve kurgu gibi araçlar gerçekliği sınırlandıracağı ve yeniden düzenleyeceği için belgeselde gerçeğe ulaşmak zaten imkânsız. Belgesel aracılığıyla karşılaştığımız şey yalnızca gerçeğin yeniden üretilmiş bir yansıması. Yapım ekibinin ele aldığı gerçeği ne kadar eğip bükeceği ve hangi noktalarda sınırlayacağı belli bir vizyon doğrultusunda verilen bir seri estetik kararla ilişkili.
Belgesel, gerçeğin bir yansımasını kaydettiği için elbette kaydetme eylemiyle birlikte düşünülmeli. Ancak, belgeselin daha önemli olan işlevi, ele aldığı gerçeği düzenleyip tanınabilir ve tüketilebilir bir hâle getirilebilmesidir. Yani belgesel, kayıt artı yaratıcı düzenlemenin bir çıktısıdır; seçilmiştir, kişiseldir, organizasyoneldir, sanatsaldır, gerçek olduğu kadar kurmacadır çünkü üretilmiştir. Şu an fark ediyorum mesleki deformasyon sanırım, bu tarz tanıma yönelik şeyler konuşulunca biraz didaktik bir üslup kullanabiliyorum.

📽 Filmin @bakirkoyundergroundfilm hesabını takip ederek gösterim programından haberdar olabilirsiniz.
Tek başına başladığın bu yolculuk yanına iki kişinin daha eklenmesiyle artık bir finale erişti, bu süreçten bahsedebilir misin?
Bakırköy Underground çektiğim ve kurguladığım süre boyunca bir deneme tahtası niteliği kazandı. Öğrendiğim teorik ve pratik yeni bilgileri filme sürekli olarak uyguladım. Gözlemci belgesele ilgi duyduğum bir dönemde röportajları yönlendirilmemiş şekilde gerçekleştirmeye çalıştım. Kurguda Vertov’a çok fazla öykündüm. Özdüşünümsellik (self-reflexivity) üzerine çalıştığım dönemde kendimi filmde göstermeden nasıl aynalayabilirim diye kafa yordum. Tüm bunları uygulamaya çalışmam filmle çok fazla oynamamı getirdi. Filmin kurgusu bu deneme tahtası niteliğinden ötürü gereğinden çok daha fazla uzadı. Böyle uzun bir süreç içerisinde filmin içerisinde kayboldum ve körleştim; yani, filmde hatalı olabilecek kısımları göremez hale geldim.
Berfin Altınışık ile birkaç yıldır tanışıyorduk. Bilgisine güvendiğim, ortak beğeniler paylaştığım ve oldukça yapıcı eleştiriler sunmaktan asla çekinmeyen biri. Filmi bitirip kitlemekte tıkandığım bir noktada filmin üzerinden bir kez de birlikte geçmeyi teklif ettim Berfin’e. İyi ki de yapmışım. Film, çok daha dinamik bir hale geldi ve temposunu yakaladı. Bir planın bir saniye önce mi ya da sonra mı biteceğine karar vermek için aynı geçişi defalarca izlediğimiz bir çalışmaydı bu. Filmde büyük farklar yaratan ufak detayları birlikte çözdük. Berfin hâlâ daha filmle alakalı tüm kararlarda etkin bir şekilde söz sahibi.
Yüksek lisansı bitirme telaşım, Galatasaray Üniversitesindeki aktif görevim ve filme yatırdığım uzun sürenin getirdiği yorgunlukla filmin festival ve gösterim süreçlerine ne vaktimin ne enerjimin kaldığı bir dönemde, Çağla Aslan ile filmin yolculuğunun devamını birlikte götürmek üzere anlaştık. Çağla ile o dönemde başka bir projeyi geliştirmek için hâli hazırda birlikte çalışıyorduk. Bakırköy Underground’ı izledikten sonra ortaklığı kabul etti ve filmin gösterim programını birlikte planladık, planlamaya devam ediyoruz. Bakırköy Underground’ın Documentarist’te ilk gösterimini yapması çok gurur duyduğumuz bir andı. Bunda Çağla’nın ve Berfin’in katkısı çok büyük.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Söyleşi dolu bir sayıda Üretim Kaydı, Documentarist'in 15. yaşını belgeselcilerle, festivalin sanat yönetmenleri ve gönüllüleriyle kutluyor.
05 Tem 2022

YAZARLAR

Esra Ece Kuleci
Üreten insanların, süreçlerini kayıt altına almaya merak sarmış biri 👀

Üretim Kaydı
Kültür ve sanat alanında üreten insanlarla buluşarak “üretim süreçlerini” kayıt altına alan ve bu buluşmalardan kendine kalanların da kaydını tutmayı dileyen yayın.
İLGİLİ OKUMALAR



