‘2011'de 13 bin binanın yıkılacağını saptamıştık’

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Hatay Başkanı İnal Büyükaşık ile depremin ardından Hatay'da yapılan çalışmaları konuştuk. Bölgedeki geçici konut ihtiyacını vurgulayan Büyükaşık, imar yönetmeliğinde bir an evvel değişiklik yapılması gerektiğini vurguladı. Büyükaşık ayrıca "Biz sadece 6 Şubat’larda hatırlanmak istemiyoruz" dedi.
‘2011'de 13 bin binanın yıkılacağını saptamıştık’

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

“Biz sadece 6 Şubat’larda hatırlanmak istemiyoruz. Bu bölge daima hatırlanmalı. Hatay başta olmak üzere deprem bölgesindeki ihtiyaçlar karşılanmalı.”
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Hatay Başkanı İnal Büyükaşık

6 Şubat'ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden en çok etkilenen illerden biri Hatay'dı. Sarsıntının ardından 13 binin üzerinde binanın yıkılması, bölgeye uzun süre ekiplerin ulaşamaması, çalışmaların geç başlaması, deprem sonrası acil müdahalenin gecikmesi geri dönülemez sonuçlar doğurdu. Depremin sonuçlarının belki de en ağır hissedildiği kent olan Hatay, depremin üzerinden geçen 1 yılın sonunda hâlâ afetin ilk günlerindeki kadar yardıma ihtiyaç duyuyor. 

Hatay'da 1 yılda yapılan çalışmaları, depremin 3. gününden bu yana bölgede faaliyetlerini sürdüren TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Hatay Başkanı İnal Büyükaşık ile konuştuk. Yeniden inşanın yanı sıra Hatay'da yapılan hataları da anlatan Büyükaşık, depremden önce yürüttükleri çalışmaları da Aposto'ya anlattı.

TMMOB olarak depremden bugüne yaptığınız çalışmalar nelerdi?

Biz depremin üçüncü günü olan 8 Şubat’ta TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak bir Afet Koordinasyon Merkezi kurma kararı aldık. Merkezleri Defne, Subaşı ile Arsuz Karaağaç olmak üzere 2 noktada kurduk. Bu noktalardan 75 güne yakın bir sürede halka insani yardım dağıttık. Gelen insanların isteklerini yazılı olarak alıp imkanımız varsa paketleyip teslim ettik. Bu yardımların içinde kıyafet, gıda, hijyen malzemesi aklınıza gelebilecek ne yardım geldiyse hepsini düzenli şekilde dağıttık. Ardından TMMOB’a bağlı meslek odalarının asıl görevi olan şehircilik, kent dokusu ve mesleki faaliyetlerle ilgili hizmet vermeye başladık. 1 yıldır da buna devam ediyoruz. Bakanlık düzeyinde, belediye ve ilçe belediye toplantılarına, kurulan birçok derneğin çağrılarına katılım gösterdik. Şehrin yeniden doğru yapılaşması için elimizden geleni yapıyoruz.

6 Şubat depremi için yaptığınız çalışmalarda neler öğrendiniz? 

Bu depremin neden bu kadar yıkıcı olduğuyla ilgili bir araştırma başlattık. Özellikle Antakya merkezdeki tüm deprem ölçüm istasyonlarının, tek tek her istasyonun değerlerini aldık, inceledik ve inanılmaz verilere ulaştık. Sayısız üniversitenin, akademisyenin yaptığı çalışmalarda şunu gördük: Depremin etkisi, bizim deprem tehlike haritalarında tasarım hesaplarına esas olacak olan değerlerin çok üzerinde. 

Şöyle ki; Türkiye’de depremin mihenk tarihi, "99 Marmara Depremi"dir. Orada oluşan ivmenin 0.4G olduğunu biliyorduk, ama Antakya merkezli oluşan ivmelerin 1.5G’ye kadar çıktığını gördük. G yerçekimi ivmesi anlamına geliyor. Basit şekilde anlatmak gerekirse, bizim deprem yönetmeliğimiz bir insanın veya bir kütlenin ağırlığının %40’ı kadar yatay ivme oluşabileceği üzerine kurulmuştu. Yani 100 kiloluk bir insana 40 kilo bir yanal kuvvet uygulanacağı üzerine kurulmuştu, ama biz bu depremde 150 kilo yanal kuvvet etkiliğini gördük. 

Bununla birlikte –özellikle Antakya için– bizim 2018 deprem yönetmeliğinden önce ihmal ettiğimiz "düşey ivme"nin de inanılmaz boyutlara ulaştığını görmüş olduk. Çünkü 2018’den önce düşey ivmeyi pek hesaba katmıyorduk. 

Öte yandan depremden önce de Antakya için yaptığımız bir sürü çalışma var. 2006-2011 yılları arasında özellikle Antakya’da oluşabilecek 7,5 büyüklüğündeki bir depremin senaryosu üzerine çalışma yapmıştık. O çalışmanın sonucunda 35-40 bin kişi ölebilir, 13 bin bina yıkılabilir diye bir sonuç çıkarmıştık. 

Bu depremde zaten vefat eden kişi sayısı, resmî rakamlara göre belli. Yıkılan bina sayısı da resmi rakamlara göre 13 bin 800 iken bizim tahminimiz 2011’de 13 bindi. Biz o sonuç bildirgelerini ilgili tüm kurum, kuruluşlar ve kamuoyu ile paylaştık. Hatta halkı da bilinçlendirmek için halka açık toplantılar yaptık, çağırdık. Sonra ne oldu? Akabinde "imar barışı" adı altında bir imar affı ile karşılaştık. Hiçbir mühendislik hizmeti almayan, mühendislik açısından hiçbir bilimsel analize tabi tutulmayan, projesi 2 katlı olan binaların yerine 5 katlı binaların dikildiğini; bu 5 katlı binaların da legalleştirildiğini gördük. 

O dönem de çıktık yine şunu söyledik: “İmar affı cinayettir. yapmayın, etmeyin.” Ama malesef o dönemde bir müjde gibi insanları özendirerek imar affının ne kadar iyi olduğu, ne kadar gerekli olduğu öyle bir işlendi ki halk da bunu böyle isteye isteye gönüllü şekilde imar affına sığındı.

Maalesef şu anda oluşan yıkımlarda gördük ki özellikle bizim 2011’de yaptığımız saha çalışmasında, mevcut yapı stoğunun çok eski ve dayanıksız olduğunu bildirmemize rağmen o yapılarda insanların oturmalarına müsaade edildi; elektrik ve su verilmeye, emlak vergisi alınmaya devam edildi. İstatistiki olarak 2000’den önce yapılan binaların yıkım oranları %97 civarında. Eski yapı stoğunun tamamen yıkıldığını gördük.

Bizim TMMOB olarak bugüne kadar yaptığımız uyarıların maalesef hepsi doğru çıkıyor ve biz artık bu konuda haklı olmak istemiyoruz. Hatay Havalimanı için de zamanında itiraz ettik, kampanyalar düzenledik. “Vatan haini” ilan edildik. “Siz Hatay’a yatırım yapılmasını engellemeye çalışıyorsunuz” denildi. Hatay Havalimanı çalışsaydı, kamu binalarımız yıkılmasaydı. Belki de bu kadar ölümle karşı karşıya kalmayacaktık.

İnal Büyükaşık

Hatay’da yapılan inşa çalışmaları ne durumda?

Hatay’da 250 bini konut, 50 bini işyeri olmak üzere toplamda 300 bin bağımsız bölüm ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Geçen gün 2 bin 700 konutun kurası çekildi. Bu da %2,5 civarında yapıyor. Hâlihazırda yapılan ihalelerin 30 bin civarında olduğunu biliyoruz. Toplamda hâlihazırda biten ve ihalesi açılan konut sayısı %10 oranında. Bu oranlara baktığımızda bu sürecin 10 yıl süreceğini tahmin ediyoruz, ancak biz başka şekilde bakıyoruz olaya. Çok hızlı davrandıklarını düşünüyoruz.

Antakya, depremden önce de planlama ve altyapıyla ilgili sorunları olan bir şehirdi, çünkü eski bir yerleşim yeri. Bir sürü beldenin biraraya gelmesiyle oluşan bir şehir aslında. Şöyle düşünün, bizim altyapı, ulaşım ve haberleşme gibi afet dirençli bir kentin olmazsa olmazları olan ilkelerin bulunmadığı bir kentimiz vardı.

Şu anda da “Şuraya rezerv alanı yapalım”, “Şurayı riskli alan yapalım”, “Şurada da yerinde dönüşüm projeleri uygulansın” diye parçalı, bütünlükten uzak, afet dirençli bir kent olmaktan uzak bir planlamayla inşa faaliyetleri devam ediyor.

Bu mertebelere ulaşan deprem kuvvetlerine uygun yeni bir deprem yönetmeliğinin çalışıldığını biliyoruz. Bu yönetmelik bitmeden, yeni durum analiz edilmeden ilerlenmesini doğru bulmuyoruz. 6 Şubat depremlerinin ulusal-uluslararası düzeyde karakteristiği ve etkileri hâlâ tartışılıyor. Biz hâlâ mevcut imar yönetmeliği, mevcut deprem yönetmeliği, mevcut tehlike haritalarına uygun inşaat faaliyetleri yürütüyoruz. 

Öte yandan binalar yapıyoruz ama altyapımız yok. Her yağmurda her yeri su basıyor. Kanalizasyon şebekelerimizin, temiz su şebekelerimizin, iletişim şebekelerimizin, elektrik şebekelerimizin hepsi şu anda zarar görmüş durumda ve pek çok elektrik kesintisi, iletişim kesintisiyle başbaşa kalmış durumdayız.

Hatay’da inşa edilen Emlak Konut ve TOKİ evlerine ilişkin neler düşünüyorsunuz? Özellikle riskli zeminlere inşaatlar yapıldığı söyleniyor? Bu eleştirilere katılıyor musunuz?

Mühendislik ile her zemine uygun bina yapılabilir. Bu bilimsel ve teknolojik olarak uygun ve doğrudur, ama yeterli bilimsel çalışma yapıldıktan ve yeterli önlemler alındıktan sonra. 

Şu anda rezerv alanı olarak ilan edilen yerlerde Emlak Konut ve TOKİ marifetiyle yeni konutlar yapılıyor, o konutlarda zemin iyileştirmesi yapıldığını da biliyoruz, ama bizim eleştirimiz paylaşılan bu iyileştirmeler veya projelerle ilgili hiçbir veri yok. Bu binaların neye göre zemin iyileştirmesi yapıldığını, ne kadar derine inildiğini, ana karaya ulaşıp ulaşmadığını bilmiyoruz. Saha gözlemleri ve kendi çalışmalarımızla bazı verilere ulaşabiliyoruz. 

Rezerv alanı dışında da bazı kısımlarda imar olduğu gibi devam ediyor. İmar Kanunu depremden önceki hâliyle hâlâ yürürlükte. Büyükşehir belediyesi, bakanlık, ilçe yönetimleri, afete daha dirençli, daha yaşanabilir bir kent oluşturacağını söylemesine rağmen, imar kanunları hâlâ devam ediyor. Bu zaten başlı başına büyük bir sıkıntı. Yerinde dönüşüm yapılacak yerlerde de maalesef mevcut imar yönetmeliği, deprem yönetmeliği, yapı denetim sistemi, depremden önce neyse aynı şekilde sürüyor. 

Bir de şunu da söylemeden geçmek çok doğru değil, özellikle yeni yapılan binaların yani 2000’den sonra yapılan binaların belirli bir bölgede fazla yıkıma maruz kaldığını da biliyoruz. Odabaşı Mahallesi ve etrafı gibi. Orada da imarlar olduğu gibi devam ediyor. 

Bu sistemler aynı şekilde devam ediyor olsa da, kentsel dönüşüm kanununda değişiklikler yapıldı. Bu değişiklikleri nasıl değerlendirirsiniz? 

Yapılan güncelleme daha çok hukuki anlamda ve idari anlamda yapılan bir güncelleme. Teknik olarak yapılan hiçbir güncelleme yok. Bir, iki madde yayımlandı. Biz İnşaat Mühendisleri Odası olarak yıllardır yetkin mühendisliğin çıkması ile ilgili mücadele veriyoruz. Bu iş, tecrübe ve iş yaşından çok yetkin mühendislik ilkelerine göre yapılmalı. 

Hatay’da hâlihazırda devam eden çalışmaların yetersiz olduğunu vurguluyorsunuz. Bundan sonraki süreçte neler, nasıl yapılmalı?

Hata yapıldı, en büyük sorunumuz geçici barınmaydı. Depremden sonra önce çadırlarda barınmaya çalıştık, sonra biraz daha durum iyileştirilip konteynerlerde yaşamaya başladık. Konteynerlerde yaşatılmaya çalıştık. Bu geçici barınma neydi? 3 aydı, 6 aydı. Ama bizim tahminimize göre en az bir 10 yıl sürecek bu yapılaşma süreci. Çok hızlı bir şekilde kalıcı konutları konuşup, kalıcı konutları üretmenin derdine düştük. 

Halbuki biz nitelikli geçici barınmayı çözebilseydik, ki hâlâ çözmüş değiliz, hem şehrin yeniden yapılaşmasında doğru bir imar, afet dirençli bir kent için doğru planlama belki deprem master planı, şehrin deprem toplanma alanları sosyal dokusu, kamu yapıları için zaman kazanmış olurduk. Hem de depremin karakteristiğini biraz daha özümseyip, çalışıp, analiz edip, daha depreme dirençli binalar tasarlamak için de zaman kazanmış olurduk. Ama biz nitelikli geçici barınmayı çözemedik. Bakın, yaklaşık olarak 200 bine yakın insan konteynerlerde yaşamaya devam ediyor. 

Şu ana kadar Hatay’da üretilen kalıcı konutlar bir yılın sonunda toplam ihtiyacın %3’ü, 4’ü civarında. Bu yapılaşma belki 10 yıl sürecek ve bu süreç boyunca insanların konteyner kentlerde yaşamaları çok zor. Düşünün 18 metrekarelerde, 21 metrekarelerde bir aile yaşamak zorunda kalıyor. Bazı konteyner kentlerde ortak banyolar kullanılıyor, aklınıza gelemeyecek birçok sorun ve sıkıntı var. O yüzden nitelikli geçici barınmayı bizim bir an önce hayata geçirmemiz lazım.

Özellikle depremden sonraki süreçte çok kısa sürede çok hızlı şekilde tutuklamalar ve hapse atmalar gördük. Bu süreçler de şeffaf şekilde ilerlemedi. Yürütülen soruşturmalar hakkında neler düşünüyorsunuz? 

Bir soruşturma ve araştırma yapılması gerekiyordu. Biz depremle ilgili suçu olan herkesin yargılanıp yargı önünde hesap vermesi gerektiğine inanıyoruz. Bunun için de her zaman elimizden geleni yapmaya hazırız. 

Ancak özellikle mühendisler ve mimarlar için bazı sıkıntılar mevcut. Sadece adı ruhsatta geçiyor diye ya da 20 yıl önce yaptığı bir projeyle ilgili ruhsatta adı var diye direkt tutuklananlar oldu. Sadece proje üzerinden ya da görgü tanıklarının ifadelerine göre yazılmış bilirkişi raporlarına istinaden de insanlar tutuklandı. Mesela Şubat ayından bu yana yaklaşık 1 yıldır tutuklu olup hâlâ mahkeme önüne çıkmayan pek çok meslektaşımız var. Bu meslektaşlarımız ne masumiyet karinesine bağlı olarak ne de başka bir konu gözetilmeksizin sadece tutuklandı. Henüz yargılanıp da hüküm giyen hiç kimse yok. 

Tabii ki suçu, kusuru olan herkes yargılanmalı ve cezası neyse çekmeli, ancak bu insanların bir kısmı da depremzede, yargılamaların hızla yapılması gerekiyor. 

Şunu düşünün, özellikle ruhsatlı binalarda bütün yapılan işlemlerden önce ruhsatını alıyorsunuz. İnşaat süresince de yapı denetim sistemi, belediye, bakanlık tarafından sürekli denetleniyorsunuz. İşin sonunda iş bitirme tutanağı düzenleniyor ve iskan izin belgesi düzenleniyor. Bu ne demektir? “Biz burayı gerekli tüm şartlara ve kurallara göre denetledik, baktık ve sen artık bunda oturabilirsin.” Şimdi ise sonuç bu. 

Yıkılan binalardan numuneler alınıyor ve laboratuvarlarda test ediliyor. Zaten normal şartlarda da denetim sisteminde yapı inşa edilirken bütün numuneler alınır ve test edilir. Beton dökülürken numune alınır, test edilir, incelenir eğer doğruysa devam edilir. O zaman neden biz denetim yaptık? Niye biz belediyeden ruhsat ve iskan izin belgesi aldık? Burada tutuklamalar olacaksa işin her noktasındaki insanlara bakılması gerekiyor. Sadece proje müdürü veya mühendisi değil. 

Biz de bir soru soralım: “İmar affından zarar görüp de yıkılan binalarda vefat eden kaç kişi var? Ve o imar affını onaylayan insanlar, kanunu çıkaran insanlarla ilgili tek bir soruşturma var mı?”

İmar affı gibi hiçbir mühendislik izni almadan hiçbir bilimsel çalışma yapılmadan insanların o evlerde oturmasına izin verildi. Binlerce, on binlerce insanın öldüğünü biliyoruz; ama onunla ilgili tek bir inceleme yok. 

Ayrıca kamu binaları da tartışılması gereken bir diğer konu. Kamu binaları yıkıldı, hastaneler, valilik binası, çevre şehircilik binası, havaalanı. Yardım gelemedi. Bunlarla ilgili açılmış tek bir yargı davası duydunuz mu?

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

İlkim Emirler

Deputy editor @ Aposto

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Nart Özel

·

11 Tem 2026

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?

08 Tem 2026

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Trump’ın Türkiye’ye hediyesi: CAATSA yaptırımlarının kalkması ne anlama geliyor?

Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi aldığı için ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturan devletleri ekonomik ve askerî olarak sınırlandıran CAATSA yaptırımlarına Aralık 2020’den beri maruz kalan Türkiye’ye ABD Başkanı Trump’tan müjde geldi. NATO Zirvesi için Ankara’ya gelen Trump, hediye paketini Erdoğan’a sundu: Yaptırımlar kalkacak, F-35 konusu ele alınacak.

Pelin Cengiz

·

08 Tem 2026

Trump’ın Türkiye’ye hediyesi: CAATSA yaptırımlarının kalkması ne anlama geliyor?