
Dünya Ülkeleri ve Türkiye'deki Mimarlık Ortamı
II. Dünya Savaşı sonrasındaki süreç dünya ülkelerinde yaraların sarıldığı, kentlerin yeniden inşa edildiği ve ekonomik düzenlemelerin yapıldığı durgun bir dönemdir. Türkiye savaşa girmese de; ekonomik ve sosyal olarak dünya üzerinde hakim olan tehlike ortamından etkilenir. Bu dönemdeki mimarlık ve ilişkili disiplinler, savaş sonrasındaki toplumsal ve siyasi gelişmelerle birlikte şekillenir.
1930’lu yıllarda cumhuriyetin modernist yapıları inşa edilirken; savaş yıllarında Anıtsal ve Ulusalcı Üslupta inşa edilen birkaç yapı haricinde, dışa bağımlı olan yapı sektörü duraklamaya girer. 50’li yıllar ise Türkiye’nin ekonomik olarak dünyaya açıldığı; siyasi rejimde çok partili döneme geçilen, kentsel planlamaların yapıldığı, sanayinin geliştiği ve yapı üretiminin canlandığı yeni bir dönem olur.
Türkiye mimarlığında hakim olan Ulusalcı Üslup yerini savaş sonrası Amerikan Mimarlığında görülen Uluslararası İdeolojiye bırakır. Uluslararası Üslup, mimarlık dünyasına temel geometrik biçimleri, modülerliği, gridal cepheleri, geniş cam yüzeyleri ve balkonları teşvik eder. Le Corbusier ve Oscar Niemeyer gibi dünya çapında ünlü mimarların eserleri; bu dönemde Türk mimarlık ortamına ilham olur.
Unite D'Habitation, / Fransa
Fotoğraf: Paul Kozlowski
Palácio do Planalto, / Brezilya
Fotoğraf: Alan Weintraub
50’li yıllarda inşa edilen Maçka Hilton Oteli, Büyükada Anadolu Kulübü, ve İstanbul Belediye Sarayı gibi yapılara bakıldığında; savaş yıllarında üretilen anıtsal ve üslupçu ürünlerden farklı olarak yenilikçi, sade ve rasyonalist tasarımların ortaya konulduğu görülür. Aynı yıllarda dünyadaki mimarlık eğilimlerini takip etmeye olanak sağlayan dergilerin yayınlanmaya başlaması, mimarlık eğitimde reformlar gerçekleştirilmesi ve yeni şehir planlarının hazırlanması ise mimarlık alanındaki diğer yeniliklere örnek olarak verilebilir.
Maçka Hilton Oteli / İstanbul
Fotoğraflar: Altuğ Gönülal
Büyükada Anadolu Kulübü / İstanbul
Fotoğraf: Arkitera Arşivi
50’li yıllarda konut mimarisinde de değişiklikler yaşanır. Gelişen kentleşme ve tarımda makineleşme ile birlikte büyük kentlere göç artar ve dolayısıyla konut ihtiyacı çoğalır. Kentlerde gecekondulaşma artar ve pek çok tarihi köşkün yerini çok katlı betonarme apartmanlar alır.
Mimarlık ve Sanat Birlikteliği
II. Dünya Savaşı sonrası dönemde pek çok ülkede görülen mimarlık ve sanat birliktelikleri Türkiye’de de ilgi görür. Ancak Türkiye’de gerçekleştirilen küreselleşme ve modernizasyon politikaları nedeniyle, kültür-sanat ortamına cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu kadar devlet desteği sağlanamaz. Böylelikle dönemin önde gelen sanatçıları ve mimarları çeşitli oluşumlar altında bir araya gelerek çağdaş kolektif eserler üretmeyi hedeflerler.
Mimarlık ve sanat birliktelikleri, genellikle önde gelen sanatçıların tasarladığı seramik veya mozaik panoların, mimari yapıların giriş mekanları veya cephelerinde sergilenmesiyle gerçekleştirilir. Kamu ve konut yapılarının üzerindeki panolarda kültürel değerlerin ve sosyal gelişmelerin betimlenmesi, toplum üzerinde dönüştürücü bir rol oynar. Mimarlar ve sanatçılar, birbirlerinin yetkinlik sahibi olduğu alanlar üzerinde fikirlerini ortaya koyar ve sınırlamalar getirir. Böylelikle ilerleyen süreçte iki disiplin arasında daha geçirgen ve birbirini besleyen bir ilişki ortaya çıkar.
Çağdaş Mozaik Sanatı
Bizans Sanatının görkemli örnekleri olan Ayasofya ve Kariye mozaiklerinin restorasyon sonrasında gün yüzüne çıkartılmasının ardından, 1950’li yıllara gelindiğinde Türkiye sanat camiasında geçmişin kültürel zenginliklerine yönelik bir ilgi ortamı oluşur. Bu dönemde pek çok kitap, makale ve dergide mozaik sanatıyla ilgili çalışmalar yayınlanır.
Ayasofya'da Restorasyon Çalışmaları
Fotoğraf: Dumbarton Oaks Arşivi
Restorasyon Sürecini Yöneten Prof. Thomas Whittemore
Kariye Camii Mozaikleriyle Birlikte
Fotoğraf: Dumbarton Oaks Arşivi
1950’de Türkiye'de ilk cam mozaik fabrikasının faaliyete geçmesiyle birlikte dönemin sanatçıları, kağıt ve tuval üzerine uyguladıkları resim tekniklerini mozaik taşlarıyla duvar panoları üzerinde uygulamaya başlar. Tıpkı geçmişte Bizans mozaiklerinin mimari yapılarla bir bütünü ifade etmesi gibi, 50’li yıllardan itibaren mozaik panolar da iç - dış mekanların vazgeçilmez bir yapı unsuru olur.

1950-60'lı Yıllardan Bazı Sanatçılar ve Mozaik
Panolarının Yer Aldığı Binalar
Tablo: Altuğ Gönülal
Bu dönemde kamusal yapılarda ve konutlarda mozaiklerde genellikle Anadolu medeniyetlerine ait geleneksel motiflerin soyutlandığı kompozisyonlara yer verilir. Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu, Ercüment Kalmık, Nedim Günsür, Nurullah Berk ve Sabri Berkel gibi önde gelen sanatçılar, mimarlık işbirliklerinde mozaik sanatını kullanır.
Samatya Hastanesinde Bedri Rahmi Eyüboğlu Mozaikleri
Fotoğraf: Oktay Özman
Levent'te Ercüment Kalmık Mozaikleri
Fotoğraf: Mesut Gengeç
Manifaturacılar Çarşısı'nda Eren Eyüboğlu Mozaikleri
Fotoğraf: Kültür Envanteri
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Mimarlığın sanatla buluştuğu bir hikâye: Marmara Apartmanı
16 Ara 2022

YAZARLAR

Strolling Istanbul
İstanbul’un kültürel mirasına dair araştırma ve keşif notları. Her ayın birinci ve üçüncü cuması.
İLGİLİ OKUMALAR


