Haziran, yolumuzun buluştuğu yerde...

Şu cümle takıldı beynimin nöronları arasına: “Kusura bakma kısa yazacak vaktim yok”. Bir rivayete göre aslan Blaise Pascal mektuplarında yazmış. Ama T.S. Eliot, Cicero, Marcel Proust, Henry David Thoreau, Voltaire, Mark Twain, Albert Einstein, Oscar Wilde, Thomas Jefferson imzalı olarak da hemen herkesin kaleminden akmış. Altı cümlelik nefis bir hikâye.

Aklımdakileri anlatacak kelimeler icat edilmemiş gibi hissediyorum bazen. Başka zamanlarda da cuk diye yerine oturuyor sözcükler. Onlar beni yazıyor sanki, bana ait zannederken. Sana buradan bahsetmemiştim. Anlatırsam tek başına gitmenden endişe ettim belki de. Benim seni tanıştıracağım bir arkadaş olmasını, yıllar sonra bu hikâyeyi "Hatırlıyor musun, sahilcilerin ıslak mayolarını kurutmak için eve gittiği, akşamcıların saatinin henüz gelmediği, kumsalın sessizleştiği birkaç dakika vardı?" diye anlatmamızı istemiştim. Başka vakitte gelsen, herhangi bir Bodrum sahilinden, parmaklarını bir kopça gibi ayakkabılarına takıp yürüdüğün deniz kenarından farkı olmazdı çünkü. O yüzden bu mektubu yazmak için tam da o anı bekledim.

Kadıkalesi'ndeyim. Yalı, kumların üzerine masaları atmaya başladı. En uçtakini ayırttım. Güneş en son burayı terk ediyor çünkü. İçeride kısık sesle Ayten Alpman - Pencere çalıyor. Barbunya, deniz börülcesi, şakşuka, ezme vitrinde yerini alıyor; ekmekler kesiliyor; rakılar soğutuluyor; şef garson son ancılara "Hâllederiz," diyor telefonda, içeriden birkaç sandalye daha deniz kenarına atılıyor. Leblebi (bu saatlerde yoldaşım olan kedi) masanın yanında miyavlayarak eşlik ediyor bu merasime.

Defterimi, kalemimi ve bu aralar okuduğum Bernardine Evaristo’nun Kız, Kadın, Öteki kitabını evde unuttuğum için peçeteye yazıyorum bu mektubu. İyice Akdenizli oldum son bir haftada. Saati güneşin gökyüzündeki yerinden, günü kumsaldaki kalabalıklardan tahmin etmeye çalışıyorum. Hep aynı şeyleri yapıyorum. Her gün. Sabahın sessizliğinde biraz okuma ve yazma; öğlen sıcağı söylenmeleri başlamadan önce Pab’da bir masa kapma; serinlik var, rüzgâr azsa SUP üzerinde denizde gezinme; önüme çıkan plastik şişeleri, boruları, tenekeleri toplama; insanların attıkları çöplere lanet etme, belki de tekneden uçtu, yakalayamadılar diye umma; tepesinde gölge yapan board’culara sinir olan kaplumbağanın yaşam alanına girmemeye çalışma; neredesin, ne yapıyorsun diye sormadan masama oturan, sessizlikte kavuştuğumuz arkadaşlarla durma; ve işte bu saatlerde geldiğim Yalı.

Başımı kaldırdım şimdi, Deniz gelmiş oturmuş karşıma, kitabımı da getirmiş yanında. Peçetemde son satır bu. Puntomu iyice küçülttüm. Yakında görüşüyoruz. Pazar günü. Birde oralarda olurum demiştin. Yerim belli.

Hazal

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Haziran, yolumuzun buluştuğu yerde...

Bugün 19 Haziran. Soli'de "Müşterek Sofralar" Günü. Akdeniz bavulumuzu topladık. Çatal bıçak sesine karışan kahkahalar, okurken kuma düşmüş kitabın huzuru, yandaki şezlongda yatan arkadaşa uzatılan kulaklığın teki var içinde.

19 Haz 2021

İllüstrasyon: Yeraz Gökbaş

İLGİLİ OKUMALAR