Asla yalnız yürümeyeceksin
Bu yazı, kendini öldürsün diye başucuna ip bırakılan, katilinden şehir şehir kaçan, artık anmayı dahi istemediğimiz kadar canice sonlara layık görülen pırıl pırıl kadınlar için yazıldı. Hayat giderek zorlaşsa da biz geride kalanlar, isimlerinizi ve hikayelerinizi unutmuyoruz. Bunu siz göremezsiniz ama katilleriniz daima hatırlasın.
Türkiye’de kadına yönelik şiddetle ilgili bir yazı yazmak çok zor. Evvel ezel zor bir mesai olan kadınlık, son yıllarda iyiden iyiye bakımı yapılmamış hız trenine emniyet kemeri takmadan binmek gibi oldu. Düşmek, kafanızı parçalamak, felç kalmak arasında en az akla gelen senaryo yaşamak. İçinde doğduğumuz, büyüdüğümüz ve çoğunlukla kendimizi ait hissettiğimiz ülkede açık hedef olarak yaşıyoruz. Bindiğimiz otobüs, metro, iş görüşmesine gittiğimiz ofis, güvenerek severek evlendiğimiz insan, beraber büyüdüğümüz kardeş ölümün ta kendisi olabilir diye huzursuz olmadan edemiyoruz.
- Dile kolay, Eylül ayında Türkiye’de 34 kadın öldürüldü, 20 kadının ölümünde cinayet şüphesi var. Son yedi yıl için bu rakam 5.696. Şiddet, cinayetlerle de sınırlı değil. Ev içi şiddetten aile içinde yok sayılmaya, işyerinde zorbalıktan sokakta güvenlik kaygısı yaşamaya uzanan pek çok yüze sahip.
Şikayetler ciddiye alınmıyor, katiller kollanıyor, tecavüzcüler affediliyor. Üstelik bu döngüden çocuklar da kurtulamıyor. Hâl böyle olunca, bu topraklarda yaşayan kadınlar olarak hayatlarımızı sağ ve sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek için artık sıradan önlemlerden fazlasına ihtiyaç duyuyoruz.
Gündelik hayatın her alanına yayılan şiddeti, toplumun farklı kesimlerinden kadınlarla konuşmak ve aşağıda okuyacağınız gibi önce yaşadığımız derdi ortaya koymak, atılacak ilk adımlardan biri. Konu gereği isimleri anonim tutarak tabii ki...
Kadınlar, bütün eşitsizliklere rağmen, var olma umudunu korumayı müdanasızlıklarına da borçlu. Yazının ara başlıkları bu yüzden her yıl 8 Mart’ta bütün engellemelere rağmen sokakları dolduran, korkusunu cebine koyup, sesini daha da gür çıkartan kadınların sloganlarından seçildi.
Bizden önce yakalarında mor iğne taşıyan, ilmek ilmek kadın mücadelesini örenlerin tamamı, o sloganların sahibi...
Karanlıktan korkarsan bu kenti ateşe veririz | ‘Yıllarca gözüm açık dayak yedim’
Ev içi şiddet çoğunlukla kapalı kapıların arkasında yaşanıyor, görmezden geliniyor. 44 yaşındaki turizm danışmanı Nilgün’ün hikayesi çok ağır. Yıllarca sistematik şiddete maruz kalmasına rağmen evinden ayrılabileceği duruma gelmesi yıllarını almış:
“Bazen gözümü kapattığımda aniden ürküyorum. Aklıma şiddet görürken darbenin nereden geldiğini kestiremediğim o günler geliyor. O yüzden yıllarca gözüm açık dayak yedim ben.”
Bugün her şeyi tek tek ince ince işleyerek planladığı, özenle yarattığı bir hayatı var. 19 yaşında, kendi isteğiyle üniversitede tanıştığı çocukla evlenmiş. Büyük bir aşk ve güzel bir geleceğe duyulan inanç. Ailesinin bir sevgiliyi kabul etmeyeceğini bildiğinden “Nasılsa birlikte yaşamak istiyoruz, nikah yapsak ne olur ki?” diye düşünmüş. Evlenir evlenmez hamile kalmış. Üniversite günlerine denk gelen o zamanları uzak ve tatlı bir hayal gibi hatırlıyor. Şiddetle ilk karşılaşması evliliklerinin ikinci yılında. Akşamları çalışan eşi eve döndüğünde oğlunun ağlamasına sinirlenmiş, önce onu odaya kilitlemiş, sonra “Ya olur mu, ben sustururum şimdi” diyen Nilgün’ü itmiş:
“Önce yorgunluğa, sonra içkiye, sonra maddi sorunlara yordum. Aklıma hiç bana zarar vermek isteyebileceği gelmedi. Sonra bir gün konuşurken ‘Komik mi’ diye sandalyemi itip beni de yere düşürdüğünde, artık bunun başka bir şeyle açıklanamayacağını, onun doğrudan bana yönelmiş bir öfkesi olduğunu farkettim, ama o evden çıkmam çok uzun zaman aldı.”
Okulu bitirdikten sonra iş bulamayınca, başka bir okula yönelmiş. Önce arkadaşının kafesinde çalışmış. O günlerde yaşanan bir kıskançlık krizinde gözü kör olma noktasına gelmiş. Kulağı bugün bile tam duymuyor:
“İkimizin de ailesi demokrat değerlere sahip insanlar. Buna karşılık babamların feodal bir yapısı da var. O yüzden gidip de onlara ‘Ben şiddet görüyorum’ dediğimde inanmak istemediler. Benim gerçekten şiddet gördüğümü, evliliğimin 8. yılında artık yarı kör ve sağır kaldığımda, kırık kolumu ve ciğerime batan kaburgamı gördüklerinde anladılar. Hiç unutmuyorum oğlum o zaman dedesini görünce ‘Dede, annem çok kötü oluyor, bizi al’ demişti.”
İstanbul Barosu aracılığıyla bulduğu avukat, yaptığı şikayetler durumu daha da karmaşık hâle getirmekten başka bir işe yaramamış. Şiddet durmadığı gibi, tehditler de artmış. Nihayet boşandıklarında, bu kez ölüm tehditleri başlamış. Bir gün işyeri çıkışına gelen eski eşi insanların ortasında onu kaçırmaya kalktığında patronu ve yanındakiler müdahale etmiş:
“Şiddet hiç bitmeyecek gibiydi. Her gün cinayet haberlerini gördüğümde, bu ben de olabilirim diyordum. Ailem erken evlendiğim için beni suçladı ama düşünüyorum da evlenmemek gibi bir ihtimal dahi yoktu. Eski eşimin başı derde girince şiddet bitti ve beni unuttu. Bir gün yeniden hatırlayabilir.”
Evrim, 27 yaşında. Aile içi şiddet mağduru. Üniversiteye giden, hayatını kazanan, buna karşılık ailesiyle çatışan genç kadın, çok kere ağabeylerinden tehdit aldığını anlatıyor:
“Ortaokul yıllarımda başladı. Kendimi ve çevremi keşfetmemle birlikte özgürleşmeye başladığım dönem, aslında şiddetin en belirgin ve vurucu hâllerinden olan fiziksel şiddetle karşılaşmama sebep oldu. Abim, fiziksel şiddet uygulayarak üzerimde tahakküm kurmaya çalıştı.
Yaklaşık 2 sene sistematik aralıklarla süren bu şiddet, bugün hâlâ kendisinden çok korkmama, dövmelerimi gizlemek için yaz ortasında uzun kollu giymeme sebep oluyor. Aradığında anksiyetem tutuyor. ‘Elini kana bulayacaksın çocuğun’ sözlerinden ‘Ben solcu arkadaşlarınla korkuttuklarınıza benzemem, seni öldürürüm’ diyen ağza, dört tarafı şiddetle sarılı bir genç kızlık hikayesi.”
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Birleşik Krallık'ta hükümet, tek kullanımlık elektronik sigaraları yasaklama kararı aldı. İpek Yolu üzerinde kayıp iki kent LiDAR teknolojisiyle yeniden keşfedildi. TUSAŞ saldırısını PKK üstlendi.
26 Eki 2024

İLGİLİ OKUMALAR



