Türkiye siyasetinin son haftalardaki manzarası, yakalandığı fırtınanın etkisiyle bir o yana bir bu yana sallanıp duran ve içinde her kafadan anlaşılmaz seslerin çıktığı bir geminin durumuna benziyor. Fırtına Türkiye için çok tanıdık

Türkiye siyasetinin son haftalardaki manzarası, yakalandığı fırtınanın etkisiyle bir o yana bir bu yana sallanıp duran ve içinde her kafadan anlaşılmaz seslerin çıktığı bir geminin durumuna benziyor. Fırtına Türkiye için çok tanıdık: kronik Kürt sorunu. Kakafonik seslerin sahipleri de belli: Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli, DEM Parti ve CHP; ayrıca ‘’Devlet’’ ve Saray bürokratları.

Beklenebileceği gibi, bu manzaranın sonucu belirsizlik. Gerçekten de haftalardır devam edegelen bu kolektif kakafonik performansın sonunda, hükümetin Kürt sorununun çözümünü amaçlayan yeni bir girişiminin söz konusu olup olmadığı ve eğer böyle bir şey varsa çözüm planının tam olarak ne olduğu konuları belirsizliğini koruyor. Daha temelde, Devletin ve Cumhur İttifakı’nın Kürt sorununu barışçı-demokratik yoldan çözme gibi bir niyetinin var olduğu da kuşkulu.

Ama bu belirsizliğin asıl failleri Bahçeli ve Erdoğan. Çünkü her ikisi de, ama özellikle de Bahçeli, bu sorun söz konusu olduğunda bilmece gibi konuşuyor ve davranıyorlar. O kadar ki, Bahçeli ekzantrik videoları ve günaşırı gelen ‘’vakit tamam’’ mottolarıyla biten sosyal medya paylaşımları ile meseleyi teatral bir hale dönüştürdü.

Özgürlük Gündemi’nin önceki iki sayısında Ekim ayı başından itibaren bu konuyla ilgili gelişmeleri özetleyerek, bu gelişmelerde iktidar cenahının gündeminde Kürt sorununun barışçı-demokratik yoldan çözümünü amaçlayan bir girişim başlatılmasının var olduğunu gösteren sahici bir işaretin bulunmadığı sonucuna varmıştık. Ama bu arada baştan beri söylenti halinde dolaşan ve nihayet Bahçeli’nin 6 Kasım’daki yeni çağrısıyla teyit edilen Tayyip Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı seçilmesi için Anayasanın değiştirilmesinin bütün bu gelişmelerin arka planındaki asıl hedef olduğu kanaati güçlendi.

Kısaca, ortada Kürt sorununun demokratik çözümüne yönelik sahici bir niyetten ziyade, bu meseleyle ilgili olarak Devletin ve Cumhur İttifakı’nın güvenlik endişelerinin yönlendirdiği stratejik bir hesabı var gibi görünüyor. Her halükârda bilinçli olarak yaratılmış olduğu izlenimi veren bir belirsizlik ortamıyla karşı karşıyayız. Bu belirsizlikten ne çıkacağını görmek için çok fazla beklemek zorunda kalmayabiliriz.

Bu sayımızda Ali Rıza Çoban Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin Türkiye hakkındaki son Gözlem Raporu’nu, Ömer Faruk Şen CHP’li belediyelere kayyım atanması ve haklarında soruşturma başlatılmasıyla ilgili sorunları, Caner Gerek ise ABD’de 2015 başında göreve başlayacak yeni Başkan Trump’ın yönetimiyle ilgili ekonomik beklentileri ele alıyorlar.

Özgürlük Gündemi’nin bir sonraki sayısında buluşmak üzere.

NEREDE YAYIMLANDI?

Özgürlük GündemiÖzgürlük Gündemi

BÜLTEN SAYISI

İnsan Hakları Komitesinin Türkiye Gözlem Raporu

CHP’li Belediyelere Kayyum, Soruşturma, İnceleme ve Haciz Tehdidi, Trump Dönemi Ekonomik Beklentiler, İnsan Hakları Komitesinin Türkiye Gözlem Raporu.

19 Kas 2024

İnsan Hakları Komitesinin Türkiye Gözlem Raporu

İLGİLİ OKUMALAR