Hrant Dink’in ilhamı
Her 15 Eylül’de Hrant Dink’in doğum gününü kutluyoruz. Ama bugün sadece onun değil, Dink’in sayesinde bu ülkede bir şeylerin ters gittiğini fark eden, ülkenin tarihini sorgulayan, ayrımcılığa karşı çıkan yüz binlerce insanın da bir nevi farkındalık günü. Bugün, yas tutmuyoruz. Bugün, acı duymuyoruz. Bugün ilham alıyoruz. Onun hayalini kurduğu eşitlikçi, özgür ve barış dolu bir toplumu inşa etme irademizi de yeniden tazeliyoruz.
Yazı: Vartan Estukyan
19 Ocak günleri, artık ülke tarihi için özel bir anlama sahip ve bu anlam, 2007’den bu yana hiçbir zaman değer kaybına uğramadı. Agos gazetesinin kurucularından ve eski genel yayın yönetmeni Hrant Dink, o Cuma öğlen saatlerinde henüz 17’sindeki bir tetikçinin kurşunuyla öldürüldüğünde ülkenin büyük çoğunluğu bu cinayetin Türkiye tarihine nasıl tezahür edeceğini öngöremiyordu.
Cinayeti kamuoyuna duyuran son dakika haberlerinin ardından, benzerine az rastlanır bir organik örgütlenmeyle büyük bir kalabalık biraraya geldi. Hemen hemen hiç kimsenin önünde, arkasında, sağında veya solunda kimin olduğunu bilmediği bu kitlenin boyutları, akşam haberlerinde on binlerle anılıyordu. Taksim’den gazetenin eski binasının önüne yürüyen kalabalığın arasında Dink’i daha önce hiç görmemiş olanlar, adını dahi duymamışlar vardı ve belirtmek gerekir ki kalabalığın çoğunluğunu da bu grup oluşturuyordu.
O günü çok berrak bir şekilde hatırlıyorum. Ermeni okullarında okuyan öğrencilerin, öğretmenlerinin nasıl bir soğukkanlılıkla evlerine sağ salim teslim edildiklerini... Akşamki yürüyüşe gitmek istediğimi söylediğimde annemin izin vermeyişine hayıflanışımı, abimin gitmesine müsaade ettiğini duyduğumda ise öfkelenişimi...
O günün İstanbul’un hafızasına kazınan soğuğu, sokakların olağanüstü sessizliği ve şehrin göğe yükselen sessiz ağıtları hâlâ zihnimde taze. İnsanlar, birbirlerini tanımasalar da aynı duyguyla kenetlenmiş gibiydi. Kimse öne çıkmaya çalışmıyor, herkes yalnızca yanındakiyle birlikte yürüyordu. Sanki görünmez bir ip, binlerce insanı aynı yöne doğru çekiyordu.
Miladın sessizliği
Ama bugün 15 Eylül ve ben Hrant Dink’in ölümünü değil, doğumunu konuşmak istiyorum. Daha doğrusu, onun doğurduğu bir bilinci, farkındalığı, duyguyu. Özellikle mezunu olduğu Tıbrevank Lisesi’nden dönemdaşları, büyükleri ve küçükleri, ölümünden sonra sözleşmiş gibi hep bir ağızdan “Ben ona çok söylemişimdir, iyi diyorsun, doğru diyorsun ama tehlikeli sözler söylüyorsun” dediler.
Elbette o, bu uyarıları dinlemeden önce de neyle başa çıkmaya çalıştığını, tehlikeli sularda yüzdüğünü biliyordu. Gelin görün ki, merhuma naçizane uyarılarda bulunanların bugün gözden kaçırdığı bir gerçek var, o da 19 Ocak’ın bir milat olması ve bugün artık Dink’in canı pahasına, uğruna mücadele ettiği konuların her zamankinden yüksek sesle konuşulabilmesi.
Çünkü Dink’in mirası, yalnızca bir ölümün ardından doğan yas değil, aynı zamanda her bir bireyin kendi hayatına taşıdığı cesaretti. Onun sözleri, zamanla kitlesel bir belleğe dönüştü. Kendi köşesinde sessiz kalmayı seçenler bile bir gün o sözleri tekrar ederken buldu kendini. Ve bu tekrar, sessizliğin duvarlarını yıkan bir yankıya dönüştü.
Şüphesiz ölümünden bu yana Türkiye’de işler daha iyiye gitmedi. Hatta her geçen gün kötüleştiği de tartışmasız bir gerçek. İçinde bulunduğumuz bu karanlık günlerde, Hrant Dink’in, “Biz, yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık” cümlesinin altını çizmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Dink, bu cümleyi, aralarında yukarıda andığım Tıbrevanklı arkadaşlarının da olduğu, yurt dışına göç etmiş çok sayıda Ermeni’yi işaret ederek kurmuştu.
2007’den bu yana çok fazla göç oldu şüphesiz. Kimileri için burası artık yaşanmaz bir yer olmuştu. Kimileri için zaten çoktan öyleydi. Daha önce birçok arkadaşını ABD, Fransa, Avustralya gibi farklı kıtalara uğurlamış ailem için bile bu ihtimal kısa bir süreliğine de olsa masadaki yerini almış; nihayetinde kendileri değil ama biz, yani ben ve abim böyle bir karar alırsak bize engel olmayacakları konusunda mutabık kalmışlar.
Göç ihtimali, aile sofralarında kimi zaman üstü kapalı, kimi zaman doğrudan açılan bir konuydu. Gözlerde beliren tedirginlik, suskunlukla karışık kabulleniş… Bütün bunlar, aslında bu ülkenin çocuklarının ve ailelerinin ortak kaderiydi. Kalmak ile gitmek arasında gidip gelen o sancılı karar, belki de en çok Hrant Dink’in işaret ettiği "bu topraklara bağlılık" duygusuyla şekilleniyordu.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
CHP'nin yol haritası, komisyonda söylemler, Hrant Dink'in ilhamı, kültürel hegemonya tartışması ve İsrail’in GKRY’ye sattığı hava savunma sistemleri.
19 Eyl 2025

İLGİLİ OKUMALAR



