2025'in jeopolitik sahnesinden kalanlar

2025’i uğurlarken dünyanın ahvaline baktığımızda, bu yıl da 2. Dünya Savaşı sonrası belirlenen normlarla Soğuk Savaş sonrası dönemi idare etmeye çabalayan liberal uluslararası düzenin meşruiyet krizleriyle boğuşmasını izledik. Popülizm, yeni milliyetçilik, içe kapanma eğilimleri yükselirken kural ve normlara uymayan liderler de arttı.
Yazı: Merve Özdemirkıran Embel
2. Dünya Savaşı’nın ardından ABD ve SSCB'nin iki başat güç olarak dünya politikasının yönünü belirlemeleriyle kurulan çift kutuplu Soğuk Savaş düzeni, beş daimi üyeye ayrıcalıklar tanıyan Birleşmiş Milletler (BM) sistemiyle kurumsallaştı. Ne var ki 1991’de SSCB dağılıp da Soğuk Savaş beklenmedik bir şekilde sona erdiğinde dünyaya sunulan PaxAmericana ve onun etrafında şekillenen neoliberal kurumlar en fazla on yıl dayanabildi.
Dünya 11 Eylül 2001’de El Kaide’nin New York’taki İkiz Kulelere ve Pentagon’a düzenlediği saldırılardan beri devletlerin giderek merkezileştiği, başta BM olmak üzere uluslararası rejim ve kurumların güçten düştüğü, ezcümle liberal uluslararası düzenin her geçen yıl daha da çok krizle sınandığı yokuş aşağı bir sürecin içinde kaldı. 2025 yılı da "Bu yıl her şey daha güzel olacak" diye beklenti içine girenlerin umutlarını boşa çıkardı.
John Ikenberry’nin ABD öncülüğünde belirlenen kurallara dayalı, kurumsallaşmış, açık ekonomi, çoktaraflılık ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan bir düzen olarak tanımladığı Liberal Uluslararası Düzen, Rusya ve Çin gibi dünya politikasında etkisi giderek artan “dışardan” tehditlerden ziyade çoktaraflılıktan çekilme, içe kapanma, yeni milliyetçilik, popülizm, söz konusu düzenin lideri konumundaki ABD’nin kendi ön ayak olduğu kuralları ihlal etmesi gibi olgular nedeniyle “içerden” gelen tehditlerle yıprandı.
Öte yandan, Doğu Avrupa ve Avrasya’daki Renkli Devrimler ya da Latin Amerika’da otoriter mirasın yeniden üretildiği dönüşümlerle geniş bir coğrafyada tezahür eden bir erk dönüşümü de bu sürece eklendi. 2003 yılında ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun Irak’ı işgaliyle başlayan Arap Baharı’yla süren Ortadoğu’daki gelişmeler, o dönem Gilles Kepel’in yerinde tespitiyle işaret ettiği gibi Soğuk Savaş düzeninin kalıntısı son rejimlerin de düşüşüne vesile oldu.
- Bu iktidar dönüşümü de bugün bile hâlâ Soğuk Savaş sonrası sürdürülebilir ve uluslararası ilişkilerin çokaktörlü ve heterojen yapısına yanıt verebilecek bir düzen kurulmasını sağlamadı.
Uzun lafın kısası 2025’i uğurlarken dünyanın ahvaline hızlıca göz attığımızda, bu yıl da 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulan kurum ve belirlenen normlarla Soğuk Savaş sonrası dönemi idare etmeye çabalayan liberal uluslararası düzenin yalpalayarak ve meşruiyet krizleriyle boğuşarak ayakta kalmaya çalışmasını izledik. Yukarıda sıraladığımız popülizm, yeni milliyetçilik, içe kapanma ve çok sayıda hükümet ve liderin uluslararası kurum ve normlara uymama yönündeki davranışlarının daha da artmasına şahit olduk.
2025’te var olan düzenin normatif bağlayıcılığı daha da azaldı ve ABD’den Rusya’ya AB’den Çin’e başat aktörler kendi meşreplerince mevcut normları kendi çıkar ve politik beklentileri çerçevesinde araçsallaştırmayı sürdürdüler.
Trump’ın ikinci dönemi
2025’e gözlerimizi Donald Trump’ın ABD’nin 47. Başkanı olarak göreve resmen başlamasıyla açtık. 2017-2021 arasındaki birinci görev süresi boyunca ülkesini Trans-Pasifik Ortaklığı, Paris İklim Anlaşması gibi çoktaraflı oluşumlardan çekmek, ABD’nin UNESCO’ya maddi desteğini kesmek, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nı (NAFTA) iptal etmek gibi kararlarla uluslararası normlara ve kurumlara dayalı düzene meydan okuyan Trump’ın ilk seçildiğinden çok daha büyük ve etkili bir seçmen desteğiyle ABD başkanı olması 2008 küresel finansal krizinden bu yana artan popülizmin yeni bir aşamaya geçtiğinin habercisi oldu.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
2026'da dünya siyaseti, 2025'in jeopolitik sahnesi, Karayipler'de gerilim, ABD'nin yeni güvenlik stratejisi, çözüm sürecinde yeni safha, Ortadoğu'da yeni ittifaklar, toplumsal dirençliliğin aşınması.
26 Ara 2025

İLGİLİ OKUMALAR


