Pürüzsüz bir dünyada insan kalmak

Sistemin bugünkü pürüzsüz başarı illüzyonu, son dönemde ABD üniversitelerinin mezuniyet kürsülerinde çatlıyor. Üniversite kampüslerinde mezuniyet konuşması yapmak için sahneye çıkan kurumsal elitlerin, siyasetçilerin ve iş dünyası liderlerinin öğrenciler tarafından protesto edilmesi tesadüf değil. Kurumsal dünya, çiçeği burnunda mezunlara "pürüzsüz, uysal ve sistemle uyumlu başarı şablonları" vaaz ederken, yeni nesil ise o hazır senaryoları reddediyor.
20. yüzyılın belki de en ağır varoluşsal krizlerinden birini göğüslemiş Viktor Frankl’ı düşünün. Auschwitz dehşetinden sağ çıkan Avusturyalı nörolog ve psikiyatrist, kurucusu olduğu logoterapi (anlam terapisi) felsefesiyle insanlığa çok güçlü bir miras bıraktı. Özetle dedi ki:
“İnsanın elinden her şeyini alsanız bile, en ekstrem koşulda o acıya hangi anlamla tutunacağını yani seçme özgürlüğünü asla elinden alamazsınız.”
Albert Camus ise konuya farklı bir açıdan yaklaştı:
“Hayatın anlamı manlamı yok, absürt bir şeyler yaşıyoruz.”
Fakat bu anlamsızlığa teslim olmak yerine inatla yaşamayı ve isyan etmeyi bir insanlık onuru olarak gördü Camus.
Diğer yandan o meşhur şarkı sözü de var: "Acılara yürüyor korkmuyorum..." Şarkının söz yazarı, varoluşçu felsefe metinleri okuyor mudur bilemem ancak felsefe tarihinin en elit dehlizlerine bu popüler, kimine göre de oldukça yüzeysel dizeleri bulaştırıvermiş ve çok da doğru bir noktaya parmak basmış.
Tüm bunlar ne alaka demeyin! Yapay zeka çağının tam ortasında bazı insanların vermeye çalıştığı kavga bu: Bizi uyuşturan “sahte” kusursuzluklara karşı, insani sızılarımıza sahip çıkmak.
Yapay zeka çağının bize vadettiği en büyük lüks “pürüzsüzlük”. Raporları saniyeler içinde yazan, görselleri anında çizen, zihnimizin boşluğa düşeceği o tek bir saniyeyi bile kaçırmamaya yemin etmiş, bizi sürekli yeni içeriklerle avlayan bir otomasyon düzenindeyiz.
Bu teknolojik kusursuzluk arayışı, insanı işini kaybetme korkusundan çok daha derin bir varoluşsal sarsıntıyla baş başa bırakıyor:
"Eğer makine bunu benden daha hızlı ve kusursuz yapabiliyorsa ben ne işe yarıyorum?"
Pürüzsüzlük faşizmi ve kürsülerdeki çatlak
Yüzyıllardır insan, kendini ürettikleriyle ve o üretime harcadığı emekle tanımladı. Bugün ise o üretim bandı elimizden kayıyor. Kurumsal dünya, insanı da yapay zeka gibi boşluksuz, duraksamasız, sadece kendine verilen senaryoyu oynayan pürüzsüz birer makineye dönüştürmek istiyor.
Güney Koreli filozof Byung-Chul Han’ın "Pürüzsüzlük Toplumu" (The Smooth Society) teorisine göre dijital kültür; hayatın içindeki tüm pürüzleri, yani acıyı, direnci, çatışmayı ve olumsuzluğu bilinçli olarak yok ediyor. Akıllı telefonların dokunmatik ekranlarından yapay zeka çıktılarına kadar her şeyin pürüzsüzleştirilmeye çalışılmasının nedeni, sistemin bizim hiçbir dirençle karşılaşmamızı istememesi... Çünkü pürüzler durup düşünmeyi, sancı çekmeyi ve zaman harcamayı gerektirirken sistem, pürüzsüz bir akış, mutlak bir uyum ve hızlı bir tüketim talep ediyor.
Ancak sistemin bu pürüzsüz başarı illüzyonu, son dönemde ABD’nin en prestijli üniversitelerinin mezuniyet kürsülerinde fena şekilde çatlıyor. Üniversite kampüslerinde mezuniyet konuşması yapmak için sahneye çıkan kurumsal elitlerin, ana akım siyasetçilerin ya da sistemin yüzü olan figürlerin öğrenciler tarafından protesto edilmesi tesadüf değil.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
SoftBank, piyasa değerinin 48 trilyon yeni aşmasının ardından Toyota’yı geride bırakarak Japonya’nın en değerli şirketi hâline geldi. İşsizlik oranı, Nisan ayında %8,2’ye yükseldi. NVIDIA, Kumo AI’ı satın aldı.
08 Haz 2026

İLGİLİ OKUMALAR


