72. Berlin Film Festivali

Berlinale Palast'a dönüş.
72. Berlin Film Festivali

Türlü terslikler nedeniyle yarısından fazlasını kaçırmış olsam da, Berlinale'deydim. Bardağın yarısı doluydu; festivalin ve filmlerin yarısını kaçırmıştım ama festivalin ve filmlerin yarısını kaçırmamıştım. İzlemek istediklerimin yarısını izleyememiş olsam da, geçtiğimiz yılki çevrim içi festivalin aksine evimin kanepesinden değil, Berlin sinemalarının koltuklarından izleyebilmekten de mutluydum filmleri. 

Titania Palast

Üstelik hem halka daha fazla koltuk ayrılan günlerde Berlin'e ulaşabilmiş olmam hem de bu sene pandemi nedeniyle alınan önlemler nedeniyle düşürülen salon kapasiteleri, iki yıl öncekinden alıştığım salonların ve bölgelerin dışına da sürükledi beni  - hatta alt başlığa bakmayın, iki yıl önce her gün uğradığım festival merkezi Berlinale Palast'ta tek bir film izleyemedim. Çok sevdiğim şehir Berlin'in farklı köşelerindeki sinema salonlarına ilk kez adım attım. Geç kalıp yalnızca festivalin dört buçuk gününde film izleyebilme fırsatı bulsam da, bu dört buçuk günü 12 film ve bir kısa film seçkisiyle kapattım.

Ana yarışmadan, filmlerin birçoğunu İstanbul Film Festivali'nde izleyebileceğimi düşünerek yalnızca dört film seçsem de, şans eseri Altın Ayı'yı kazanan (Alcarràs) ve hem En İyi Başrol Performansı hem de En İyi Senaryo ödüllerini alan filmi (Rabiye Kurnaz vs. George W. Bush) izleyebildim. Ulrich Seidl ve Claire Denis'nin filmlerini merak ediyordum, kaçırdım.

Berdreymi / Beautiful Beings, (2022, Guðmundur Arnar Guðmundsson)

Panorama en çok film izlediğim bölüm oldu, aralarında hayal kırıklıkları olsa da, ilk filmlerini çok sevdiğim iki yönetmenin Guðmundur Arnar Guðmundsson (Beautiful Beings) ve Ali Asgari'nin (Until Tomorrow) yeni filmlerini de çok beğendim. İki yeni yönetmenin, Cem Kaya (Aşk, Mark ve Ölüm) ve Idan Haguel'in (Concerned Citizen) isimlerini bir kenara not ettim. 

Carla Simón | © Erik Weiss / Berlinale 2022

Altın Ayı'yı kazanan Alcarràs, Estiu 1993 / Summer 1993 ile tanıyıp sevdiğim Carla Simón'un yeni filmi. Gerçekten bir aile olan amatör oyuncularla çekilen film, nesiller boyu evlerinin yanı başındaki bahçelerde şeftali yetiştiren Solé ailesinin karşılaştığı zorlukları ve bu zorlukların aile içi dinamiklerine nasıl yansıdığını konu alıyor. Yıllarca evleri bildikleri ve emek verdikleri toprakların asıl sahibi olmadıkları için kapitalist düzene yenik düşmek zorunda olan ailenin nesiller arasındaki çatışmaları fakat bir yandan da her şeye karşın bir arada kalmak için dayanışmaları izlemeye değer. Film, her ailedeki gibi hüzünlü, komik, gerilimli ve sevgi dolu anları aynı potada eritiyor.

Rabiye Kurnaz gegen George W. Bush (2022, Andreas Dresen)

En İyi Başrol Performansı ödülünü kazanan Meltem Kaptan'ın performansı gerçekten akılda kalıcı ve ikonik. Almanya'daki Türk göçmenleri karikatürize ettiği eleştirilerine katılsam da, 'o kadının' gerçek olduğuna inanmamak da güç aslında. Rabiye Kurnaz gegen George W. Bush, 11 Eylül saldırıları sonrası oğlu Guantanamo'ya yollanan Bremenli bir kadının, sakin yaşamını bir kenara bırakarak oğlu için verdiği hukuk mücadelesini anlatıyor.

Yazının başında da söylediğim gibi, muhtemelen Berlin'de izlediklerimin ve Berlin'de kaçırdıklarımın birçoğu, nisan ayında İstanbul Film Festivali programında karşımıza çıkacak. O zaman, kaldığımız yerden devam ederiz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

🧸 Özel Sayı: 72. Berlin Film Festivali

Her şeye rağmen gidebildiğim Berlinale'de izlediklerim, festivalden notlar, Céline Sciamma röportajı, Keşif Sineması'nın dönüşü ve daha fazlası...

01 Mar 2022

🧸 Özel Sayı: 72. Berlin Film Festivali

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

İLGİLİ OKUMALAR