73 yıl sonra, 14 Mayıs'ta millî irade yeniden tecelli edecek

Türkiye, her koldan baskı altına alınmış, kaynakları sömürülmüş, kurumları çökertilmiş bir şekilde yeniden rahat bir nefes almak, geleceğe bir adım atmak ve barışçıl yeni bir toplumsal mutabakat yaratmak için büyük bir kararlılık ve hevesle değişim talebini sandığa yansıtmak için yarını bekliyor.
73 yıl sonra, 14 Mayıs'ta millî irade yeniden tecelli edecek

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Türkiye, bundan tam 73 yıl önce, 14 Mayıs 1950’de tarihinin ilk demokratik seçimine girdi. “Gizli oy, açık tasnif” yönteminin ilk kez uygulandığı seçimlerde Demokrat Parti oyların %55,2’sini alarak iktidara geldi. İsmet İnönü liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi’nin 27 yıllık iktidarı son buldu. Başta TSK olmak üzere devletin tüm kurumları üzerinde tam kontrole sahip, Cumhuriyetin kurucu partisi olan, devlet ile partinin tamamen iç içe geçtiği bu dönemde seçimleri kaybeden Millî Mücadele’nin öncü isimlerinden İnönü seçimlerden önce şu açıklamayı yapmıştı:

 "Seçimlerin neticesi ne olursa olsun kadere boyun eğmek lazım gelecek"

İnönü gazete küpürü

                                                               kaynak: Edgar Şar

14 Mayıs’ta seçimleri kaybeden İsmet İnönü, verdiği sözde durdu, demokrasiye inancını tüm dünyaya gösterdi ve hükümeti barışçıl bir şekilde seçimlerin galibi Demokrat Parti’ye bıraktı. Bu tarihten itibaren, askerî darbeler, muhtıralar ve darbe girişimleriyle neredeyse her 10 yılda bir kesintiye uğrayacak olan Türkiye’nin demokrasi serüveni başlamış oldu.

Tarihimizin en önemli seçimi

73 yıl sonra bugün, 14 Mayıs 2023’te Türkiye yine tarihî bir seçime gidiyor. 1946’dan bugüne dek düzenlenen 20 genel seçimden farklı olarak Türkiye bu kez tarihinin en önemli seçimine gidiyor. Birçok kişi bu yorumu abartılı bulup eleştirse de ben dahil milyonlarca insan bu seçimin bir dönüm noktası olduğunun bilinciyle oyunu verecek. 21 yıllık AK Parti-Erdoğan iktidarının Türkiye’ye maliyeti artık geri dönülemez seviyelere ulaştı. Türkiye, hemen hemen tüm demokrasi endeksleri tarafından “demokratik olmayan ülkeler” kategorisinde gösteriliyor. İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü, protesto ve gösteri hakkı neredeyse fiilen sona erdirilmiş durumda. Kadın hakları, LGBTİ+ hakları veya herhangi bir azınlık grubun yaşam ve ifade özgürlüğü hemen hemen her gün saldırıya uğruyor. Kamu kurumları, Cumhur İttifakı tarafından kendilerine yakın isimlerin getirileceği bir kadro ve maaş kaynağı olarak görülüyor, kurumların içi boşaltılıyor. Bağımsız kurumlar, üniversiteler, basın kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarına sistematik baskı uygulanarak kurumların finansal kaynakları ve kurumsal özerklikleri yok ediliyor. Türkiye Ekonomi Modeli denilen ekonomi politikasıyla milyonlarca insan her geçen gün daha da fakirleşiyor, insanlar yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum ediliyor. Başta Selahattin Demirtaş ve Ekrem İmamoğlu olmak üzere muhalif siyasetçiler mesnetsiz suçlamalarla hapse atılıyor veya siyaset yasağı getirilmeye çalışılıyor. Türkiye, her koldan baskı altına alınmış, kaynakları sömürülmüş, kurumları çökertilmiş bir şekilde yeniden rahat bir nefes almak, geleceğe bir adım atmak ve barışçıl yeni bir toplumsal mutabakat yaratmak için büyük bir kararlılık ve hevesle değişim talebini sandığa yansıtmak için yarını bekliyor. Toplumun her kesimi bir değişim istiyor ve değişime hiç olmadığımız kadar yakın olduğumuzu biliyor.

Toplumdaki değişim isteği ve muhalefetin önlenemez yükselişi Cumhur İttifakı ve Erdoğan açısından seçimlerin kaybedileceğini net bir şekilde gösteriyor. Muhalefetin ve cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu’nun anketlerde birinci turda %50’yi geçen oy oranı ve daha önce iktidarın kalesi olarak görülen Kayseri, Konya, Rize ve Trabzon gibi şehirlerde yapılan kalabalık ve coşkulu mitingler gelmekte olan dip dalgaya dair çok net mesajlar veriyor. Seçim yarışı başladığı günden beri tamamen muhalefeti hedef alarak negatif bir kampanya yürüten, tüm olumsuzlukları perdelemeye çalışan ve daha önceki yılların aksine vaat siyaseti yürütmeyen Erdoğan-Cumhur İttifakı, bunların yerine muhalif seçmene hakaret eden, LGBTİ+’ları şeytanlaştıran, montaj videolarla dezenformasyon yapan ve soğanın, patatesin fiyatından yakınan seçmeni küçümseyen bir kampanya yürüttü. Kampanya süreci başlamadan önce bile oy oranı %40-45 aralığına sıkışmış olan Erdoğan, kendi oy oranını artıramadığı gibi kararsız seçmeni de büyük oranda Kılıçdaroğlu’na yönlendirdi.

Öte yandan Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakı, siyaset bilimi literatürüne girecek ve otoriter rejimlerle mücadele eden tüm muhalif partilere yol gösterecek bir seçim kampanyası yürüttü. Deniz Baykal döneminde Ege kıyılarına sıkışıp kalan muhalefet, 2019’dan itibaren yeni bir kimliğe büründü. Toplumun her kesiminin oyuna talip olan, geçmiş başarıları değil bugünkü sorunları konuşan, geçmişteki hatalarıyla hesaplaşıp helallik isteyen ve 85 milyon için yeni bir Türkiye vizyonu ortaya koyan Kılıçdaroğlu, HDP’nin de desteğini alarak yeni bir toplumsal mutabakata kararlı adımlarla yürüyor. Seçmene umut veren, değişim talebini gören ve bunu sandığa taşıyan kampanya süreci bugün itibariyle başarıya ulaşmış görünüyor. Son 1 hafta içerisinde yapılan kamuoyu anketleri de büyük oranda toplumdaki değişim talebinin sandığa yansıyarak seçimlerin ilk turda biteceğini öngörüyor.

Anketler ne söylüyor?

2018 seçimlerine dair en doğru tahminde bulunan araştırma şirketlerinden biri olan KONDA’nın 6-7 Mayıs tarihlerin 3480 kişiyle yüz yüze gerçekleştirdikleri anketin sonuçları şu şekilde:

KONDA anketi

Son 2 haftada oy oranını yaklaşık 4 puan artıran Kılıçdaroğlu %49,3’e ulaşırken, Erdoğan’ın oy oranı %43,7 olarak hesaplanmış. Bu anketin, Muharrem İnce’nin cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilmeden önce yapıldığını hatırlatmakta fayda var.

YÖNEYLEM Araştırma da 9-10 Mayıs tarihlerinde 27 ilde yaptıkları anketin sonuçlarını açıkladı. İnce’nin adaylığını çekmesinden önce yapılan anketin sonuçları şu şekilde:

Kemal Kılıçdaroğlu ilk turda %49,5 oy oranına ulaşırken Recep Tayyip Erdoğan’ın oyları %44,4’te kalıyor. Adaylıktan çekilen Muharrem İnce %1,4, ATA İttifakı cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan ise %4,7 oy oranına sahip.

İnce’nin adaylıktan çekilmesinin ardından anket sonuçlarını güncelleyen Türkiye Raporu, Kılıçdaroğlu’nun seçimleri ilk turda kazanacağını öngörüyor.

Türkiye Raporu Anketi

ORC Araştırma’nın 10-11 Mayıs tarihlerinde 28 ilde 3920 katılımcı ile yüz yüze görüşme yöntemiyle yaptığı ankette Kılıçdaroğlu’nun ilk turda büyük bir farkla seçimi kazanacağı öngörülüyor.

Son 1 hafta içerisinde yapılan kamuoyu anketleri, Kılıçdaroğlu’nun ilk turda seçimi kazanmasının yüksek bir ihtimal olduğunu öngörüyor. İnce’nin adaylıktan çekilmesinin ardından seçmen kitlesinin blok hâlinde Kılıçdaroğlu’na oy vermeyeceği kesin ancak önemli bir bölümünün seçimleri ilk turda bitirmek amacıyla oy kullanacağını söyleyebiliriz. Özellikle Erzurum’da İmamoğlu ve muhalif seçmene yapılan taşlı saldırı, montaj video ve yalan haberlerle Kılıçdaroğlu’na yönelik yürütülen negatif kampanya ve iktidar kanadından gelen sert açıklamalar seçimlerin ilk turda bitirilmesinin hem iktidar hem de muhalefet seçmeni için büyük önem taşıdığını gösteriyor.

Millî iradeyi tanımamak mümkün mü?

Kamuoyu araştırmalarında Kılıçdaroğlu’nun seçimi ilk turda kazanma olasılığının öne çıkmasının ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından seçimi kaybetseler dahi iktidardan çekilmeyecekleri algısı yaratan açıklamalar yapıldı. Soylu’nun paralel bir seçim takip sistemi kurma planının YSK tarafından reddedilmesine rağmen çalışmalara devam etmesi, 14 Mayıs gecesi için TSK’dan zırhlı araç ve personelin hazır bulundurulmasını talep etmesi ve Erdoğan’ın "Milletin iradesine ve demokrasimize gölge düşürmeyiz, gerektiğinde 15 Temmuz gecesi olduğu gibi hayatımız pahasına istiklâl ve istikbalimize sahip çıkarız" açıklaması bu iddiaları güçlendirse de temelde tek bir amaca hizmet ediyor: muhalif seçmenin sandığa gitmesini engelleyerek seçimleri ikinci tura bırakmak.

Yazının başında 1950 seçimlerini ve İnönü’nün açıklamasını böyle bir ihtimalin mümkün olmadığını hatırlatmak için ele aldım. Cumhuriyetin kurucu partisi olan, Millî Mücadele kahramanı olarak TSK tarafından tartışmasız lider olarak görülen ve devletle tamamen iç içe geçmiş parti yapılanmasına rağmen İsmet İnönü sandıktan çıkan sonucu kabul ederek iktidarı barışçıl bir şekilde yeni sahibine bırakmıştı. Bu olay, Türkiye’deki demokrasi kültürü üzerinde büyük etkiye sahip. Her 10 yılda bir darbelerle kesintiye uğramasına, ifade ve fikir özgürlüğünün hiçbir zaman tam olarak güvence altına alınamamasına ve özellikle son 10 yılda protesto ve gösteri hakkı fiilen elinden alınmış olmasına rağmen Türkiye halkı sandığın tartışmasız gücüne inanıyor, millî iradesini her şeyin üzerinde görüyor. AK Parti ve Erdoğan’ı 21 yıldır iktidarda tutan da millî iradenin tartışılmaz gücü olmuştu. 14 Mayıs akşamında millî irade bir kez daha tecelli edecek, büyük ihtimalle de mevcut iktidarı gönderip yeni bir iktidarı yönetime getirecek. Değişime olan sarılmaz inancımız ve yeni bir Türkiye idealine olan umudumuzla yarın sandığa gidip oyumuzu kullanacağız. Her bir oya sonuna kadar sahip çıkarak 15 Mayıs sabahında millî iradenin her gücün üzerinde olduğunu ve hiçbir engel tanımadığını tüm dünyaya bir kez daha göstereceğiz.

Peki 15 Mayıs'ta ne mi olacak?

Artık kendinden olmayan yaşam hakkı tanımayan bir iktidar değil, kendine muhalif olanı da kucaklayan bir iktidar olacak.

85 milyonun alın teri iktidara yakın bir avuç insana değil, bu ülkenin insanına, çocuklarına harcanacak.

Adalet, güçlü olan için değil herkes için eşit olacak.

Fikir özgürlüğü, iktidarı savunan için değil eleştiren için de geçerli olacak.

Hatasını başkalarının üzerine atan değil, kabullenip telafi etmeye çalışan bir yönetim olacak.

85 milyonun kaderi bir tek kişinin keyfine göre değil, ortak akıl ve istişareye dayanarak belirlenecek.

Herkesin birbirinden nefret ettiği değil, kendinden olmayan saygı duyduğu bir ülke olacak.

En önemlisi de geleceğe dair umudunu kaybetmiş bir halk değil, yarınlara umutla, heyecanla bakan bir toplum olacak.

Değişim bizim elimizde, kaderimiz bizim ellerimizde. Yeni bir Türkiye'yi yaratacak olan yarın kullanacağımız ve sonrasında sahip çıkacağımız tek bir oyumuzdur. Artık kaybedecek tek bir günümüz bile yok. Başkalarının ikbali için kaybedeceğimiz bir geleceğimiz yok.

"Birleşe birleşe kazanacağız."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

"Değişimi tercih etmenin çağrısı", 20 yılın yorgunluğu

73 yıl sonra yine bir 14 Mayıs'ta değişim mümkün mü?

13 May 2023

"Değişimi tercih etmenin çağrısı", 20 yılın yorgunluğu

YAZARLAR

Abdullah Esin

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak