ABD'de seçimlerin kazananı olacak mı?

Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
Biray Kolluoğlu, Evren M. Dinçer ve Zafer Yenal
Anaakım medyada ABD'deki seçim haberlerine dair veri ve görüş bombardımanın merkezinde ne var? Üç ana başlık öne çıkıyor: Demokrasi, göçmenler ve kadın hakları. Bunların yanında dördüncü gündem maddesi de enflasyon ve geçim sorunları.
- Demokratlar da Cumhuriyetçiler de 2024’ün tarihin en önemli seçimi olacağını düşünüyor.
Demokratlar “Ya demokrasi ya otoriterlik” gibi Türkiye seçmeninin tanıdığı bir söylemi kadın hakları savunuculuğu ile birlikte seçim stratejilerinin merkezine yerleştirdi. “Kürtajdan LGBT haklarına kazanılmış tüm haklar geri alınacak, faşizan bir yönetim gelecek” söylemi Demokrat Parti'nin ana çizgisi oldu.
Cumhuriyetçiler ise Trump’ın sıra dışı göçmen karşıtı söylemiyle neredeyse yaşanan tüm sorunları göçmenlere havale edip sınır güvenliği ile enflasyonu seçim stratejisinin merkezine koydu. “Ülke suçlu doldu, ekonomiyi mahvettiler” söylemleri öne çıktı.

NPR
Toplumsal cinsiyet seçimleri
Özellikle kadın-erkek eşitliği meselesine ve genç kadınlarla genç erkeklerin oy verme tercihlerinin ayrışmasına dair bir haber patlaması yaşanıyor. Yapılan araştırmalar genç kadınların büyük ölçüde Demokrat, genç erkeklerin ve özellikle üniversite eğitimi almayanların Cumhuriyetçilere oy verme eğiliminde olduğunu gösteriyor. O kadar ki New York Times seçimlere "toplumsal cinsiyet seçimleri" adını verdi. The Wall Street Journal kadınlara göre geride kaldığı söylenen erkeklere dair bir "erkeklik krizi" olduğu tartışmasını haberleştirdi.
Özellikle bizim gibi seçim sürecini yurt dışından izleyenler için ise ilk akla gelen konu dış politika. Bu konu, dünyaya ilgisi görece çok sınırlı sıradan Amerikalı seçmen için bile eskiye kıyasla çok daha önemli. Trump’ın Ukrayna’daki savaşa verilen desteği kesme konusunda çok net görüşleri var. Filistin meselesine dair ise iki taraf arasında pek fark görünmüyor. Ortadoğu’daki trajedinin kim seçilirse seçilsin azalacağına dair maalesef bir emare yok.
Peki bu seçim süreci haberlere yansıyanların dışında bize ne anlatıyor? Yaşananlar Amerika’da toplumsal değişimin yönü hakkında ne söylüyor? ABD’deki siyasi krizi daha da görünür kılan bu seçimde özellikle üç nokta öne çıkıyor:
- Birincisi, her iki tarafın da sınıfsal taban ve taleplerle ilişkisi büyük ölçüde kopmuş durumda.
- İkincisi, Demokrat Parti’nin 1980’lerin başlarında başlayan sağa kayan dönüşümü daha da ivmelenerek devam ediyor.
- Üçüncüsü, iklim krizi ve çevre gibi dünyanın geleceği için hayati önem taşıyan konularda ABD’den medet ummak artık iyiden iyiye anlamsız hâle geldi.
İlk olarak, iki parti de sosyal ve ekonomik eşitlik meselelerini siyasi öncelik olmaktan tamamen çıkarmış gibi görünüyor. Yönetici elitle çalışan kesimler ve yoksullar arasında etkin bir bağ yok. Üstelik tabanın ülke genelinde artan taleplerine rağmen... Hem halihazırda sendikalı çalışanların hem de sendikalı olmayan çalışanların siyasi etkinliklerinde bir patlama söz konusu. Yani partilerin tabandan kopuşlarının nedeni bu tür sorunların çözülmüş olması değil, aksine derinleşmiş sorunların siyasi elitler seviyesinde etkin bir karşılığı olmaması.
İki tarafın da enflasyon ve geçim derdine dair yoğun propagandasına aldanmayın. İki partinin de bu eşitsizliklere dair temel bir çözüm gündemi yok. Demokratlar enflasyonu fırsat bilip fahiş fiyat artışları yaptığını iddia ettikleri satıcıları cezalandırmak gibi ABD ölçeğinde absürt denebilecek somut politika önerilerini merkeze taşırken, "Çocuklu birey ve ailelere 6 bin dolara varan vergi muafiyeti vereceğiz" diyorlar. Buna ek olarak orta sınıfın refahını artırmaktan bahsediyorlar ama bunun nasıl yapılacağı hiç mi hiç belli değil. Vergi indirimi somut gibi görünen tek ifade.
Trump ve Cumhuriyetçiler ise ekonomik sorunları iki yabancı düşman bularak dışsallaştırmayı tercih ediyorlar. Demokratları ise bu yabancı düşmanların içerideki müttefiki olarak damgalıyorlar. Birinci düşman Amerikalıların “işlerini ve ekmeğini çalan yasa dışı, işgalci ve suç çetesi göçmenler” ikincisi ise Amerika’nın “iyi niyetini” istismar eden Çin.
- Birincisi için duvar, 2016’da en çok konuşulan önlem iken Trump bu sefer sert bir sınır dışı etme politikasını çözüm olarak öneriyor.
- İkincisi için önerilen çözüm ise Çin mallarına ek vergi. Ek vergi fikri, liberal ekonomist ana akımın en çok eleştirdiği öneri. ABD’nin son kırk yıldır tüm dünyadan ülkeye yağan ve ucuz işgücüne dayalı tüketim ürünlerine dayalı “refah sistemini” tehdit eden öneri içerideki olası tepkiden dolayı en endişe verici politika olarak görülüyor.
Bir de iki tarafın da üzerinde ortaklaştığı bahşişlerden vergi almayacağız vaadi var. ABD gibi bir ülkede vaat listesine girmesi bile şaşırtıcı olan bu tür sözler, tabana yayılan kitlesel bir refah ya da sosyal adalet gündeminin artık iki partinin de gündeminden çıktığını gösteriyor. İki tarafın da ikincil meseleler ya da gündemin kolay hedeflerine yönelik politika önerileri kendi tabanları ve özellikle gençlikle bağlantıları olmadığını gösteriyor. Soldan gelen bazı eleştiriler bu durumu partilerin temsil ettikleri işveren çıkarları nedeniyle “doğal” olduğunu söylüyor; yani çok şaşıracak bir şey yok.
Daha nüanslı analizlerde ise sınıfsal kopuşların her iki partiye de genellenebilir bir durum olması çokkatmanlı konjonktürel bir gidişata işaret ediyor. Sağ popülizmin, mobilizasyon için, sınıf yara ve yarıklarını kültürel ögeler kullanarak ısrarla kanatmaya ve derinleştirmeye devam ederken, ekonomik politika düzeyinde neredeyse hiç gündemine almaması ABD'ye özgü bir durum değil. Ülkemiz dahil tüm dünyada bu gidişatın belki farklı dillerde farklı terimlerle, ama birbirine çok benzeyen tezahürlerini görebiliyoruz.
Demokrat Parti’nin merkeze yolculuğu
Bir de Demokrat Parti’nin 1980’lerde başlayan üst-orta sınıf ve üniversite mezunu kesimlere hitap eden bir merkez partisi olma yolculuğunun tamamlanmış olması meselesi var. Kürtaj hakları konusunda 1950’lerde tanımlanmış merkezci konumunu sürdüren parti (Trump’ın şekillendirdiği Yüksek Mahkeme kararları sonrasında bu tutum eski de olsa hâlâ radikal bir konum olma etkisine sahip) başta cinsel yönelim olmak üzere kimlik politikalarında oldukça ilerici görünüyor.

NPR
Demokrat Parti’nin sınıfsal zemini iş/çalışma odaklı neoliberal vatandaşlık kavrayışı nedeniyle iyide iyiye merkeze kaydı. Konu emekçilere geldiğinde Trump’ın Cumhuriyetçileri ile arasındaki en büyük fark, sendikalara dair söylem. Ancak orada bile bir Demokrat Parti hegemonyası yok. ABD’nin en etkili sendikalarından taşıma sektöründe örgütlü Teamsters sendikası bu seçimde herhangi bir adayı desteklemediğini söyleyen bir açıklama yaptı. Teamüllere tamamen aykırı bu tutumunun yanında sendikanın başkanı O’Brien ise tarihte ilk defa Cumhuriyetçi Parti kongresinde konuşma yaparak olası bir Trump zaferine göre sendikasını konumlandırmaya çalıştı.
Demokratların bu merkeze yürüyüşünde bugüne kadar çok öne çıkmayan son unsur ise “ılımlı” Cumhuriyetçilerin Harris kampanyasının önde gelen unsurları arasında yerlerini almaları oldu. “Ilımlı Cumhuriyetçiler” hep hedefti ama hiç bu kadar söylemin merkezi olmamışlardı. Özellikle kentlerin çeperlerindeki zengin kadınları hedefleyen Harris kampanyası (hatırlayın kürtaj kararları nedeniyle kadınlar genel olarak Cumhuriyetçi Parti’den şikayetçi) yarışın son günlerinde başta Liz Cheney (oğul Bush’un başkan yardımcısı ve Irak ve Afganistan savaşlarının mimarı Dick Cheney’nin kızı) olmak üzere Cumhuriyetçiler ile kampanya yürüttü.
- Bizim Türkiye’de alışık olduğumuz “Mesele sağcılıksa onu da biz yaparız” tarzı bir politika ile muhafazakar kesimi ne kadar ikna ettiğini çok yakında göreceğiz, ama bu stratejinin kendi tabanındaki ilerici/sol kesimleri epey sinirlendirdiği ve yabancılaştırdığı kesin.
Bütün bunlara ek olarak Harris’in bir Demokrat Başkan adayı olarak şaşırtıcı bir şekilde “Benim de silahım var” diyerek bireysel silahlanma konusunda yine merkezci bir tutum alması da kayıtlara geçti. Kısacası 1980’lerle birlikte mavi yakalılar başta olmak üzere işçi sınıfı ile bağını aşamalı ama mutlak şekilde kesen/azaltan Demokrat Parti siyasetini giderek merkeze taşıdı.
Eskiden Amerikan nüfusunun artan çokkültürlü yapısının Demokratlar için seçim meselesini kökten çözeceği düşünülüyordu. Ancak bugün siyahi nüfus arasında Demokrat Parti’ye oy verme oranlarının özellikle genç erkekler arasında yüzde 90’lardan 70’lere düştüğü iddia ediliyor. Yine yapılan araştırmalar ülke genelinde 10 sene öncesine kadar yüzde 75 civarında Demokrat Parti'ye giden Latin oylarının yarı yarıya azaldığını gösteriyor.
- Yani beklenen demografik dönüşüm yaşandı ancak beklenen etkiye sahip olmadı. Çünkü kimlik tartışmalarının ötesine giden taleplerin çoğu ya görmezden gelindi ya da yapılanlar yeterli olmadı.

NPR
Demokrat Parti’nin politikalarını bugün geldiği noktada baba Bush döneminden ayıran çok az şey var. 2008 ve 2012’de Obama’ya karşı yarışan Cumhuriyetçilerin adayları John McCain’i ve Mitt Romney’i hatırlayalım. McCain de, Romney de bugünkü koşullarda kürtaj ve cinsel yönelimlere dair görüşlerini bir kenara bıraksalar pekala demokrat partinin adayı olabilirler. Merkezdeki bu ısrarı ve merkezi bu çizgide tanımlama iradesi, seçmenlerin derinleşen sosyal ve ekonomik eşitsizlik için şikayetlerinde Demokrat Parti’yi bir adres olmaktan çıkarıyor. Bu durumda karşı adayın tutarsız ve hatta saldırgan da olsa sınıfsal yaralara işaret eden tüm söylemleri karşılık buluyor. Trump tam da bunu yapıyor. Ve kazanma şansını artırıyor.
Seçimsizliğe iten seçimler
Üçüncü mesele ise bizi, yani ABD dışında yaşayanları daha çok ilgilendiriyor. ABD’nin uluslararası konumu 2. Dünya Savaşı sonrasından beri herkes için çok önemliydi. Ancak içerideki sorunları görmezden gelmeye dayanan yaklaşımlarının her zaman ilave sonuçları oluyor. Küresel ölçekte bitmeyen savaşların ne kadar yaygınlaştığını hepimiz görüyoruz. Bu anaakım medyada Türkiye’de de en çok tartışılan konulardan. Başta söylediğimiz gibi kim seçilirse seçilsin bu alanda bir düzelme beklemek güç. Kötüleşme ise kuvvetle muhtemel.
Bizim için sorunlu diğer hayati gösterge ise ABD’nin iklim değişikliği konusunda bir türlü öne çıkamaması. Ulusal enerji altyapısını dönüştürmekte Çin’in ve Avrupa’nın çok gerisinde kalan ABD’de Trump kanadı seçilirse mevcut ilerleme bile sekteye uğratacak. Dünyanın en çok enerji tüketen ülkelerinden birinin lideri olarak Trump adeta “Biz fosil yakıt kullanmaya devam edeceğiz, siz dönüşüm istiyorsanız yapın” diyor. Ulusal ölçekte sınırlı başarısı, uluslararası ölçekte hiçbir inisiyatife dönüşmemiş durumda. Ülkede "sürdürülebilirlik", kavram düzeyinde bile dünyanın geri kalanına göre üniversiteler dışında pek kitle bulabilmiş değil.
ABD’de özellikle seçimin kaderini belirleyecek olan yedi eyaletten birinde yaşıyorsanız gündemin kürtaj, demokrasi, marketteki fiyatlar, göçmenler ve cinsel yönelim haklarından ibaret olduğunu düşünürsünüz. Bunlar elbette çok önemli konular ve kazananın kim olduğuna göre gidilecek yollar çok farklı olacak. Ancak bir adım geriye gidip sosyolojik dönüşüme baktığımızda iki partili sistemin ülkeyi sosyal adalet başta olmak üzere temel hayati konularda bir seçimsizliğe ittiğini görmek mümkün.
Bu dönüşümü görmezden gelen taraflar, güncel siyasi meseleler etrafında oluşan kutupsallaşmada konum almanın yeterli olduğunu düşünüyor. Bu da bize kazanan kim olursa olsun ABD'nin yakın gelecekte kendi derin sorunlarına neşter vuramayacağını düşündürüyor. Bu durumda süregelen huzursuzlukların dünyaya yansımaları da negatif olmaya devam edecek elbette. Sözün kısası, Salı günü seçim nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın ABD'nin ve dünyanın içinde bulunduğumuz sürekli kriz hâlinden çıkması güç görünüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Salı günü seçim nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın ABD'nin ve dünyanın içinde bulunduğumuz sürekli kriz hâlinden çıkması güç görünüyor.
03 Kas 2024

YAZARLAR

Zappa Zamanlar
“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ OKUMALAR
Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.
26 Nis 2026

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.
12 Nis 2026

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.
29 Mar 2026

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.
08 Mar 2026

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.
15 Şub 2026



