Güvercinlerin şahinlerle mücadelesi

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
AK Parti–MHP koalisyonu tarafından yönetilen Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en büyük ekonomik, siyasi ve toplumsal krizlerinin yaşandığı bir kaos sürecinden geçiyor. Hükümet tarafından açıklanan enflasyon oranlarının %80’i aştığı, sayıları her geçen gün artan milyonlarca düzensiz göçmenin toplumsal istikrara bir tehdit oluşturduğu, radikal sağ ve ırkçı akımların her geçen gün güçlendiği ve başta barınma olmak üzere vatandaşların temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığı bu çöküş sürecinden çıkışın tek anahtarı ise (eğer sonbaharda bir baskın seçim yapılmazsa) 2023 yılında yapılması planlanan genel seçimler olarak görünüyor. 2002'den beri iktidarda olan AK Parti ise iktidar ortağı MHP ile birlikte ülkenin içinde bulunduğu krizlere çözüm üretemez halde siyasi ömrünü tamamlamayı bekliyor.
Demokrasi ittifakı sürecindeki muhalefet
Türkiye gibi seçimli otoriter rejimlerde iktidarı değiştirme ve demokratik rejimi tekrar inşa etme sürecinde en güçlü stratejilerden biri olan muhalefetin bir araya gelerek ittifak oluşturabilmesi altılı masanın istikrarlı siyasi ajandası sayesinde bir süredir mümkün görünüyor. Politik spektrumun farklı uçlarında yer almalarına rağmen CHP, Demokrat Parti, DEVA Partisi, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi otoriter rejimi değiştirmenin ve demokratik cumhuriyetin kurucu değerlerine sıkı sıkıya bağlı yeni bir rejim inşa etmenin tek yolunun bu ittifak olduğu bilinciyle farklılıklarını en azından bir süreliğine göz ardı ederek ortak değerler etrafında yeni bir siyaset kurmaya çalışıyor.

BBC Türkçe
Altılı masa her ne kadar politik spektrumdaki farklı ideolojileri ve toplumsal kesimleri temsil etme iddiasında olsa da Türkiye’deki en güçlü siyasi hareketlerden biri olan Kürt hareketini ve dolayısıyla HDP’yi resmi veya gayri resmî olarak ittifaka dahil etme konusunda kurulduğu günden beri çekimser bir tavır takınıyor. HDP, %10-12 bandındaki oy oranı ve Kürt seçmenler üzerindeki temsiliyet gücüyle Türkiye siyasetinde önemli bir yere sahip. Türkiye, tarihinin en önemli seçimine giderken HDP’nin temsil ettiği %10-12 oy oranı seçimleri kazanma hedefindeki altılı masa için hayati bir öneme sahip. 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP, barajı geçerek AK Parti’nin tek başına iktidar olma gücünü elinden almıştı. Parti 2023 seçimleri için de Türkiye siyasetindeki kritik yerini koruyor.
Güvenlik ve beka söylemine hapsedilen siyaset
Türkiye’nin hâlihazırda yaşadığı her krizin ya yaratıcısı ya da sebeplerinden biri olan AK Parti-MHP koalisyonu, siyasi ömrünü tamamlayan her iktidar gibi hiçbir soruna çözüm üretemezken mevcudiyetini devam ettirmek için algıların yönetimi üzerinden bir siyaset yürütüyor. Toplumun ırk, mezhep ve siyasi görüşler etrafında sürekli olarak kutuplaştırıldığı bir siyasi atmosfer yaratılırken siyasetin her alanı milli güvenlik ve beka söylemi üzerinden güvenlikleştirilerek farklı siyasi görüşlerin ve muhalif seslerin yaşam alanları sistematik olarak daraltılıyor. Güvenlik söylemi ise iki terör örgütü üzerinden yaratılıyor: FETÖ ve PKK.
Genel anlamda iktidara karşı yükseltilen tüm muhalif sesler FETÖ’cü olarak damgalanıp yasal çerçeveden dışlanırken HDP ise PKK ile özdeşleştirilip hem toplumdan hem de siyasi arenadan tecrit ediliyor. Hükümet yanlısı gazetecilerin, Cumhur İttifakı milletvekillerinin ve üst düzey siyasetçilerin hemen hemen tüm siyasi tartışmalarda ekonomiden şikayet eden vatandaşı da muhalefet milletvekillerini de FETÖ’cü veya “dış güçlerin beslediği provokatör” olarak yaftalaması hiçbir siyasi veya ekonomik sorunun kamusal alanda tartışılamadığı, güvenlik söylemi içerisine hapsedilmiş bir siyasi atmosfer yaratıyor. Altılı masanın 2023 seçimlerini kazanabilmek için hayati öneme sahip olmasına rağmen HDP ile ilişkilerini asgari düzeyde tutması ve resmi bir ittifaka girilmeyeceği yönündeki açık beyanları da güvenlikleştirilmiş siyasi atmosferin yarattığı dikenli bir tel olarak muhalefet bloğunu parçalıyor.
Muhalefete yeni bir vizyon önerisi
Selahattin Demirtaş, “AKP, olgulardan çok algılar üzerinden siyaset yapan bir yapıdır. Bu yöntemi, özellikle seçim dönemlerinde çok daha fazla ve pervasızca kullanır. Muhalefet çok güçlü ve somut projeler ile olgulara dayalı siyaset üretse bile AKP'nin yarattığı algıları kırmadan geniş kitlelere ulaşamaz.” diyerek AK Parti’nin algılar üzerinden yürüttüğü siyaseti net bir şekilde tanımlıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Cumhur İttifakının siyasi ömürleri dolmasına rağmen iktidarını devam ettirebilmesinin en önemli araçlarından biri olan “muhalefeti böl ve yönet” stratejisi uzun bir süredir altılı masa ile HDP’yi ayrı kamplarda tutabiliyor olsa da beş buçuk yıldır tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın son dönemdeki çıkışları başta HDP olmak üzere tüm muhalefet partilerine yeni bir siyasi vizyon öneriyor. Demirtaş, otoriter rejimin yıkılması ve demokratik bir Türkiye’nin inşası için tüm muhalefet partilerinin bir araya gelmesinin hayati bir öneme sahip olduğu bilinciyle hem HDP’yi güvenlik söylemlerine hapsedilmiş siyasi çizgiden çıkarmaya çalışıyor hem de bu sayede altılı masaya HDP ile ittifak kurulabilmesi için bir alan yaratmaya çalışıyor. Demirtaş, T24’ten Murat Sabuncu ile yaptığı söyleşide şunları söylüyor:

“HDP, PKK’nin uzantısı, sözcüsü ya da destekçisi değildir. PKK ile bir bağı yoktur. Bunu Türkiye kamuoyuna anlatabilmemiz gerekir. Demokratik siyaset yürüten bir partinin silahlı bir örgütle bağı olamaz.
Benim HDP için söylediğim, çizgisini daha görünür kılmak için çaba sarf etmesidir. Toplumun önemli bir kesimi bölünme, silah, şiddet, terör korkusu yaşıyor. İktidar da bu korkuları sürekli kaşıyarak öfkeyi HDP’ye yönlendiriyor. Dolayısıyla HDP bir günah keçisine dönüştürülmüş oluyor.”
"Güvercinlere" alan yaratma kaygısı
Daha önce de bahsettiğim üzere Demirtaş’ın HDP ile PKK arasına net bir mesafe koyması, hem siyaseti güvenlik ve beka söylemlerinden kurtararak yeni bir alan yaratmaya çalışıyor hem de iktidarın algı yönetimi ve kutuplaştırma üzerinden yürüttüğü siyasi stratejiyi devre dışı bırakmaya çalışıyor. Demirtaş başta olmak üzere HDP’nin ılımlı siyasetçilerinin siyasi arenadan temizlenip cezaevlerine gönderilerek daha radikal ve PKK’ya sempati duyan isimlerinin dışarıda bırakılması stratejisi uzun bir süredir HDP’yi siyaseten tecrit etme ve muhalefet partileri arasındaki olası bir ittifakı önleme yolunda mevcut iktidarın temel taktiklerinden biriydi. Demirtaş bu söylemiyle birlikte HDP içerisindeki şahinlerin siyasi etkisini kırarak güvercinlere daha fazla alan yaratma kaygısı da güdüyor.
"Bölünme diye bir gündemimiz olmadığını ikna edici şekilde anlatmak zorundayız."
“Bu cendereden çıkmak için HDP’nin daha fazla birlik ve barış mesajı vermesi, bu yönlü politikalarını somut ve görünür kılması yerinde olur. Gerekirse her gün birkaç kez, ülkeye iç barışı getireceğimizi, şiddeti kalıcı olarak sonlandıracak politikalarımızı aktarmak, bölünme diye bir gündemimiz olmadığını ikna edici şekilde anlatmak ve tüm toplumu barış, kardeşlik, duyguları etrafında buluşturmak zorundayız.”
“Bize yönelik saldırılar yoğun ve acımasızdır diye öfke dilini asla kullanmamalıyız, siyasi intikam duygularına kapılmamalıyız. “Bize şunu yaptılar, bunu dediler, o halde biz de sertleşeceğiz” demek yerine demokratik meşru mücadele zemininde kararlılıkla direnmeliyiz.” sözleri de aslında hem Kürt siyasetine hem de HDP’ye yeni bir söylem ve paradigma kazandırma amacı taşıyor. Mağduriyetler üzerinden ve geçmişin intikamını alma duygularıyla yürütülen siyasetin Türkiye’ye hiçbir fayda sağlamadığı bilincinden hareketle tüm sorunlarımızın ancak demokratik bir rejimin inşasıyla çözülebileceği algısını hem seçmenlere hem de muhalefet partilerine kazandırmak yeni Türkiye’nin hangi temeller üzerine inşa edileceği sorusuna da somut bir cevap getiriyor.
Altılı masa ile HDP arasında bir ittifak mümkün mü?
Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş ve demokratik bir rejimin yeniden inşası hedefiyle kurulan altılı masa, AK Parti-MHP koalisyonu tarafından yaratılan otoriter rejimin değiştirilmesi yönündeki yegane seçenek olarak duruyor. Yapılan anketlerde ve siyasi ajandanın belirlenmesinde sürekli yükselen bir başarı grafiği sergilense de iki önemli husus hem ittifakın hem de seçimlerin kaderini belirleyecek gibi duruyor: Ortak aday ve HDP ile ittifak.

T24
Ortak aday konusunda çeşitli spekülasyonlar olmasına rağmen hala kesinlik kazanmış bir husus yok. Bildiğimiz tek gerçek CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tarif ettiği üzere “Toplumun tüm kesimlerini kapsayacak ve ekonomiden anlayan bir kişinin” aday olacağı. Peki bu ortak aday ne derece kapsayıcı olacak? Mesela, HDP’yi de temsil edecek mi? Demirtaş, ortak aday konusunda şu açıklamayı yapıyor:
“Eş Genel Başkanlarımız, “Ortak aday düşüncesine açığız” mesajını defalarca verdiler. Partinin resmi politikası budur, son ana kadar ortak adayda ısrar edilecek. Olmazsa HDP kendi adayıyla seçime girer. Başka ne yapabiliriz ki?
Sadece HDP’nin de değil, Meclis dışındaki sol partilerin, meslek odalarının, sendikaların, kadın örgütlerinin, baroların, çevre örgütlerinin de düşünce ve önerileri alınmalı ki, ortak aday gerçekten de toplumun ortak adayı olabilsin.”
Tabii ki altılı Masa ve HDP tarafından ortak bir cumhurbaşkanı adayı çıkarılabilmesi için öncelikle bir ittifak kurulabilmesi gerekiyor. Cumhur İttifakı da en büyük korkusu olan bu senaryoyu engellemek için elindeki tüm kozları sahaya sürüyor. Hem altılı masa içerisindeki muhafazakar-sağ eğilimli partilerin kendilerine oy kaybettireceği düşüncesiyle böylesi bir ittifaka sıcak bakmamaları hem de HDP’nin sistematik olarak kriminalize edilmesi kısa vadede böylesi bir ittifakın mümkün olmadığı sonucunu yaratıyor.
Selahattin Demirtaş da “Bugünkü koşullarda altılı masa ile HDP merkezli muhalefet arasında kurumsal bir iş birliği pek olası görünmüyor. Bunun en temel nedeni, AKP'nin ürettiği algılar ve muhalefetin bu algılara cesur bir değişim hamlesiyle yanıt verememesidir. Burada yegane sorumlu elbette altılı masa değildir. HDP'nin de eksikliği ve sorumluluğu vardır. Önce iğneyi kendimize batırmadan, önümüze gelene çuvaldızı batırmanın kimseye bir yararı yok.” diyerek ittifakın kurulamamasının suçunu muhalefete değil AK Parti’ye yüklüyor ve HDP’ye de bir özeleştiri fırsatı yaratıyor. Özellikle HDP içerisindeki radikal isimlerin PKK’ya yönelik sempatileri ve partinin Türkiyelileşme stratejisini benimsememeleri altılı masa ile HDP arasındaki ittifakın önünde temel bir engel teşkil ediyor. Demirtaş’ın “iğneyi önce kendimize batıralım” çıkışı HDP içerisindeki radikal isimlerin tasfiyesi veya siyaseten geri plana çekilmesi yönünde partiye açık bir çağrı. HDP içerisinde böylesi bir yeniden yapılanma süreci AK Parti’nin algılar stratejisinin yıkılmasına da güçlü bir zemin hazırlayacaktır. HDP'nin Türkiye toplumunda kapanması çok zor yaralar açmış ve binlerce insanın hayatına mal olmuş terör örgütüyle legal veya illegal tüm bağlarını kopararak ve parti içinden gelen PKK propagandası olarak adlandırılabilecek tüm sesleri susturarak hem toplumun tüm kesimleriyle kucaklaşabilecek bir siyaset anlayışını benimsemesi hem de muhalefet partilerine olası bir ittifak için alan açması gerekiyor.
Muhalefetin seçimi kazanmaktan daha zor bir görevi var
“Kendi hassasiyetlerimize saygı beklediğimiz her yerde, başkalarının hassasiyetlerine gerekli saygıyı göstermek zorundayız.
Eğer diğer muhalefetten Kürt açılımı bekliyorsak biz de HDP olarak Türkiye açılımı yapmak zorundayız. Mağdur kimliğimizin bizi ezilmişlik veya öfke psikolojisine sokmasına izin vermeden, özgüvenle tüm Türkiye'yi kucaklamak zorundayız.
Bizim yapacağımız doğru hamlelere rağmen muhalefet algılara teslim olmaya devam ederse işte o zaman çuvaldızı onlara batırma hakkımız doğar.”
Demirtaş’ın Türkiyelileşme yönündeki bu söylemleri demokratik ve kapsayıcı bir rejimin inşası yönünde muhalefet partilerine yeni bir yol haritası sunuyor. Başta Kürt seçmenler olmak üzere toplumun farklı kesimlerini sadece oy oranları üzerinden değerlendirmek belki seçimlerin kazanılmasını sağlasa da demokratik ve kapsayıcı bir rejimin inşa edilmesine katkı sağlamayacaktır. Siyasetin beka ve güvenlik söylemlerinden uzaklaştırılarak tüm toplumsal ve siyasal meselelerin kamusal alanda tartışılabilmesi ve toplumun tüm kesimlerinin temsil edileceği bir siyasi anlayışın inşa edilmesi muhalefet için seçimi kazanmaktan daha zor ve önemli bir görev. Bu tarihi görevi üstlenme iddiasında olan muhalefetin de kalıplaşmış korkularını ve önyargılarını kırarak yeni bir siyaset inşa etmesi gerekiyor. Hem toplumda hem de siyasette güvercinlerin şahinlere üstün geleceği yeni bir Türkiye ümidiyle…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
HDP'ye ve altılı masaya düşen tarihsel sorumluluklar
28 Tem 2022

YAZARLAR

Abdullah Esin
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR



