Akıntıburnu’nda Bir Saat
Mehmet Selahattin, 18 Temmuz 1931
İstanbul eğlence ve sefahat yerlerinin birçoğu burunların üzerindedir. Misal mi istiyorsunuz, sayayım: Marmara sahillerinde Kılburnu, Sandıkburnu, Anadolu sahilinde Moda Burnu, Boğaz’da Akıntıburnu, Mesar Burnu… Şimdilik hatırıma gelen bunlar. Yalnız dikkat edilecek nokta şurasıdır: İsmini yukarıya yazdığım burunların hepsinde içilir. Tabi su değil, gazoz değil! İçilen halis rakıdır.
Dün bir aralık aklıma esti. Şu meşhur Akıntıburnu’nu ne zamandır görmedim. Gidip şöyle bir saat açık Boğaz havası alayım dedim. Gün kavuşmak üzere. Kandilli tepelerinden kopan rüzgâr soluğu doğruca buraya alıyor. Mutat akşam piyasası başlamış. Ellerde tenis raketleri, ayakta golf pantolon, sırtta ince delikli gömlek, yeni yetişmiş delikanlılar, kolsuz ipek gecelikler içinde yanık vücutlarını teşhir eden mini mini köy kızları… Açıkta bir sürü sandal, kik, futa, motör, kayık ve sahil gazinolarında hicazdan bir fasıl:
“Çılgınca seviştik, o benim candan eşimdi.”
Ohh, geldiğime meğerse ne kadar iyi etmişim. İlk rast geldiğim gazinoya girdim. İsmi de pek cazibeli: Zevk gazinosu. Ha şunu da söylemeyi unutmayayım, yalnız değilim. Yanımda candan bir arkadaş var. Derhal fena tefsire kalkıp arkadaşın cinsiyeti hakkında şüpheye düşmediniz değil mi?
Birer iskemle alıp denize karşı yan geldik gelmedik garson göründü.
“Ne içeceksiniz efendim?”
Ne mi içeceğiz? Akıntıburnu’nda sorulur sual mi bu! Herhâlde birer acı kahveye fit olacak değiliz. Arkadaş atıldı:
“Rakı getir, rakı! Tabi buzlu tarafından.”
Benim rakı ile başım pek hoş değildir amma kırk yılda bir böyle açık manzaralı yerlerde birkaç kadehcik rakıyı reddedemem.
İçi buz dolu kovalar içinde rakı geldi.
“Meze ne emredersiniz?”
Ha bakınız bu çok mühimdir. Akıntıburnu’na gelip buranın meşhur-u âlem -evet ne sandınız ya- ıstakozundan bir tane olsun yememek Cennet’e gidip de huri görmeden dönmeye benzer.
Aman efendim bu ıstakozların tazeliği! Size sütunlarla yazı yazsam bu beyaz etli deniz mahlukunun lezzetini tarif edemem. Bol limonla sızdırılmış zeytinyağı içinde mübarek şey âdeta “Ye beni!” diye haykırıyor. Hani âdeta yemeyip yanında yatılacak cinsten amma insan dayanamayıp çatalla derhal taarruza geçmekten kendini alamıyor.
Akıntıburnu ıstakozlarının bu kadar makbul olması nedenmiş bilir misiniz? Bir kere burada sepetlerle avlanan ıstakozun üzeri hiç pislik tutmazmış. Sonra eti başka yerlerde yetişen ıstakozlara kıyas kabul etmeyecek derecede lezzetli olurmuş. Ağzınıza layık, enfes şey doğrusu!
Bakın az kaldı unutuyordum. Akıntıburnu’nun istiridyesi ile balık yumurtası da hilkatin birer şaheseri. Arkadaşım masaya eliyle hafifçe dokundu.
“Bize biraz balık yumurtası getir.”
Aman yarabbi! Yedikçe insanın yiyeceği geliyor. Ağızda yumuşatılmış bir sakız tesiri bırakan bu kuvvetli mezeye hiç diyecek yok. Biz böyle ıstakozla balık yumurtasının senasını ederek tatlı tatlı rakımızı içerken köşedeki saz heyeti de fasıllarına devam ediyor:
“Çılgın geceler gölgeli yollarda öpüştük.”
Bizim arkadaş alaturka saza bayılır. Her şarkının sonunda bana dönüp mırıldanıyor:
“Güzel değil mi? Hicazdan.”
Biraz sonra bir başka şarkı:
“Hicranla geçen günleri hasretle anarken…”
Cezbeye tutulmuş gibi iki tarafa bir hayli sallandıktan sonra gene kulağıma eğildi: “Hüzzam.”
Ve ilave etti:
“Hanende Ağyazar Efendi okuyor.”
Bir aralık denizde lastik kikler içinde dolaşanları seyrederken kolumdan şiddetle çekti.
“Dinlesene yahu! Kemençeci Sotiri taksim yapıyor.”
“Udu işittin mi? Marko çalıyor. Musullu Hafız Osman Efendi taklidi.”
Meğer bütün bu şarkılar yeni çıkmış. İşte size bir tanesi:
“Hasretin ruhuma girmiş ebedi bir sızıdır.”
Mutlaka söylemesi lazımmış gibi hemen belirtiyor:
“Hüzzamdan. Ama ağır hüzzam.”
Ve şarkıların biri bitmeden öteki başlıyor:
“Avare gönül lütfunu bir gün görecek mi?”
Bu da uşşak faslındanmış meğerse.
“Kulak versene canım! Hafız Kamil’in gazeli. Kemani İhsan Efendi’nin çalışına bak.”
Ve bana alaturka musiki hakkında hiç alakadar olmadığım bir sürü izahat veriyor.
Ortalık yavaş yavaş kararırken ağır bir şarkının son nakaratı gazinonun içinde elle dokunur hassas bir gölge gibi kımıldanıyor.
“Barışmam buse vermezsen.”
Durak yerinde tramvay beklerken arkadaş sordu:
“Nasıl Akıntıburnu?”
“Güzel,” dedim. “Yalnız tehlikeli. İnsan bir kere dadanırsa akıntıya kapılmak işten değil!”
* Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
ıstakoz, golf pantolonu, futa, kik, akıntıburnu, zevk gazinosu
26 Tem 2022

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR


