
1-Kendinizden bahseder misiniz?
1981 Adana doğumluyum. İlkokul eğitimimi Fethiye’de, orta ve lise eğitimimi ise Ankara’da tamamladım. 2004 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi İngilizce İşletme Bölümü’nden mezun oldum. Turkcell, Microsoft, Tüyap Holding ve AkzoNobel Boya şirketlerinin satış, pazarlama ve ihracat bölümlerinde farklı pozisyonlarda toplam 15 yıllık özel sektör tecrübesinden sonra 2014 yılında boya ve alüminyum şirketleri için gerçek malzemelerden oluşan ve şirketlerin kendi renklerini pazarlamak için kullandıkları materyallerin üretimini yapan ModeColors şirketini kurdum. Aynı çatının altında ModePanels markasıyla yine boya üreten ya da tüketen işletmeler için test ve numune alüminyum paneller üretip, satışını yapmaktayız. Profesyonel kariyer ve girişim çalışmalarının yanı sıra 3 yıl boyunca Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi Uluslararası Ticaret ve İşletmecilik Bölümü’nde sözleşmeli Öğretim Görevlisi olarak Uluslararası Girişimcilik ile Uluslararası İş Seminerleri derslerini verdim. Buna ek olarak devam etmekte olduğum İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde Tezli MBA programını bu sene tamamlayacağım.
2-ModeColors’ın kuruluş hikayesini anlatır mısınız?
Amsterdam merkezli ve dünyanın en büyük boya üreticilerinden birisi olan AkzoNobel şirketinin İzmir fabrikasında “Pazarlama Koordinatörü” görevini yaptığım dönemde, satmakta olduğumuz boyaları pazarda daha etkili ve karlı satabilmek için İtalya’daki bir tedarikçimizden renk kartelaları satın alımı yapıyorduk. Ancak fiyatlar çok pahalıydı. Daha fazla satış ve pazarlama aracı dağıtabilmek ve bu dağıttığımız materyalleri daha ekonomik fiyatlara satın alabilmek adına Türkiye’de benzer bir tedarikçi bulmaya çalıştım ancak başarılı olamadım. Çünkü birçok farklı üretim disiplinini birleştirerek üretilen bu materyalleri tedarik eden bir firma Türkiye’de bulunmuyordu. Hatta bu işi yapan dünyada toplam sadece 4-5 şirket olduğunu öğrendim. Ancak ben bir şekilde Türkiye gibi üretim kabiliyeti yüksek bir ülkede tedarik süreçlerini parçalara ayırarak benzer ürünleri 4-5 farklı istasyondan alımlar yaparak son ürüne ulaşır hale getirecek şekilde yerli bir tedarik ağı oluşturdum. Böylelikle İtalya’dan aldığımız fiyatlarla, yerli kaynakları birleştirerek aldığımız ürünlerin fiyatları arasında trajik farklar oluşmaya başlamıştı ve biz AkzoNobel olarak tamamen yerel kaynaklarla ihtiyacımızı çözer hale gelmiştik. Hatta Türkiye haricindeki diğer AkzoNobel fabrikalarına yerel kaynaklarla ürettiğimiz pazarlama araçlarını ihraç etmeye başlamıştık.
Bu süreçte boyaların pazarlanması için kullanılan bu araçların üretimini detaylıca öğrenmiş oldum. Edindiğim bu tecrübeyi bir iş modeline çevirmeye karar verdim ve 2014 yılında ModeColors şirketini İzmir Karşıyaka’da yaklaşık 40 m2’lik küçük bir imalathanede hayata geçirdim. İlk kuruluş yıllarında finansal anlamda yatırım için yeterli bir kaynağım olmadığı için KOSGEB Girişimcilik Sertifikası alarak üretim süreçlerinde en çok ihtiyaç duyacağımı düşündüğüm makine için hibe desteği aldım. Ancak makineyi almak yeterli olmadı çünkü teknik anlamda o makineyi kullanabilecek iş gücünü istihdam edecek gerekli finansal kaynakları ve sürdürülebilir geliri yaratmakta zorlanmıştım. Açıkçası neredeyse sıfıra yakın bir sermaye ile üretim odaklı bir şirket kurup yurtdışı pazarları hedefleyerek yola çıkmak ziyadesiyle iddialıydı ve çok yorucu oldu. Satışa ağırlık vermeye çalıştığım durumlarda üretim gözden kaçıyor kalite ve termin anlamında sıkıntılar yaşıyordum. Üretime ağırlık verdiğim zamanlar satış hacminde daralmalar oluyordu. Ancak ilk yıllardaki bu zorlu mücadele bizi Avrupa’da müşteri yaratma ve ürün tedarik etme hedefimize ulaştırmıştı.
3-ModeColors’ın faaliyetleri hakkında bilgi verir misiniz?
Aslında benden ModeColors’ı tek bir cümle ifade etmemi isteseniz, “ilk kurulduğu yıldan beri yavaş fakat sağlıklı ve emin adımlarla büyüyen butik, şirin, küçük, İzmir kültürü ve kafasında yaşayan bir şirkettir” diyebilirim.
Başta İngiltere, İsviçre ve İsrail gibi beklentisi çok yüksek ihracat pazarlarında içinde olduğu toplam 18 ülkeye ihracat yapan, katma değerli ürünler üretip, katma değerli pazarlara hitap eden bir şirketiz. Genel anlamda satışlarımızın %80’i ihracat, %20’si yurtiçi satış kaynaklıdır.
Geçtiğimiz 7 yıllık süreçte müşterilerimizden aldığımız boya numuneleri ile boya uygulamasını boyahanemizde yapıp, daha sonrasında metal giyotin kesim ve kalıplama, etiketleme, otomatik tutkallama ve otomatik yapıştırma gibi tüm üretim süreçlerini içeride kendi makine parkurumuzda tamamlayacak şekilde anahtar teslim şekilde üretip sevk edebilecek seviyeye ulaştık. Avrupa’nın ve dünyanın en büyük boya üreticilerinden AkzoNobel, Jotun, Axalta, Sherwin Williams gibi firmalara renk kartelası ve renk kartı tedariğinde bulunuyoruz. Alüminyum ve mimari kesitine baktığımızda da yine dünya devlerinden Schüco, Reynaers, Linea Rossa, Klil Aluminyum gibi firmalara renk araçları üretiyoruz.
4-Pandemi süreci nasıl geçti? Neler yaptınız, bizimle paylaşır mısınız?
Aslında bu soruyu hem satış ve pazarlama açısından hem de finansal açıdan ayrı ayrı değerlendirmek lazım. Pandemi süreci başladığından beri maalesef daha öncesinde katılım ücretlerini ödediğimiz, uçak biletlerini aldığımız, otel paralarını dahi ödediğimiz üç yurtdışı fuar katılımımız, iki yurtdışı fuar ziyaretimiz ve on'a yakın yurtdışı müşteri ziyaretimizi iptal ettik.
Özellikle bizler gibi ihracat odaklı üretim yapan şirketler için fuar ve ziyaretler satış sürecimizin can damarı diyebilirim. Fakat online sistemler ve dijital pazarlamaya yönelik daha öncesinde yapmış olduğumuz hazırlıklar bu süreci daha az hasarla atlatmamıza katkı sağladı. Hem mevcut hem de potansiyel müşterilerimize görsel ve teknik içerikleri hem estetik hem de stratejik bir şekilde hazırlanmış pazarlama materyalleriyle iletişim ve ilişkileri hep sıcak tutmaya gayret gösterdik.
LinkedIn profesyonel üyelik paketi alarak ulaşmayı hedeflediğimiz tüm şirketlere ve kritik bağlantılara bilgilendirmeler gönderdik. Tüm bu çalışmalar, satış anlamında geriye gelmeden hatta bir miktar geçtiğimiz dönemin üzerine çıkarak hedeflerimize ulaşmamızı sağladı. Finansal anlamda ise özellikle minimum işletme gideri ve düşük sabit maliyetlerle ilerliyor olmamız, sokağa çıkma yasağı olup mecburi duruşlar yaşadığımız zamanlarda risk faktörleri noktasında sıkıntı yaşamadan atlatmamıza fayda sağladı.
Pandemi sürecinde bizi en çok olumsuz etkileyen konu ise hammadde fiyatlarının trajik olarak sürekli artması ve özellikle alüminyum panel gibi bazı hammaddelerin tedarik ve stok sıkıntısından dolayı fiyat teklifi vermekte ve özgüvenli bir şekilde projelere aday tedarikçi olmakta bizleri sıkıntıya soktu. Maalesef hammaddelerdeki bu durum halen devam etmekte.
5-Girişimcilik ekosistemini İzmir özelinde ve ülkemizde nasıl görüyorsunuz? Geliştirmek için neler yapılmalı?
Girişimcilik ekosisteminin İzmir özelinde ülkemizin genel durumuna göre iyi durumda, fakat küresel anlamda ise olması gereken seviyeye göre düşük bir konumda olduğunu düşünüyorum. Çünkü girişimcilik ekosisteminin son zamanlarda gelişme sinyalleri veriyor olmasına rağmen halen yetersiz ve alt yapı anlamında sıkıntılar içerdiğini düşünüyorum. Bu ekosistemde yer alan paydaşların ve oyuncuların birlik ve düzen içerisinde, koyulmuş ortak hedeflere doğru stratejiler çerçevesinde ilerlediğini düşünmüyorum. Birçok kurum ve kuruluş bu konuda çok ciddi çalışmalar ve projeler üretiyor fakat bu üretilen projeler yeterli çıktı doğurmuyor.
Yeterli çıktılara ve sonuçlara erişilemiyor olması yıllardır dünya girişimcilik endeksinde ülke olarak 30’lu sıralardan daha iyi noktalara geçemediğimiz gerçeğine bizi götürüyor. Bunun da aslında bence iki nedeni var. Birincisi çatıda yer alacak bir kurum ve organizasyonun tüm bağımsız ve farklı kişiler – kurumlar tarafından yapılan geliştirici – teşvik edici – destekleyici faaliyetleri derleyip, toparlayıp tek bir kanaldan, güçlü bir ekonomik ve sosyal altyapı ile yönetmesi gerektiğini düşünüyorum. Böylelikle dağınık ve her kafadan bir ses çıkacak şekilde değil de tek bir stratejik plan dahilinde hareket edilmiş olacaktır. Problemin ikinci nedeninin ise eğitim ve öğretimdeki eksiklerimiz olduğunu düşünüyorum. Maalesef ülkemizde hem aile ve sosyal çevremizden aldığımız eğitim, hem de lise ve ardından lisans düzeyinde başlayan tüm teknik ve sosyal disiplinleri kapsayan yüksek öğretimde yeteri kadar cesaretlendirici, motive edici, destekleyici, saha ve pratik hayatı öğreten, yeni nesil girişimcilik kuram ve yaklaşımlarının aktarılmadığını düşünüyorum.
Özetle doğru ve cesaretlendirici bir girişimcilik eğitim ve öğretimi ile büyük ve geniş bir girişimcilik organizasyonuna ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
6-Yeni kurulan işletmelerin büyük bir kısmı ilk yıllarda başarısız oluyor. Siz girişiminizi nasıl başarıya ulaştırıp, ayakta tuttunuz?
Benim de gözlemlediğim kadarıyla ülkemizde yeni kurulan işletmelerin hayatta kalması ve kısa vadede koyulan hedeflere ulaşma oranı maalesef çok yüksek değil. Bunun da bence iki tane nedeni var. Birinci neden, yeni girişim yapan firmalar ya “İş Planı” yapmıyor ya da “Yanlış İş Planı” yapıyor. Yani stratejik planlama, ön hazırlık, doğru takım kurma, doğru finansal hesaplama gibi kavramlar konusunda kuruluş öncesinde kafa yormayan girişimlerin hayatta kalması pek mümkün olmuyor.
Bu konuda ModeColors’ı kurmadan aylar önce ben kurulacak olan şirketin web sitesinden, logosuna, fatura tasarımından potansiyel müşteri listesine ve pazarlama harekat planına kadar her şeyi hazırlamıştım. Hatta ilk faturayı keseceğim zamana kadar resmi olarak şirketi kurmamıştım bile. Çünkü şirketi resmi olarak kurmak demek maliyetlerin başlaması, faturaların, sabit ödemelerin başlaması anlamına geliyor. Bu bağlamda yeni kurulan her işletmenin markasının konumlandırılması, ilk satışının yapılması, müşteri portföyünün oluşması, üretim ve tedarik zincirinin doğru ve düzgün çalışması gibi çok kritik parametrelerin çalışması ve sürdürülebilir hale gelmesi için zamana ihtiyacı olacaktır. Bu zaman ne kadar kısa olursa o kadar çok hayatta kalma şansı olacaktır. Bu sürenin kısa olması da daha öncesinde yapılan hazırlık ve planlamaya bağlıdır. Fatura kesilmeden geçen her gün maliyet olarak eksi yazacaktır ve bu durum hem moral motivasyon anlamında yıpratıcı bir ruh hali oluşmasına sebep olabilir hem de nakit akışının sağlıklı işlemesine zarar verebilir.
Yeni kurulan işletmelerin ayakta duramama nedenlerinden birisi de “yanlış işletme ve genel gider politikalarıdır”. Özellikle ilk yıllarda düzenli bir geliri olmayan girişimci düzenli bir giderden de şiddetle kaçınmalıdır. Benim gördüğüm kadarıyla genelde maliyet yönetimi alanında yapılan hatalar; yüksek kira gideri, gereksiz işçi istihdamı ve dolayısıyla maaş ve sosyal güvenlik giderleri, gereksiz araç ve yakıt giderleri, gereksiz seyahat giderleri şeklidedir. Tüm bunlar şirketin üzerindeki mali yükleri arttırdığı için hayatta kalmayı zorlaştırmaktır.
Ben ModeColors’ı ilk kurduğum yıllarda şirketin çaycısı da temizlikçisi de, satışçısı da, tahsilatçısı da, ön muhasebecisi de, sekreteri de, üretim işçisi de, patronu da bendim. Bu durum etrafımdaki birçok kişi tarafından eleştirildi fakat bence doğrusu buydu. Muhtemelen az önce saydığım tüm fonksiyonlar için birer kişi istihdam etseydim ya da çalışmaya başladığım ilk atölyeyi Karşıyaka Cumhuriyet Mahallesi’nde 40 m2 olarak değil de, Çiğli Atatürk Organize Sanayi içerisinde 500 m2’lik bir iş yeri olarak belirleseydim muhtemelen bu söyleşiyi yapıyor olmazdık.
7-Yakın ortaklık sürecine girdiniz. Süreç hakkında bilgi verir misiniz?
Geçtiğimiz yıla kadar özellikle endüstriyel alanda yeni bir iş kolunda yatırım yapmak isteyen birçok yatırımcıdan ortaklık teklifi aldım. Çok kısa zamanda, hedeflediğimiz yurtdışı pazarlarda müşteri bulmamız yatırımcıların dikkatini çekmişti. Aslında dışa bağımlı olduğumuz iş süreçleri ve buna bağlı olarak ihtiyacımız olan tüm makine parkuru, kalite, üretim ve sürdürülebilirlik anlamında geliştirmeler ve yeni tesis altyapısı konusunda önemli miktarda finansal kaynağa ihtiyacımız vardı.
Fakat bize gelen yatırım teklifleri sadece finansal temelli yatırım teklifleri olduğu için hepsini reddetmek durumunda kaldım. Açıkçası ModeColors olarak ihtiyacımız olan hem finansal yatırım, hem de mühendislik ve üretim konularında sorumluluk alabilecek bir yatırımcıydı ve bu yatırımcının benim ticarete ve hayata bakış açıma, beklentilerime uygun birisi olması gerekiyordu.
Bu üç kriteri de sağlayan bir kişi yani ağabeyim Gürkan Hüner ile geçtiğimiz yıl şirketin %50’sinin hisse devri ve ortaklık konusunda anlaştık. Kendisi normalde bilgisayar mühendisliği mezunu olduğu ve teknik yönü kuvvetli birisi olduğu için tüm üretim süreçlerinin yönetim sorumluluğunu devraldı. Bu anlaşma neticesinde ihtiyacımız olan tüm makinelerin yatırımını tamamladık. Üretim tesisimizi ve satış ofisimizi, Çiğli’de yaklaşık 500 m2 olan yeni bir yere taşıdık. Tüm teknik alt yapımızı pazarın ihtiyaçlarını karşılayacak düzeye yükselttik. Bu gelişmeler ürün ve pazar geliştirme anlamında bize çok fazla avantaj sağlamış oldu.
8-Ortaklıkların zor olduğu ve genellikle yürütülemediği düşünülür. Siz girişiminizde bunu başarıyla yürütüyorsunuz. Formülünüz nedir?
Ortaklıkların çok zor olduğunu kesinlikle kabul etmekle birlikte “sinerjinin” önemine ve faydasına da inanan bir profil olarak geçtiğimiz yıla kadar yatırımcı tekliflerine hep temkinli yaklaşmıştım. Başarılı girişim hikayelerinin hemen hemen hepsinin arkasında mutlaka sorumluluk paylaşımı ve doğru takım kavramlarını görüyoruz.
Bizim için başarılı bir ortaklık yapısının birkaç temel unsuru var. Bunların başında görev tanımlarının ve çizgilerinin net ve belirgin olması geliyor. Ben satış, pazarlama, finans, satın alma ve diğer tüm idari işlerden sorumluyken ortağım tüm üretim ve teknik süreçlerden sorumlu. İkimizin de başladığı ve durduğu noktalar tanımlı. Herkes iyi ve güçlü olduğu pozisyonlarda oynuyor. Ben sosyal bilimler eğitim disiplininden geliyorum, ortağım mühendislik ve teknik kökenden geliyor. Ben sahnede ve sahada olmayı seviyorum, O içerde ve arka planda olmayı seviyor. Ben konuşmayı seviyorum, O dinlemeyi seviyor. Bu nedenle problemlerin çözümünde konu kimin uzmanlık alanına giriyorsa sorumluluğu ona vererek güçlü ve kararlı adımlar atabiliyoruz. Hem fikir olmadığımız kritik durumlarda konuyu müzakere ederek ortak bir çözüm bulmaya çalışıyoruz.
Özellikle şirketin büyümesi, vizyonu, hedefleri, değerleri gibi konularda şükürler olsun ki tam olarak uyumlu ve aynı fikirdeyiz. Tüm maddi ve manevi konularda paralel fikirlere sahibiz. İkimiz de bu şirketin çok fazla büyümeden, butik, şirin ve katma değer yaratan bir şirket olarak kalmasından yanayız. İkimiz de hayatımızı iş ve koşturmacaya çevirmek istemiyoruz. Hayatta önceliklerimizi belirledik ve bu doğrultuda yaşamak istiyoruz. Hayatın ana fikrini kaçırmadan, keyifli ve huzurlu bir şekilde kendi küçük ve butik dünyamızı koruma üzerine bir yol haritası belirledik. İzmirlilerin yakından bildiği bir tabirle “Alaçatı kafasında”, özgür, mutlu ve huzurlu, az ama öz paydaşı olan bir aile şirketi hayalimiz var. Şimdilik bu hayalimiz güzel ve keyifli gidiyor. Umarım gelecek yıllarda da aynı duyguları taşırız.
9-Girişimcilere önerileriniz nelerdir?
Öncelikle girişime başlamadan yani yola çıkmadan önce kendileriyle ilgili objektif bir şekilde iki farklı analiz yapmalarını önemle tavsiye ederim. Bu analizlerin ilkinde güçlü ve güçsüz oldukları konuları detaylı bir şekilde belirlesinler. İkincisi ise tam olarak hayattan beklentilerini, önceliklerini, onları neyin mutlu neyin mutsuz ettiğini tanımlasınlar. Bu iki analiz öz farkındalıklarının oluşumu anlamına gelecektir ve yapacakları iş planını, iş modelini, kuracakları takımı, belirleyecekleri hedefleri, misyonlarını, vizyonlarını tamamen bu analizlere göre belirlemeleri gerekiyor. Bu analizler girişimci adaylarına hangi konularda daha cesur ve özgüvenli olmaları gerektiği, hangi konularda ise daha temkinli olmaları gerektiği konusunda çok önemli ipuçları verecektir.
Özellikle ilk kuruluş aşamasında mutlaka kendilerine eşlik edecek bir yol arkadaşı bulmalarını tavsiye ederim. Yol arkadaşı seçerken çok özenli ve dikkatli davranmaları gerekiyor. İlk yaptıkları analize göre kendilerinin güçsüz olduğu konularda güçlü olan birisini bulurlarsa çok daha etkili bir takım kurmuş olurlar. Başlatıcı bir profilseler, bitirici bir profil bulmalılar.
İş planının önemini daha önce de belirtmiştim. Mutlaka şirketi kurmadan önce detaylı bir iş planı yapmalarını öneriyorum. Zor, sıkıcı ve gereksiz gelebilir kendilerine ama çok önemli bir konu. İş planı yaparken karşılarına çıkan sorular ve konular onların iş kurma kararını verirken tek tek düşünmeleri gereken ve cevap bulmaları gereken konular olacaktır. Maliyetler konusunda taksimetre çalışmaya başlamadan önce iş planını yapmaları gerekmektedir.
Diğer bir tavsiyem çok fazla hız ve hırs kimi zaman sıkıntıya sebep olabiliyor. Sindirerek, sağlıklı ve alt yapısı kuvvetli şekilde büyümek gerekiyor. Çok yavaş olması da problem, çok hızlı olması da problem bence. Bu nedenle bazen arabayı kenara park edip, mevcut durum analizi yapmalarını öneriyorum. Gerçekten istedikleri hedefe gidiyorlar mı? Rüzgarı doğru yerden mi alıyorlar? Bu analizleri yapmaları çok önemli diye düşünüyorum.
Kendilerini rakipleriyle, başka şirketlerle veya başarı hikayeleri ile kıyaslamasınlar. Kendilerini kendileri ile kıyaslasınlar. Çünkü başarı çok öznel bir kavramdır. Kişiden kişiye, firmadan firmaya, sektörden sektöre göre değişiklik gösterir. En güzel ve keyifli yarış kendimizle yaptığımız yarıştır bence. Aksi takdirde farkında olmadan sistem onları hataya zorlar.
Arka planda güçlü ve güvenilir bir finansal kaynak yoksa aşırı cesur olmalarını ve çok risk almalarını tavsiye etmiyorum. Özellikle ülkemiz gibi gelişmekte olan piyasalarda ticaret yapıyorsak, dengeli ve kararında riskler almalıyız diye düşünüyorum.
Kendilerine güvendikleri ve inandıkları birer yönder (mentor) bulsunlar. Belirli zamanlarda o yönderden akıl fikir alsınlar. Önemli kararlar almadan önce farklı bir görüş olarak danışsınlar.
Son olarak, girişimciliklerinin kaçıncı yılında olurlarsa olsunlar, cirolarında veya yıllık kar matrahlarında ne kadar büyük rakamlar yazarsa yazsın, her zaman temkinli ve kontrollü maliyetlerle ilerlesinler. Maliyet yönetimi ve harcama disiplini her daim dikkat ve özen gerektiren konulardır bence. Büyük çöküşlerin ve başarısızlık hikayelerinin en temel nedeni mali disiplinden kaynaklı sapmalardır diye düşünüyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Thiscover Me
Girişimcilik ve yatırımcılık dünyası hakkında sizi bilgilendirir.
İLGİLİ OKUMALAR



