Aman doktor: Neden bazı branşlarda doktor bulamıyoruz?

Doktorluğun gözde ve saygın zamanları maziden bir anı gibi. Meslekte yaşanan sorunlarla beraber pediatri gibi çok önemli bir bölüm artık öğrenci bulmakta ve uzman yetiştirmekte zorlanıyor. Randevu bulamadığı için muayene olamayanlar, muayene olamadığı için hastalığı artanlar ya da çalışan azlığından iş yükü artan doktorlar ve bitmeyen şiddet vakaları bu tabloyu daha da vahim bir hâle getiriyor gibi duruyor.
Aman doktor: Neden bazı branşlarda doktor bulamıyoruz?

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Doktorluğun gözde ve saygın zamanları maziden bir anı gibi. Meslekte yaşanan sorunlarla beraber pediatri gibi çok önemli bir bölüm artık öğrenci bulmakta ve uzman yetiştirmekte zorlanıyor. Bu yıl Çocuk Yoğun Bakım kadrolarının yüzde 74’ü, Yenidoğan kadrolarının yüzde 55’i, Çocuk Hematoloji-Onkoloji kadrolarının yüzde 46’si boş kaldı. 

Cerrahi bölümlerinde de benzer bir tablo söz konusu. Göğüs cerrahisinde 103 kontenjanın 43’ü, kalp ve damar cerrahisinde 177 kontenjanın 56’sı, genel cerrahide 407 kontenjanın 127’si, beyin ve sinir cerrahisinde ise 192 kontenjanın 50’si boş kaldı. Üstelik 2024 yılında 2 bin 692 hekim yurt dışına gitmek için başvuruda bulundu. “Tercih edilmediği için uzman bulamadığımız doktorlar Türkiye’nin beka sorunu olacak” diyen doktorları dinledik.

1 Mayıs zor geçti, biliyorsunuz. Saatlerce yürümenin, İstanbul’un o gün çok insafsız olan rüzgarı altında sırılsıklam olmanın bedelini 15 gün boyunca geçmeyen ve beni neredeyse yürütmeyen bir ağrıyla ödedim. 15 günün sonunda “Kim şimdi sıra bekleyecek” kaygısını rafa kaldırıp hastane yolunu tuttum ve nihayet o tarihî an yaşandı, doktorla buluştum. (Tabii bu arada devlet hastanelerinde bir türlü randevu bulamadığımı ve bu randevuyu bir vakıf hastanesinden aldığımı eklemek zorundayım.)

Doktor, muayeneden ve görüntüleme sonuçlarından sonra, durumun fıtık gibi bir meseleden kaynaklanmadığını ancak daha ileri tetkiklere ihtiyaç duyulduğunu, bunun için romatoloji bölümünden randevu almam gerektiğini şu sözlerle anlattı: 

“Şimdi romatolojiden randevu alın diyeceğim ama bizde bu bölüm yok, sevk edemiyorum. Başka yerden de alması biraz zor. Yine de deneyin şansınızı.”

Hastaneden “Allah Allah bu ne demek” diye çıktıktan sonra çevremde şunları duyduğumu farkettim, “Endokrinoloji doktoru var mı tanıdığınız?”, “Psikiyatri kliniğindeki görüşmem üç saniye sürdü galiba”, “Göz doktoruna gitmek imkansız”... Üstelik sosyal medya da Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden alınamayan randevu şikayetleriyle dolu.

Doktorsuz iller, dolmayan kadrolar

Bu meseleler üzerine düşünürken, Tıpta Uzmanlık Sınavı sonuçları üzerine Türkiye Pediatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, NTV’ye şu açıklamayı yaptı:

“Türkiye'nin dört bir yanında çocuk hekimi, çocuk asistanı olmadığı için kapanacak çocuk klinikleri var. Doktorlar çocuk doktoru olmak istemiyor, branşı seçenlerin bir bölümü de bir süre sonra istifa ediyor. Sadece Anadolu şehirlerinde değil İstanbul gibi büyük şehirlerdeki hastanelerde de çocuk doktoru bulmak zorlaşıyor. Öyle ki çocuk doktoru olmayan çocuk aciller var. Sorun önemli ama şu anda bu konuya daha çok çocuk doktorları endişeleniyor gibi... Peki gelecekte çocukları kim tedavi edecek?”

Derneğin eski Başkanı Prof. Dr. Haluk Çokuğraş da geçen yıl aynı soruna değinmişti:

“Pek çok yerde ‘Benim çocuğuma neden çocuk onkoloji uzmanı bakmıyor’ şeklinde isyanlar başladı. Bakmıyor çünkü iş yükünden, sürekli Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi’ne (SABİM) şikayet edilmekten, nöbetlerden, saldırıya uğramaktan bıktılar. Eskiden TUS’ta en yüksek puanları alanlar pediatriye girerdi. Ancak şimdi asistan arkadaşlarımız çok zor durumda, çok yoğun nöbetler geçiriyorlar, bakmaları gerekenin çok üstünde hasta bakıyorlar. Ayrıca çok erken doğan küçük bebekler hayata tutunurken bazı sekeller (bir hastalığın ardından geride yerleşip kalan işlev ve doku bozukluğu) kalıyor. Bunların sorumluluğu da doktora yükleniyor. Çok sayıda doktor arkadaşımız var, malpraktis davaları yüzünden ciddi tazminat ödemiş durumdalar. Bunlar gündeme geliyor ve insanlarda pediatriye karşı bir önyargı oluşuyor.”

2024 yılında Pediatri Bölümü’nde kontenjanları hiç dolmayan yerler arasında Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi bulunuyor. 

Bu yıl TUS’ta en çok tercih edilen bölümler Deri ve Zührevi Hastalıklar, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi, Radyoloji, Radyasyon Onkolojisi ve Göz Hastalıkları.

  • Buna karşılık Çocuk Yoğun Bakım kadrolarının yüzde 74’ü, Yenidoğan kadrolarının yüzde 55’i, Çocuk Hematoloji-Onkoloji kadrolarının yüzde 46’sı, Çocuk Acil kadrolarının yüzde 33’ü, Çocuk Nefroloji kadrolarının yüzde 17’si boş kaldı. 

Sağlık Bakanlığı, 2024 üçüncü dönem atama kurası sonuçlarına göre ise açılan 2 bin 685 uzman hekim kadrosunun 318’i yani yalnızca yüzde 12’si doldu. 81 il arasında 34 il hiç tercih edilmedi. Bunlar arasında, 36 kadroyla Şırnak, 14 kadroyla Hakkâri, 24 kadroyla Yozgat, 11 kadroyla Bitlis, 20 kadroyla Iğdır, 21 kadroyla Maraş, 15 kadroyla Ağrı bulunuyor. Hatay’ın 94 kişilik kadrosuna 3, Balıkesir’in 50 kişilik kadrosuna 3, Antep’in 61 kişilik kadrosuna 8 doktor yerleşti.

Randevu bulamadığı için muayene olamayanlar, muayene olamadığı için hastalığı artanlar ya da çalışan azlığından iş yükü artan doktorlar ve bitmeyen şiddet vakaları bu tabloyu daha da vahim bir hâle getiriyor gibi duruyor.  

Sürekli hasta sevk ediyoruz

“Bu söyleyeceğim biraz ağır gelebilir ama uzmanlıkta zorunlu hizmet olmasa, doktor görmeyecek bir sürü il var.” 

Erol, Karadeniz’in bir ilçesinde zorunlu hizmetini yapıyor. Konuşmasına “Tercih edilmediği için uzman bulamadığımız branşlar Türkiye’nin beka sorunu olacak diye düşünüyorum” diye devam ediyor: 

“Yan dalları geçtim bazı bölümlerin uzmanı çoğu ilde bile yok. Hastalarımızın bir kısmı düzenli olarak Samsun’a, Giresun’a, Ankara’ya gitmek zorunda. Gelinen noktada yine böyle bir tabloyla karşı karşıyayız.” 

Peki neden doktorlar bu alanları tercih etmiyor? 

“Bunun birinci sebebi mecburi hizmet yükü. İnsanlar bir ana dalın uzmanı oluyorlar. Diyelim ki dahiliye. Sonra dahiliye uzmanı olarak mecburi hizmetlerini yapıyorlar. Sonra yan dal uzmanlık eğitimi başlıyor. Mesela hematoloji uzmanı olacak. O bölümü bitirdikten sonra onun da mecburi hizmetini yapacak ki biraz boşa çıksın. Ancak bütün bunlar olurken aile kuramıyor ya da ailesinden ayrı kalıyor. Terazinin bir tarafında bu mesleği çok sevmek, idealist olmak var; diğer yanında tamamen çile ve hamallık. Sağlık bir hizmet değil haktır. Mevcut iktidar insanlara yıllardır hizmetmiş gibi sundu, propagandasını yaptı. Hekimlik de işporta türünden bir meta hâline geldi. Doktorun uygun gördüklerinin değil, hastanın buyruklarının önemli olduğu bir sistem geliştirildi.”

İyi hizmetin yolu 'olaydan' geçiyor algısı var  

Çocuk psikiyatri asistanı Aslı, Ankara’da çalışıyor. Ona göre en büyük problem muayene sürelerinin kısaltılması:

“Muayene süreleri kısaldıkça gerginlikler arttı. Bir tartışma çıktığında başhekim doktorun hakkını savunmuyor, problem çıkaran kişinin hemen başka doktora yönlendirmesi yapılıyor. Böylece hızlı muayene edilmiş oluyor. Bu da hastalarda ‘eğer sorun çıkartırsak daha hızlı sonuç alırız’ düşüncesine yol açıyor.”

Kısa muayene saatlerine uzmanlık zorunlu hizmetini yapan psikiyatrist Erdem de dikkat çekiyor: 

“Benim bu yıl uzmanlığım bitti ve zorunlu hizmetim başladı. Zorunlu hizmet için geldiğim ilde yaşadığım en önemli sorun hastalara bakarken bana dayatılan hız baskısı. Birincisi hasta çok olduğu için hızlı olmalıyım, çünkü geride beni bekleyen ve bana sahiden çok ihtiyaç duyan başka hastalar var. İkincisi hastane yönetiminin benden beklediği bir kota var. Üçüncüsü burada uzman doktor az olduğu için bir yığılma yaşanıyor. Bu da özellikle psikiyatri gibi hastaya vakit ayrılması gereken bir bölümde büyük sorun.”

Sürekli görüşmelerin bölünmesi, hastaların ilaç almakta ısrar etmesi ya da ilaçlarına düzenli erişememesi, kendine zarar verme eğilimi fazla olan vakalarla sıkça karşılaşmak Erdem’in anlattığı başka sorunlardan:

“Hastalara ilaç verdiğimizde toplumsal baskıdan çekinip almak istemeyenler oluyor. Alamayanlar oluyor. Özellikle başka bölümlerden sevk edilen çok kadın hastamız var. Uzun bir zamandır depresyon içindeler, bu durum onlarda fiziksel sorunlara ve şikayetlere sebep olmuş, buna karşılık hastalıkları ciddiye alınmadığı için doktora erişimleri olmamış. Ancak sürekli midesi bulanıp kusmaya başlayınca ya da anksiyete atakları geçirince bize geliyorlar. Bizim de onlarla uzun uzun ilgilenme şansımız maalesef yok.”

Hekimlik niye bu kadar ucuz?

“Uzmanlık düşünecek kadar iyi hissetmiyorum kendimi,” diyerek anlatıyor yaşadığı sıkıntıları Caner

“Okulu bitirdim ve pratisyen hekimim. Henüz uzmanlık düşünmüyorum, belki de hiç istemeyeceğim. TUS’a girmedim, buna karşılık arkadaşlarımın durumunu gördükçe kimseyle çok muhatap olmayacağım bir yerde kalmam gerektiğini anlıyorum. Ben sosyal biri değilim, tıp biraz sosyallik gerektiriyor. Uzman doktorlarının asistanlarına yaptığı mobbing, onlarla sürekli azarlayarak ve aşağılayarak iletişim kurması gözümü korkutuyor. Her gün ağlayan bir asistan görüyoruz. Herkes işini onlara yıkıyor. Artık pratisyen hekimler de risk almak istemiyor çünkü muhatap olacakları uzmanlara erişimleri çok zor. Basit bir soru için onlara ulaştığımızda bizi azarlıyorlar. Meslek içi mobbing de çok yaygın. O yüzden herkes güvenli alanda durmaya çalışıyor.”

TUS’a hazırlanan Gizem ise duruma farklı bakıyor:

“Ben idealist düşünüyorum ve her şeye rağmen pediatri istiyorum. Benim bu fikrimi destekleyen tek bir arkadaşım yok ve onları da çok iyi anlıyorum ama bu benim hayalimdi. Çok yüksek puanlı bir okula çok çalışarak girdik. Belki her gün bırakmayı düşünenler vardı aramızda. Bütün bunlardan sonra zaten bir de uzmanlık yapmak için okuman lazım. Bu eğitimin de ne kadar ağır mobbing içerdiğini hepimiz biliyoruz. Bazı dallarda kadın asistan da istemiyorlar. Gebe kalmama şartı koşuluyor. Üstelik artık sağlıkta şiddet de çok yaygın bir durum. Her an hastalarla da sıkıntı yaşama ihtimali var. Bazı arkadaşlarımız ‘Madem bu kadar ezileceğim bir yola çıkıyorum sonunda seviye atlamak, parayı kırmak isterim’ diyor. Olabilir. Kimse kimseyi bu konuda yargılayamaz da bence.” 

Ahmet, dahiliye uzmanlığının ardından şu anda yan dal yapıp yapmama kararını tartıyor:

“Zor bir branşta okudum ve pişman değilim. Buna karşılık hekimlerin iş gücü ucuzlaştırıldı. Saatlik nöbet ücreti 147 lira. Sağlığa erişim bir hak, bir lütuf değil. Doktora herkesin ihtiyacı var, Sağlık Bakanlığı’nın yeterli kadro sorunu yaşadığı ortada, her yıl yurtdışına bir sürü yetişmiş doktor gidiyor. Yalnızca doktorlar değil, uzman hemşireler de. Buna karşın ‘Giderlerse gitsinler’ tavrından vazgeçilmiyor. Eşim de doktor. İkimizin birden aynı anda kariyerine ağırlık vermesi elbette hayatımızı güçleştiriyor. Ailemiz ‘nereye kadar böyle devam edeceksiniz’ diyor. Biz yine okurken evlendik, her şeyi bitirmeyi beklesek 35 yaşında ancak evlenebilecektik.”

Az olan bir şeyi yapmak hâlâ kıymetli geliyor

Aslı, yeni mezun ve TUS’a hazırlanıyor. Duyduğu ya da yaşadığı olumsuzluklara karşılık mesleğe heyecanını koruyan genç bir doktor adayı: 

“Mezun olur, yazın Almanya’ya giderim diye düşünüyordum. Daha önce de orada staj yapmıştım. Yurt dışında güzel bir ortam var ama orada da çok yoğun çalışıyorlar. Beni etkileyecek kadar bir şey bulamadım. Doktorlardaki gitme eğilimi de azalmış gibi hissediyorum. Nöbet ertesi çok fazla insanı klinikte çalıştırıyorlardı. Biraz düzenlemeler yapılınca burayı da çekici de bulmaya başladılar. Türkiye’de asistanlığı görüp, bir fikir edinip ona göre düşünmeye karar verdim.”

Acil serviste intörnlük yaptığı iki ay onun için öğretici bir deneyim olmuş:

“Ara ara hep birinin silah çıkarmasını bekledim. Kafamda senaryolar yazdım. Açıkçası bireysel olarak güvensiz hissetmekten çok, ya bu iş buraya giderse diye düşünüyorsun. Üstelik bu işin buraya gitmemesi için bir sebep yok, o belirsizlik yorucu.”

Aslı, uzmanlıkta dahiliye düşünüyor ve sonrası için de yan dal planı var:

“Bazı bölümler hastalar tarafından şikayet edilmeleriyle meşhur. Mesela genel cerrahi bölümünde çok şikayet oluyor. ‘Dahiliye istiyorum’ dediğimde bana ‘Aa ne güzel yap’ diyen insan sayısı o kadar az ki. Bir-iki hocam belki. Bence hâlâ sayıca az olan bir şeyi yapmak, yaşanan zorluğa değer. Fakat insanları da anlıyorum. ‘Ben 30 yaşımda hoca azarı işitmek istemiyorum’ diyorlar. İnsanlar uzman olup kendi işlerine bakmak istiyorlar. Yan dal yapıp, akademisyen olup kazandığın parayla özel sektörde kazanılan paralar aynı değil. Ne kadar fazla kendinden bir şey vermeye hazırsın? Birçok insan prestij için belli bölümlere giriyor.” 

Doktor bulamamak ne demek? Aslında Türkiye bu meseleyi çok iyi biliyor. Mesela oğluna kuduz aşısı yaptırmak için onu sırtında taşıyan Tarık Akan’ı kim unutabilir? Doktorsuzluktan Hakkâri’de ölen diyaliz hastalarını? Karnında bebeğiyle ölen Peyruze Pulat’ı? "Bebek dostu" seçilen ama pediatri uzmanı kalmayan Gelibolu Devlet Hastanesi'ni?

Bir de Mahsuni Şerif’in bestelediği, Cem Karaca’nın da okuduğu "Acı Doktor" var elbette, "bir daha yaşanmasın" dediğimiz: 

“Berçenek'ten yaya geldim
Amman doktor bak bebeğe
Beşiğini elden aldım
Yandım doktor bak bebeğe

Yıkık yuvam kara yasta
Yalvarırım eşe dosta
Annesi bebekten hasta
Amman doktor bak bebeğe

Kuru sovan yağsız aşım
Yırtık bağrım açık başım
Bir şey değil vatandaşım
Amman doktor bak bebeğe

Allah için bir merhem çal
Öldürür beni bu vebal
Param yok ceketimi al
Amman doktor bak bebeğe

Mahzuni Şerif çobandır
Meskenim dumanlı tandır
Bebektir amma insandır
Amman doktor bak bebeğe”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Ayça Örer

Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta