Ankara'nın denizi yok, mezesi var

Başkentten selamlar!
Ankara'nın denizi yok, mezesi var

Yazı: Ceren Kurt & Esra Ece Kuleci

İllüstrasyonSerra Utkum İkiz

2014 yılından beri Ankara’da yaşıyorum. 2014 çok uzak bir sene gibi gelmese de bu şehirde dokuz yılımı tamamladım. Geldiğim ilk günden beri bu şehre dair anladığım bir şey var: "Ankara’yı ya çok seversin ya da nefret edersin.” Ortası çok zor, hatta hiç görmedim diyebilirim. 

Ankara’yı çok sevenlere de nefret edenlere de hep hak verdim. Nefret edenlerin mantıklı sebepleri varken, çok sevenlerin duygusal sebepleri vardır. Ben hangi takımdanım diye soracak olursanız “çok seven”lerdenim. Ankara’dan nefret edenlerin sebepleri genelde benzerdir: Denizi yok, çok soğuk, çok sıkıcı, çok bürokratik vs.. 

Sevenler ise bu şehirde aşkı ve arkadaşlığı tatmış olanlardır. Denizi olmayan, soğuk, sıkıcı ve bürokratik olan bu şehirde Cebeci’den Kızılay’a arkadaşıyla yürürken dertleşebilmiş, Kuğulu Park’ta sevgilisi ile en güzel anlarını geçirebilmişlerdir. Ankara, şehir olarak bir şey vaat edemediği için var olduğu alanlarda sınırları zorlar. Tıpkı kendini ispat etmeye çalışan küçük bir çocuk gibi hissettirir bu açıdan bana. Deniz kenarında yediğim mezeleri hiç beğenmem. Ankara’da en lezzetli mezeleri yerim hep. Ama Ankara nefretlilerinin cevabı hazırdır: “Mezesi de kötü olsa mekân sana ne vaat edebilir? Ankara’da mezen, yemeğin güzel olmak zorunda!

Son zamanlarda Ankara’yı Ankara yapan özelliklere nefret duyulmadan sevilmeye başlandığına şahit oldum. Genelde, Türkiye’nin başkenti de olsa “koca bir köy” yorumu yapanlar çoktur. Bu argümanı destekleyen ve kullanmayı çok sevdiğim bir söz vardır: “Ankara 2 oda 1 salondur.” Ankara’da birini tanımıyorsanız bile mutlaka bir arkadaşını tanıyor çıkarsınız. Eskiden olumsuz olarak addedilen bu durum yakın zamanda özellikle İstanbul’dan Ankara’ya seyahate gelenlerin çok hoşuna gitmeye başladı. Gidilen mekânların benzerliği sebebiyle tanıdık simalarla karşılaşmak, mekânlardaki müdavimlik kültürü ve bakacak bir denizimiz olmadığı için mekânlarımızın pek özenli dizayn edilmiş olması güzel bir özellik olarak ortaya çıkmaya başladı. 

Bu mekânlarda son zamanlardaki en büyük gündem tabii ki siyaset. Genci yaşlısı fark etmeden, bir tuvalet dönüşü sonrası masaların yanından geçerken şu cümlelere şahitlik etmek çok kolay: “Abi nasıl sandıklar korunamadı,” “yerel seçimleri bekliyorum,” “kazanacak aday değil çalışacak aday vardır.” Ama yine de Ankara’nın en hafife alınan konusu var ki, dönem fark etmeksizin her masada duyulur: Sanat. Bütün tiyatroların, konserlerin biletlerini, satışa sunulduğu gibi bitiren, kitapların, filmlerin, albümlerin tartışıldığı masalar. Yaz da gelmişken herkesin heyecanla beklediği festivaller, konserler.

Ben bu yazıda, benim müdavimi olduğum ve gitmekten çok keyif alınan birkaç mekândan bahsetmek istedim. Bu mekânlara yolunuz düşmese bile, masalarında oturan insanların hararetle yerel seçimleri tartıştığını, festivalde kaç film izlediğini, kimin konserini beklediğini duyabilirsiniz..

İncir Meyhane

Ankaralıları pek çok açıdan mutlu eden bu mekâna gitmemiş ya da burayı duymamış çok az kişi vardır. Ortalama yaş açısından çok sürprizlidir. Yan masanızda çok popüler milletvekilleri de oturuyor olabilir, ilk içkisini içmeye gelmiş bir 18’lik de. Mekânda çok gürültülü bir müzik sizi rahatsız etmez ya da danslı eğlenceler yoktur. Bu yüzden çok genç kitle (18-20 yaş) “genellikle” tercih etmez. Fiyat/performans açısından herkesi memnun eder. Gerçekten lezzetli mezeler yersiniz. Tunalı’nın göbeğinde olması sebebiyle de önemli bir coğrafi avantaja sahiptir. Aslında bir apartmanın otoparkında üstünüz ağaçlarla çevrilmiş şekilde rakı içiyorsunuzdur ama deniz kenarında yanlış insanlarla içilen rakı masalarından çok daha fazla mutlu eder. Rakıdan sonra bir cila yapalım derdindeyseniz Tunalı’nın tüm barları size yürüyerek 2 dakika mesafededir. Çalışanları nazik, sahibi müşterilerine karşı çok ilgilidir. Eskiden son dakika meyhanesi bile yapabildiğim bir mekândı. (Çok önceden rezervasyon yapmam gerekmeyen yerler için kullandığım bir tabir.) Ancak şimdi mekânın güzelliği çok kişi tarafından anlaşılmış olacak ki haftanın her günü çok yoğun bir şekilde hizmet veriyor. 

Granma

Herkesin bu kadar bildiğine ve gittiğine şaşırdığım bir başka mekân da Granma. Olgunlar’da bir apartmanın dördüncü katında yer alan bu mekâna gitmek kendimi çoğu zaman Sisifos gibi hissettiriyor. Mali müşavirlerin, günlük kiralık evlerin, türkü seslerinin, vegan barların arasında bitmek bilmeyen bu merdiven yolculuğu sırasında insan kendisini “İki bira içecektik, çektiğimiz eziyete bak” diye sorgularken bulabilir. Ta ki son kata ulaşıp zile bastıktan sonra. Evet, bu mekâna tıpkı bir eve girer gibi zile basarak giriyorsunuz. Kapı açıldığında ise bambaşka bir atmosferle karşılaşıyorsunuz. “Gökyüzünde bir yerlerde” sloganı ile bütünleşen Granma’nın benim için en özel yanı müzikleri. Saklı Spotify listelerimde yer alan rap şarkıları da duyabilirsiniz, güncel yabancı pop şarkıları da. Bazen “Benim listemi mi çalıyorlar acaba?” bile diyebiliyorum. Fiyatları çok uygun. Yemekleri çok lezzetli. “Gökyüzünde bir yerlerde” oldukları için bira fıçılarını aşağıdan terasa uzanan bir asansörle yapıyorlar. Çalışanları çok nazik, mekân 20’lik dolu!

Bonus: Bar deyip geçmeyin, bir gün kahvaltısını da deneyebilirsiniz. 

Daha yazabileceğim, anlatabileceğim çok mekân var. Ama başa dönecek olursak, Ankara’nın sakinliği, istediği zaman coşabilirliği, fiyatların uygunluğu, insanların samimiyeti ve gri bulutların arasından süzüldü mü herkesi mutlu eden güneşi bence daha çok rağbet görmeye başladı. Bir Ankara sevdalısı olarak 2 oda 1 salon evime duyulmaya başlanan bu sevgi beni mutlu ediyor.

Şimdi lafı Ece'ye bırakıyoruz: 

Ankara’ya ilk kez geçen sene Mayıs ayında gitmiştim. İlk hayalim Seyfi Teoman imzalı “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” turu yapmaktı. Filmde geçen mekânlara tek tek gidemesem de Ankara’da olmak ve o havayı solumak bana yetecekti. Bir de Barış Bıçakçı’nın yazdıklarını daha iyi anlamak için bir Ankara ziyareti bana şart olmuştu. Ankara’da yaşadığımızı hemen anlatan ilk kişiler taksiciler. İstanbul’un aksine Ankara’da her saat taksi bulmak mümkün. Kısa mesafe diye bir kavram onlarda yok ama herkes yürüdüğü için siz bilmediğiniz yakın bir adrese taksi tercih ettiğinizde bu hemen fark ediliyor. Ağaçlara asılı butonlardan ağacın altına taksi çağırabiliyorsunuz — online taksi uygulamaları işine baksın. Ankara’nın bir ucundan diğer ucuna gitmek belki de maksimum otuz dakika sürüyor. Geçen sene ilk ziyaretimde ineceğim durağı kaçırıp geri dönmem sadece 10 dakikamı almıştı. Pek çok arkadaşımla Ankaralıların buluşma adresi Dost Kitabevi’nin önünde buluşmuştum.

Şehrin içinde bir vaha olan Papaz’ın Yerinde’de bir çay içip, Soul Bar’da herkesin iyi yapamadığı Aperol Spritz kokteylimi caz eşliğinde yudumlamıştım.

Seyfi Teoman, Bizim Büyük Çaresizliğimiz


Bu sene Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali vesilesiyle yine mayıs ayında adımımı Ankara’ya attım. Bu sene bolca yağmur yağdığından Kuğulu Park’a uğrayamadım ama yağmura rağmen insanların suratının asık olmamasına şaşırdım. Gelelim yediklerimize, içtiklerimize ve gördüklerimize: Geçen sene Kakule Kafe tadilatta olduğu için Büklüm şubesinde takılmıştım. Suyu ikram ediyorlar ve tatlıların isim ilhamları New York. Bu sene ilk iş yine oraya gidip Ankara ekürim Ceren’i oraya davet edince, Ankaralıların bile keşfedecek mekânı kalmış dedim.

Ece ve Ceren arasında bir mesajlaşma


Bu sene özellikle kahvaltı ve akşam yemeklerinde şahane playlist'ler eşliğinde yemek yediğimiz Last Penny’i anmadan geçemeyeceğim. Hepimizin alışkın olduğu su siparişinde burada dikkatimi çeken bir şey oldu. İstanbul’da su istediğimizde bize.
-'Dışarıdan mı? Dolaptan mı?' diye sorarlar.

Burada istisnasız gittiğim her yerde soru şu şekilde soruldu.

-'Ilık mı olsun soğuk mu?'

Su verenleriniz, daha da önemlisi, suyu nasıl içtiğinize dikkat edip soranlarınız bol olsun.

Not. Kültür sanat alanında sinemadan müziğe, fotoğraftan dansa pek çok alanda üretenlerle bir araya gelerek onların hikâyelerini kayda geçiren Ece’nin başlattığı Üretim Kaydı, bundan sonra Substack’te. Buradan abone olabilirsiniz!

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Bi' çıktık, baktık, ne varmış?

Bu hafta Ankara ve Şirince'deyiz!

15 Haz 2023

Bi' çıktık, baktık, ne varmış?

YAZARLAR

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ OKUMALAR