Aşı tartışmaları

Aşı geliştirmede sergilenen hız, aşıların gerek laboratuvar aşamasında, gerek dağıtımındaki etik ihlalleri sorgulatıyor
Aşı tartışmaları

(Çizim: Bilge Alpay)

Tüm dünyayı saran COVID-19 salgını, yaklaşık en az 200 milyon vakaya ve dört milyondan fazla insanın yaşamını yitirmesine yol açtı. Beklenmeyen bu salgının oluşturduğu panik atmosferi, 2019'un son günlerinden itibaren bir an evvel anti-viral ilaçların bulunması yönünde beklenti oluşturdu. Aşı geliştirme süreçleri ise küresel ölçekte eşi benzeri görülmemiş bir hızda gerçekleştirildi. Acil kullanım için onaylanarak uygulamaya alınan aşıların geliştirilmesinde gösterilen hız, pandemiyi kontrol altına almak için umut oluşturuyor. Ancak bu hız, aşıların gerek laboratuvar aşamasında, gerek dağıtımındaki etik ihlalleri sorgulatıyor.

Geçmişte ilaçların klinik çalışmaları esnasında; deney fazlarının Afrika’nın yoksul kesimleri üzerinde uygulandığı, aşıya ulaşımı zor olan ülkelerde plasebo deneylerinin yapılabildiği ya da insan veya hayvan denekler üzerinde etik dışı uygulamalar yapıldığı örneklere sıkça rastlanmaktadır. Tüm bunlar, olağanüstü dönemlerde bilimsel veya etik kuralların ihlal edilmesinin meşrulaşmasına ve uzun vadede istismara açık bir alan oluşturarak bilimsel araştırma etiği özelindeki kazanımların kaybına dair endişeler yaratmaktadır. Bu sebeple gerek geleneksel, gerek COVID-19 örneğindeki gibi gen düzenleme teknolojisi yoluyla üretilen aşıların klinik çalışmalarında, güvenirliliği sağlamak üzere laboratuvarların biyogüvenlik ve biyoemniyet standartlarını ortaya koyacak etkili denetim mekanizmalarına, adil ve bağımsız kuruluşlara ve bağlayıcı nitelikte uluslararası sözleşmelere ihtiyaç vardır.

Aşıların küresel dağılımı başlığında ise, az gelişmiş ülkelerde nüfusun aşı ve ilaçlara erişiminin kısıtlı olduğunu, gelişmiş ülkelerde ise göçmenler ve azınlıkların erişmekte zorlandığı görülmektedir. Yine aşılama programları hakkında kamuoyuna oldukça az sayıda açıklama yapılmaktadır. Oysa ki bir tedavi bulmanın aciliyeti, hiçbir durumda araştırmaların sorumlu bir şekilde gerçekleştirilmesini engellememelidir.

Gerek üretim aşamalarında gerek dağıtımındaki eşitsizliklerin yanı sıra, yeni ilaç veya aşıların bilimsel merciler nezdinde dahi tartışma konusu olması toplumda kafa karışıklığına yol açmakta, çekinceli hatta aşı karşıtı grupları ortaya çıkarmaktadır. Genel kanıda, özellikle istisnai tehlikeli bulaşıcı hastalık salgınları gibi acil ve güvenliğe ilişkin durumlarda; aşılama zorunlu tutulabilir, özgürlüklerin baskılanması veya kısıtlanması haklı gösterilebilir. Ancak COVID-19 özelinde durum biraz farklı olabilir. Zira yeni ve daha bulaşıcı varyantların ortaya çıkması bu durumu değiştirebilir. Bununla birlikte genel sağlık gerekçesiyle yapılacak her bir kısıtlama, özellikle yasallık ilkesine uymalı, demokratik toplum yapısıyla bağdaşmalı ve kesinlikle sağlığın korunması gibi meşru bir amacın gerçekleştirilmesiyle paralel olmalıdır.

Pandemi gibi olağanüstü dönemlerde, ilaç ve aşıların hızlı üretimi tam anlamıyla hayat kurtarıcı olsa bile; gerek aşı karşıtı grupların gerekse toplumun geri kalanının kafasındaki soru işaretlerini gidermek için şeffaflık sağlanmalıdır. Bir bütün olarak aşıların araştırılmasını, finansmanını, üretimini, kalitesini ve dağıtımını, bununla birlikte artan gelir ve fırsat eşitsizliklerini ya da kırılgan nüfusları ve ülkeleri; hatta potansiyel karşıtlıkları, bilgi ve iletişim süreçlerini, veri paylaşımı ve gizliliği ile herkes için kullanılabilirliği ve sürdürülebilirliği hesaba katmak gerekiyor. Kısacası tüm bilimsel çalışmaları bu bakış açısıyla ilerletmek bir zorunluluktur. Bunlar, her bir bireyin temel sağlık hakkına saygı göstermenin etik açıdan gereklilikleridir.

Elif Ay

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR