Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye

Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine 1954 yılında taraf olmakla birlikte, Sözleşmenin koruma organı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yargı yetkisini ancak1989 yılında tanımıştır. Bu tarihten beri AİHM, Türkiye’de hakkının ihlal edildiğini düşünenlerin adalet arayabileceği son umut kapısı haline gelmiştir. 1990’ların sonundan itibaren Mahkemenin iş yükünün önemli bir bölümünü Türkiye’den yapılan başvurular oluşturmuştur. 31 Ağustos 2024 itibariyle Mahkeme’nin önünde derdest olan 65.050 başvurudan 24.200’ü (% 37,2) Türkiye aleyhine yapılan başvurulardan oluşmaktadır.[1] Ayrıca Mahkemenin çalışmaya başladığı 1959 yılından 2023 yılı sonuna kadar verdiği toplam 22.676 ihlal kararının 3530’u Türkiye aleyhine verilmiştir. Bu arada Türkiye 222 başvuruda dostane çözümü kabul etmiştir.
AİHM’den ortalama bir kararın çıkması yaklaşık beş yıllık bir süreyi bulmaktadır. Buna rağmen AİHM, Türk vatandaşları için hâlâ bir umut kapısıdır. Son üç yılın istatistiklerine bakılırsa, Türkiye aleyhine 2021 yılında 9.548, 2022 yılında 12.551, 2023 yılında da 8.341 başvuru bir yargısal formasyonun önüne gönderilmiştir.[2] Bu sayılar Türkiye’den gönderilen başvuruları değil, Mahkeme yazı işlerince incelenerek bir yargısal formasyona tahsis edilen başvuruları göstermektedir. Türkiye’den gönderilen başvuru sayıları çok daha yüksektir. Ayrıca 2023 yılı sonu itibariyle Türkiye aleyhine yapılan başvurulardan 16.874’ü Komite veya Daire tarafından incelenmek üzere tahsis edilmiştir. Yani bu başvurularda ihlal kararı verilme ihtimali çok yüksektir.
Ancak Türkiye’nin son on yılda, insan hakları karnesini düzeltme, ihlalleri önleme ve başvuru sayılarını azaltma yönünde bir çabasının bulunmadığı görülmektedir. Aksine, yasama, yürütme ve yargı dahil tüm kurumların AİHM tarafından verilen ihlal kararlarını görmezden gelme, kararların gereklerini yerine getirmeme konusunda ortak bir tutum içinde olduğu anlaşılmaktadır. AİHM tarafından verilen, temel hakları sınırlama yetkisinin kötüye kullanılmasını yasaklayan 18. madde ihlali kararlarına rağmen Kavala ve Demirtaş’ın yıllardır tahliye edilmedikleri herkesin malumudur. Ancak AİHM kararlarına uymama bununla sınırlı değildir. AİHM’in yapısal sorun tespit ettiği ve yasal ve yargısal çözüm bekleyen onlarca sorun konusunda uzun zamandan beri herhangi bir adım atılmamıştır. Vicdani retçilerin sorunları, evli kadının önceki soyadını tek başına kullanamaması, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına ilişkin yapısal sorunlar, cezasızlık sorunu, Alevilerin ibadethane ve zorunlu din dersleriyle ilgili sorunları gibi pek çok yapısal sorun konusunda on yıllardır herhangi bir adım atılmış değildir.[3] AİHM kararlarının uygulanmasını izlemekle yetkili Bakanlar Komitesinin Kararların İnfazı Bölümünün verilerine göre, Türkiye aleyhine yapısal sorunlarla ilgili 142 derdest öncü dava bulunmaktadır.
Mesela, 2021 yılında verdiği Vedat Şorli kararında AİHM, Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen ve bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngören Türk Ceza Kanunu’nun Sözleşmeye aykırı olduğunu tespit etmiş ve bu sistemik sorunun giderilmesi için yasa değişikliği gerekli olduğuna karar vermiştir.[4] Bakanlar Komitesi de o tarihten bu yana Hükümetten 299. maddenin yürürlükten kaldırılmasını talep etmektedir. Ne var ki bu yönde ne yasama organı herhangi bir adım atmış, ne de yargı organları Anayasa’nın 90. maddesinde uluslararası sözleşme hükümleriyle çatışan hükümlerin uygulanmayacağını öngören açık hükme uymuştur. Anayasa Mahkemesi Vedat Şorli kararından sonra Cumhurbaşkanına hakaretle ilgili başvurularda esastan tek bir karar dahi vermemiştir. Her yıl bu suçtan onbinlerce soruşturma açılmakta, Adalet Bakanlığı da bu suçla ilgili kovuşturmaya izin vermeye devam etmektedir.
AİHM Büyük Dairesi 2023 yılında verdiği Yüksel Yalçınkaya kararında Sözleşme’nin kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini düzenleyen 7. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiş ve bu hususun terör yargılamalarında sistemik bir soruna işaret ettiğini belirterek Sözleşme’nin 46. maddesi çerçevesinde benzer davalarda bu kararın gereğinin yerine getirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Ne var ki, bir yıldır tek bir mahkeme bile bu karara atıf yapmamıştır. 12.09.2024 tarihinde yapılan yeniden yargılama duruşmasında da Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi AİHM kararına uymayı reddederek başvurucu Yalçınkaya’yı tekrar aynı cezaya mahkûm etmiştir.[5] AİHM kararlarını sürekli yok sayan bir ülkenin uzun dönemde Avrupa Konseyi içinde kalmaya devam etmesi mümkün değildir. Hükümetin niyeti Konsey üyeliğinden çıkmaksa, bunun ülkenin ve vatandaşların hayrına olmayacağı açıktır.
Yeni adli yıl açılış töreninde Yargıtay Başkanınca yapılan konuşmada milli hukuk vurgusu yapılarak açıkça evrensel hukuk ilkelerinin ve uluslararası hukuk kurumlarının dikkate alınmayacağı ima edilmiştir. Evrensel hukuk ilkelerini dikkate almayan bir milli hukukun vatandaşlar için hukuksuzluk, güvencesizlik ve yoksulluk vadettiğini akılda tutmak gerekir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'nin En Büyük Veri Sızıntısı İddiası: 108 Milyon Kişinin Kişisel Verileri Çalındı, İthalatta Korumacılık ve İşsizlik İlişkisi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türkiye.
23 Eyl 2024

YAZARLAR

Ali Rıza Çoban
Anayasa hukuku doçentidir. Doktorasını temel haklar alanında İngiltere'de Leeds üniversitesinde yapmıştır. İnsan hakları hukuku, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, anayasa yapımı, karşılaştırmalı anayasa yargısı alanlarında çalışmaktadır. Kendi uzmanlık alanlarında sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yürütmektedir.

Özgürlük Gündemi
Özgürlük Araştırmaları Derneği'nin hazırladığı Özgürlük Gündemi, Türkiye’nin hukuk devleti, ekonomi, siyaset ve sivil toplum gündemine ilişkin vakıaların değerlendirildiği, iki haftada bir pazartesi günü yayımlanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR



