​​​​“Avrupa Yakası” Nostaljisi: Eski Türkiye’ye Esprili Bir Ağıt

Gençliği Solla, Kariyeri Fulle, Çayını da Demle, E Sonra?
​​​​“Avrupa Yakası” Nostaljisi: Eski Türkiye’ye Esprili Bir Ağıt

Saat 01:42. İki gün sonra teslim etmem gereken bir makale var ama ben akşam yemeğinden kalan soğuk pizzayı mikrodalgaya atıyor ve YouTube arama bölümüne o bildik kalıbı utanarak yazıyorum: “Avrupa Yakası En Komik Sahneler.” 

Sanırım benim jenerasyonumdan herkes hayatının bir döneminde Avrupa Yakası’nın eski bölümlerini binge izleme batağına düşmüştür. Bu yazıyı okuyan kaç kişi Avrupa Yakası’nın jenerik şarkısını ezbere bilmiyor? 2004 yılında başlayan ve 190 bölüm boyunca -istikrarı tartışılır- bir başarıyla hayatına devam eden bu kült dizi sosyolojik ve romantik açılardan incelenmeye değer. 2004 yılından 2021’e hayatımızda neler değişti? Neden gecenin bir yarısı Avrupa Yakası izlemekten keyif alıyoruz? 

Avrupalı mıyız, Değil miyiz? 

Sene 2004. Daha uzun yıllar sürecek AKP iktidarının ikinci senesi. Hükümet katı siyasal İslamcılığını henüz toplumun gözüne sokmuyor, totaliter rüyalarını kendine saklamış. Ilımlı demokratik masalların anlatıldığı yıllardayız. Futbol milli takımımız 2002’de Dünya Kupası’nda üçüncü olmuş, 2003’te ise Sertab Erener ile Eurovision’da birinciyiz. Havamızdan geçilmiyor. 1 Amerikan Dolarının yaklaşık 1,5 Türk Lirası ettiği zamanlar. Ülkenin gündemindeyse Avrupa Birliği müzakereleri var. Haber bültenleri, televizyon programları, diziler AB’ye girme ümidiyle çalkalanıyor. Bu kez, diyoruz, bu kez oluyor galiba. Tanzimattan beri en büyük rüyamız gerçek olmak üzere: nihayet Avrupalı olacağız.  

İşte tam böyle bir dönemde giriyor hayatımıza Avrupa Yakası*. Gülse Birsel, biraz Sex and The City, biraz Seinfeld ve biraz da Friends dizilerinden esinlenmelerini kendine has “Türkiye’den insan manzaraları” gözlemleriyle zekice yoğuruyor, içine sevgisini katıyor ve ortaya Avrupa Yakası çıkıyor. İçine katılan sevgi son dönemlerde -kaçınılmaz olarak- reyting kaygısına dönüşse de, dizinin ilk birkaç sezonunun başarısının hatırına gelin son yılları görmezden gelelim ve çok sevdiğimiz Sütçüoğlu ailesinin Nişantaşı’ndaki evlerinin kapısından içeri girelim. 

Nişantaşı: Orhan Pamuk’tan Gülse Birsel’e Türkiye Entelijansiyasının Buluşma Noktası

Televizyonlarımızın değişmez zenginlik simgesi olan robdöşambrı ve “tık tık”larıyla tonton Tahsin Bey salonun baş köşesindeki koltuğunda oturuyor. Anaç dırdırları ve oğluna duyduğu aşk ile hiç de yabancı olmadığımız İffet Hanım hemen yanında. Çiftin Amerika’da okumuş, eğitimli, modern ve Batılılaşmış küçük kızı Aslı ile ailenin belki de en oryantal üyesi, bir baltaya sap olamadığı için babasının muhallebici dükkanının başına geçen ağabeyi Volkan- işte buradalar.

Yüzde kırk batılı, yüzde altmış yerli ve milli Sütçüoğlu ailesine, geleneksel-modern çarpışmasını daha iyi vermek üzere Avrupa Yakası dergi kadrosu eşlik ediyor. Yurt dışında büyümüş, yakışıklı, diplomat çocuğu Cem; Samantha Jones’tan sonra en sevdiğimiz “aşk kadını” Fatoş; vejetaryenlik, yoga ve meditasyon kavramlarını Türkiye’ye tanıtan Yaprak; patron kızı Selin; bir de dobralığı, sarkastik yorumları ve burjuvaziye eleştirel mesafesiyle gönüllere taht kuran taşralı emekçi Şesu. 

İçki Kadehlerini Henüz Masanın Altına Saklamıyoruz 

 Hikâye önceleri sosyoekonomik ve sosyokültürel olarak farklı grupların çatışması, birbirlerini yanlış anlamaları sonucu meydana gelen komik durumlar, hayat tarzlarının farklılığını vurgulayan olaylar etrafında dönüyor.  Bu olaylara da derin dekolteli mini elbiseler, ardı ardına yakılan sigaralar, birden çok adamla cinsel ilişki yaşayan kadınlar, bekarlığa veda partilerinde atılan tekila shot’lar, erotik şakalar, kadın kılığına girmiş erkekler, gay’ler, drag-queen’ler, dansözler, porno yıldızı iyi aile kızları, ruh çağırma seansları, falcılar ve televizyon izlerken sıradan bir akşam aktivitesi olarak içilen rakılar eşlik ediyor. Tüm ahlaksızlıklardan (!) arındırılan televizyonlarımızın sterilliğine öyle alışmışım ki uzun yıllar sonra ilk kez Avrupa Yakası izlediğimde, Volkan’ın sigara içtiği bir sahneyi görüp, “aaa sigara!?” tepkisi verdiğimi hatırlıyorum. 

Bugünün RTÜK’ünü öfkeden kudurtacak tüm bu unsurlara rağmen anlatılan öykü son derece samimi ve bizden. Sütçüoğlu ailesinin evinde bayramlar kutlanıyor, oruç tutuluyor, kurban kesiliyor. Evin kızı, otuz yaşında olmasına rağmen eve geç dönemiyor. Evin oğlu, asla babasına karşı gelemiyor. İffet Hanım hep “elalem ne der” kaygısı çekiyor. Henüz televizyonların -mış gibi yapmadığı, İstanbul sokaklarında kimler ne yaşıyorsa onların hikayesinin korkmadan ve sansürlemeden anlatıldığı yıllar. Ve senaryoda bir tane bile dövülen, tecavüz edilen veya cinayete kurban giden kadın yok! 

Gençliği Solla, Kariyeri Fulle, Çayını da Demle, E Sonra?

Sütçüoğlu ailesiyle tanışmamızın üzerinden tam 17 yıl geçmiş. Hem çok kısa, hem çok uzun bir süre – peki nasıl bu kadar çok şey değişti? Bu satırları yazarken 1 Amerikan Doları 9,74 Türk Lirası ediyor. Bir televizyon dizisinde bir erkeğin bir kadına şiddet uygulaması normalleştiriliyor. Eurovision’a katılmadığımız dokuzuncu yıl. Avrupa Birliği’nin adı senelerdir “dış mihrak” olmaktan öteye geçmiyor. Gençliği solladık, kariyeri fulledik. Hiçbiri pek bir işe yaramıyor.

Böyle tatsız bir tabloda kuşağımızın Avrupa Yakası sayesinde biraz olsun gülümsemeyi seçmesi sanırım hiç şaşırtıcı değil. Dizi, benim az çok hatırladığım, benden daha gençlerin ise ancak anlatılanlardan bildiği eski Türkiye’nin son demlerine şahitlik ediyor. On yaşında bir çocukken halının üstünde matematik ödevlerimi yaparken ailemle birlikte izlediğim Avrupa Yakası’nı yirmi yedi yaşına geldiğimde hala aynı zevki alarak izlememin sebebi sanırım bu nostalji hissi. Çoğumuz için aynıdır sanıyorum. Hem kendi çocukluğumuza, hem de eski Türkiye’ye duyduğumuz özlem; geldiğimiz noktaya trajikomik, bol esprili bir ağıt. 

* Bu yazı, Avrupa Yakası’nın “doğu-batı arasında sıkışmış modern İstanbul insanı”nın hayatını anlatmaya odaklandığı, -kendi içinde henüz muhafazakarlaşmadığı- ilk iki sezon hedeflenerek yazılmıştır. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Nostaljik Bülten

Avrupa Yakası, televizyon karıncalanması ve İlker Hepkaner

18 Kas 2021

Esra Ece Kuleci

YAZARLAR

Ayşe Burçak Tuğrul

Yazar - 20'lik

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ OKUMALAR