Avrupa'nın göçmenlere karşı tavrı neden değişiyor?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Son dönemde Avrupa'daki göçmen politikalarına ilişkin bir dizi yeni düzenleme haberlerde yerini alıyor. Avrupa ülkelerinin birçoğunda uzun zamandır göçmenlere ilişkin politikalar tartışılırken düzenlemelere ilişkin revizyonlar ise hızla gerçekleşmeye başladı. Hollanda'dan İtalya'ya Birleşik Krallık'tan Almanya'ya kadar çok sayıda ülke bir dizi yeni karar aldı veya göçmen politikalarını vaade dönüştürdü.
Alınan yeni kararlar ve vaatler
Yunanistan, Brüksel ve Ankara arasında 2016 yılında imzalanan ve göçmenlerin Avrupa'ya gelişini engellemeyi amaçlayan Göçmen Mutabakatı'nın yenilenmesini istediğini duyurdu. Yunan Göç Bakanı Dimitris Kairidis, "Bu bir Avrupa-Türkiye sorunudur" diye konuştu. Konunun 7 Aralık'ta üst düzey Yunan ve Türk yetkililer arasında Selanik'te yapılacak toplantıda ele alınacağı belirtildi.
- Nedir? Avrupa Birliği ülkeleri, 2015'teki göç krizinin ardından Türkiye'nin özellikle de Suriyelileri Türkiye topraklarında tutmasını öngören bir anlaşma imzaladı. O dönem Türkiye'ye vaad edilen 6 milyar avroluk fonun bir kısmının teslim edilmediği belirtiliyor.
İtalya'da hükümet, "güvenli" olarak kategorize ettiği ülkelerden gelerek sığınma talep eden göçmenlerin başvuruları değerlendirilirken sınır merkezlerinde gözaltında tutulmamaları için yaklaşık 5 bin avroluk ‘mali garanti’ ödemesi yapmalarını şart koştu. Ödemeyi yapanların başvuruları maksimum 28 günlük hızlı süreçle değerlendirilecek.
Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser da geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Almanya'nın İtalya'ya gelen göçmen ve mültecileri kabul etmeye devam etme kararı aldığını söyledi. Bakan Faeser, bu açıklamadan yaklaşık 2 gün önce anlaşmanın askıya alındığını duyurmuştu. Feaser, İtalya'nın Avrupa Birliği'nin Dublin kuralları kapsamında sığınma başvurularının ilk varış ülkesi olarak, yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirtti.
Hollanda’da ise iktidarın büyük ortağı VVD'nin lideri ve Adalet Bakanı Dilan Yeşilgöz, 22 Kasım’da gerçekleşecek erken seçimler için önceliğini “göç ve sığınma” olarak belirledi. “Hollanda gibi küçük bir ülkenin herkesi barındıramayacağını” vurgulayan Yeşilgöz, Hollanda'nın ilk kadın başbakanı olarak ülkeye sığınmacı gelişini azaltmayı ve savaş mültecilerini geri göndermeyi hedefliyor.
Birleşik Krallık'ta İçişleri Bakanı Suella Braverman da geçtiğimiz gün yaptığı açıklamada mevcut mülteci hukukunun giderek daha esnek yorumlandığını ve "zulümden kaçanlara" yardım etmekten, "önyargıdan korkanlara" yardım etmeye doğru kaydığını söyledi. Braverman şu ifadeleri kullandı:
"Dünyada, eşcinsel olmanın, ya da kadın olmanın çok güç olduğu geniş bölgeler var. Bireyler zulüm görüyorsa korumalıyız. Ama sadece eşcinsel ya da kadın olmak ve ülkende ayrımcılığa uğramaktan korkmak mülteci statüsüne hak kazanmak için yeterli değil."
Kararların nedeni ne?
Tabii ki her ülkenin farklı nedenleri bulunuyor; ancak her Avrupa ülkesinde sığınmacı politikalarının katılaştırılmasını talep eden bir halk kesimi ve buna karşılık politikaların insan hakları çerçevesinde çizilmesi gerektiğini, ayrımcılık içermemesi gerektiğini savunan da bir halk kesimi mevcut. Hükümetler de bu iki düşünce arasında mekik dokurken bir yandan da ekonomik zorluklar nedeniyle politikalarını değiştirmeye başlıyor.
Örneğin Hollanda'da yeni başbakan adayı ve Adalet Bakanı olan Dilan Yeşilgöz'ün göçmen sorunu üzerine kampanyasını inşa etmesinin bir nedeni var. Kendisinden önce seçilen Mark Rutte'nin istifa etmesinin temel nedeni; göç planı konusunda hükümet ortağı ile bir anlaşma sağlayamamış olması. Mültecileri kategorize ederek ülkede sığınma taleplerinin değerlendirileceği plana göre, savaş nedeniyle ülkelerinden kaçan mültecilerin savaşın bitmesi hâlinde geri gönderilmesi planlanıyordu. Rutte'nin bu planı ise destek görmedi. Yeşilgöz de Rutte'nin bu planını devam ettirmeyi planlıyor. Yıllarca mülteci sorununu konuşmaya devam edemeyeceklerini söyleyen Yeşilgöz, birçok Hollandalının geçim sıkıntısı çekmesinin “kabul edilemez” olduğunu söylüyor.
İtalya'da düzensiz göçmen artışı yıllardır devam ediyor. Hatta geçtiğimiz yıl Giorgia Meloni'nin yönetime gelmesindeki en önemli nedenlerden biri olarak görülüyor. Ancak Meloni hükümeti de henüz bu artışın önüne geçebilmiş değil. BBC Türkçe, hükümetin göç konusundaki iletişim stratejisini, "insan kaçakçılarını suçlamak ve Avrupa Birliği’ni sorumluluğu paylaşmaya çağırmak" şeklinde özetliyor. Hükümet, insan kaçakçılarına öngörülen hapis cezalarını ağırlaştırdı, Akdeniz’de göçmenleri kurtarmak için çalışan sivil toplum örgütlerine baskılarını artırdı, Tunus'la da göçü durdurma amaçlı bir anlaşma yaptı; ancak görüldüğü üzere bunların hiçbiri yeterli olmadı.
Sığınmacıların varış ülkelerinden biri olan Avrupa ülkesi de Yunanistan. Uzun süredir de ekonomik krizle mücadele eden ülke, ekonomide yaşanan sorunların bir nedeni olarak da göç krizini gösteriyor. Yunanistan ayrıca mültecilere yönelik en sert yaptırımları uygulayan ülkelerden biri. Düzensiz göçe karşı sert önlemlerin arasında botları geri itme, sürüklenen teknelere müdahale etmeme gibi eylemler bulunuyor.
Ülkelerde ekonomi, işsizlik, kültür ve barınma gibi birçok krizi etkileyen göç sorununun çözümü için Avrupa Birliği sıkı adımlardan yana şansını deniyor. Örneğin yeni plana göre, sığınmacılar, üye ülkelerin kişi başına düşen millî geliri (GSYİH) ve nüfus büyüklüğüne göre ülkelere dağıtılacak.
Veya sığınma şansı az olan kişiler, oldukça hızlı bir şekilde geldikleri ülkeye geri gönderilecek.
Peki ya sonuçları ne oluyor?
Atılan adımlar, göçmenlerin Avrupa'ya sığınmasının gitgide daha da zorlaşacağının bir işareti. Hükümetler, sığınmacılar konusunda farklı değerlendirmelerde bulunuyor olsa da sonuçta her biri mültecilerin, sığınma başvurularını "zorlaştırıyor."
Göç sorunu bir yandan birçok krizi etkilemesi nedeniyle de halk kesimlerinde de sığınmacılara karşı daha agresif tepkilerin oluşmasına yol açıyor. Özellikle son dönemde mülteci karşıtı protestoların yoğunluk kazandığı Avrupa'da neredeyse her ülkede mülteci karşıtı ve sığınma politikalarını katılaştıran partilerin oy oranlarını artırdığı gözlemleniyor. Bu, hükümetlerin de söylemlerinde ve eylemlerinde sıklaşmaya yol açarken göçmen karşıtlığı da halkın milliyetçi bakış açısını kuvvetlendiriyor.
Gelecek günlerde daha önce de öngördüğümüz gibi, Avrupa'nın göçmenlere yönelik politikalarını gitgide daha da sıklaştıracağı ortada. Bu durumda ise Türkiye'nin nasıl bir konumda kalacağı başka bir yazının konusu olsun.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Spektrum'da bu hafta Avrupa ülkelerinin göç konusunda değişen ve katılaşan tavrı ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun çıktıları yer alıyor. Haftaya kuşbakışı da bültende.
27 Eyl 2023

YAZARLAR

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.



