AYM Dezenformasyon Düzenlemesinin İptal Talebini Reddetti

Bilindiği gibi 2022 yılında 7418 sayılı Kanunun 29. Maddesi ile Türk Ceza Kanunu’na 217/A maddesi eklenerek “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu ihdas edilmiştir. Buna göre sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimsenin, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması öngörülmüştür. Bu düzenlemenin kapsamının belirsiz olduğu, uygulamada bir sansür mekanizmasına dönüşeceği, iktidarın hoşuna gitmeyen haberlerin bu hükme dayanarak soruşturma konusu yapılabileceği endişeleri dile getirilmiştir. Zira gerçek çok boyutludur ve bu çeşitli boyutların farklı perspektiflerden dile getirilmesi ifade özgürlüğünün özünü ve demokratik çoğulculuğun esasını oluşturur. Gerçeğin iktidarın hoşuna gitmeyen bir boyutunun dile getirilmesi kolaylıkla “gerçeğe aykırı bilginin yayılması” olarak nitelendirilebilir.
Ancak bütün bu eleştirilere rağmen iktidar yasayı çıkarmakta ısrar etti. Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından bu düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerince Anayasa Mahkemesinde iptal davası açıldı. Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu 8 Kasım tarihinde gündemine alarak oy çokluğuyla iptal talebinin reddine karar verdi. Kararın gerekçesi henüz yayınlanmamış olmakla birlikte, verilen kararın sorunlu olduğu söylenebilir.
Dava dilekçesinde de dile getirildiği üzere, “gerçeğe aykırı bilgi” (yalan haber) kavramının içeriği belirsiz olup, yalan haberin cezalandırılması hakikati tanımlama yetkisini iktidarın eline verir. Böyle bir yetki, iktidarın kendi aleyhine olduğunu düşündüğü, istemediği ya da hoşuna gitmeyen her bilgiyi gerçeğe aykırı olarak nitelendirmesine ve muhaliflerini cezalandırmasına imkân verir. Türkiye gibi yargı bağımsızlığının ciddi tehdit altında olduğu ülkelerde bu tür düzenlemeler sansür mekanizması işlevi görür. Çünkü otoriter rejimlerin “yalan haber” ile mücadele tutkusu, gerçeğe ya da hakikate olan bağlılıklarından değil, gerçeği belirleme gücünü elde ederek, “yalan söyleme” tekeli oluşturma arzularından kaynaklanır.
Demokrasi için yarattığı bu ve benzeri tehditler nedeniyle hiçbir demokratik ülkede yalan haber suç olarak düzenlenmemiştir. Bu arada Venedik Komisyonu da Türkiye’deki söz konusu düzenlemeye ilişkin bir Acil Görüş yayınlamıştır. Komisyon dünyada benzer düzenlemeler olduğu savına karşı şöyle demiştir: ‘yanlış veya yanıltıcı bilgiyi’ suç haline getirme konusunda ilham kaynağı olarak gösterilen Avrupa ülkeleri aslında bunu yapmamış, bunun yerine internet platformlarına yasadışı içerikle ilgili yükümlülükler getirmiştir. Diğer ülkeler Covid-19 bağlamında dezenformasyonla ilgili yasalar çıkarırken, bunlar uluslararası örgütler, özellikle de uluslararası insan hakları örgütleri tarafından eleştirilmiştir.”[1]
Yine pek çok uluslararası örgütün katılımıyla yayınlanan yalan haberlere ilişkin ortak Bildirgede “yalan haber” ya da “objektif olmayan bilgi” gibi muğlak ve belirsiz kavramlara dayanarak bilginin yayılmasına yönelik genel yasaklar getirilmesinin ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin uluslararası hukuk ilkeleriyle bağdaşmayacağı ve kaldırılması gerektiği belirtilmiştir.[2]
TCK’nın 217/A maddesiyle ihdas edilen suçun bütün unsurları bakımından belirsizlik ve öngörülemezlik söz konusudur. Madde başlığında “halkı yanıltıcı bilgi’’den söz edilirken, madde içeriğinde “gerçeğe aykırı bilgi” kavramı kullanılmıştır. Bu kavram farklılığı bile başlı başına düzenlemenin içeriğinin belirsizliğine neden olmaktadır. Zira gerçek bilgiler de halkı yanıltmak amacıyla kullanılabilir. Düzenlemede yer alan bütün kavramlar, çok geniş yorumlanmaya müsait olup suç ve cezaların yasallığı ve temel haklara müdahalenin kanuna dayanması ilkelerinin gerektirdiği belirlilikten çok uzaktır. Buna rağmen AYM’nin düzenlemeyi iptal etmemiş olması sorgulanmalıdır.
Yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana gerçekleşen uygulama da yukarıda belirtilen endişeleri haklı çıkarmıştır. Gerçekten de, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) verilerine göre, bu düzenleme kapsamında son bir yılda en az 33 gazeteci hakkında soruşturma açılmış, altı gazeteci gözaltına alınmış, dört gazeteci de tutuklanmış fakat ve kısa süre sonra serbest bırakılmıştır.[3] Yakın zamandaki örneklerden biri, gazeteci Tolga Şardan’ın, yargıda yolsuzluk iddialarına dair hazırlanan bir Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) raporu hakkında yaptığı haber nedeniyle tutuklanıp bir süre sonra serbest bırakılmasıdır. Gazetecilerin dışındaki sosyal medya kullanıcılarına yönelik uygulama da bundan farklı değildir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
AYM Dezenformasyon Düzenlemesini İptal Talebini Reddetti, Avrupa Parlamentosu'nun Yaptırım Denetimi ve Türkiye'nin Rolü Üzerine Değerlendirmeleri, Yüzde 50+1 Tartışması.
04 Ara 2023

YAZARLAR

Ali Rıza Çoban
Anayasa hukuku doçentidir. Doktorasını temel haklar alanında İngiltere'de Leeds üniversitesinde yapmıştır. İnsan hakları hukuku, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, anayasa yapımı, karşılaştırmalı anayasa yargısı alanlarında çalışmaktadır. Kendi uzmanlık alanlarında sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yürütmektedir.

Özgürlük Gündemi
Özgürlük Araştırmaları Derneği'nin hazırladığı Özgürlük Gündemi, Türkiye’nin hukuk devleti, ekonomi, siyaset ve sivil toplum gündemine ilişkin vakıaların değerlendirildiği, iki haftada bir pazartesi günü yayımlanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR



