Babürlüler Sarayında Astroloji

Astrolojinin ilk dönem Babürlü hükümdarlarıyla ilgili anlatılarda önemli bir rol oynadığını görüyoruz. ilk devir Babürlü tarih yazıcılığının anlatı dünyasında astrolojinin ne tür işlevler gördüğünü irdelemek ve astrolojinin tarih yazıcılığı içerisindeki yerini onun mezkur dönemdeki “hakiki” önemine dair elimizdeki maddi kanıtlarla karşılaştırmak bu noktada son derece yerinde olacaktır.
Babürlüler Sarayında Astroloji

Yazı: Eva Orthmann

Çeviri: A. Tunç Şen

Hemen hemen tüm Müslüman imparatorluklarında astroloji önemli bir yere sahipti. Eldeki mevcut kayıtlara göre, en azından Abbasi devriyle birlikte müneccimler sarayların ayrılmaz birer mensubu olageldi. Astrolojinin farklı şubeleri – bireylerin ya da dünyevi olayların astrolojik yorumları ötesinde mevâlid (doğum astrolojisi), ihtiyârât (uğurlu saat tayini), mesâil (sorgu astrolojisi) gibi muhtelif şubeler – icra edilmeyi ve gerek sıradan halkın gerekse hükümdarların gündelik hayatında mühim bir rol oynamayı sürdürdü. Bütün bu farklı tür astroloji bilgisine dair kısmen Yunanca ve Pehleviceden çevrilmiş kısmen de antik dünyadan miras aldıkları literatürü daha da geliştirmiş Müslüman yazarlar tarafından kaleme alınmış devasa bir metin dağarcığı tüm Müslüman dünyasında astrolojinin geniş mikyasta kullanılan bir ilim olduğuna tanıklık eder.

Hindistan’da astroloji ilmi yalnızca Arapça ve Farsça/Pehleviceden değil aynı zamanda Hint ve çoğunlukla da Sanskrit geleneğinden etkilendi. Henüz Delhi Sultanlığı döneminde (1206-1526) dahi Brihat Samhita gibi astroloji risaleleri Sankritçeden Farsçaya çevrilmişti. Bu tercümeler sultanların ön ayak olması ve desteklemesiyle tamamlanmıştı, ama bu demek değildi ki saray dışındaki sıradan kabul edilebilecek halk için astroloji önem arz etmemiş olsun.

Maalesef elimizdeki mevcut kaynaklar genelde sıradan halka ve onların yaşamlarına fazla aldırış etmez. O bakımdan Babürlü hükümdarı Ekber Şah (hük. 1556-1605) için hazırlanıp gündelik yaşamdaki kimi faaliyetleri resmeden minyatüre sahip olduğumuz için şanslıyız.(1) Bu minyatürdeki ortam bir kavun satıcısının, bir sarrafın ve bir kuru meyve satıcısının olduğu bir pazar yeridir. Tasvirin merkezindeyse devasa bir gölgeliğin altında oturan, çevresi üç yardımcısı ile sarılmış ve önünde farklı toplumsal tabakalardan kadınların uzun bir kuyruk oluşturduğu bir müneccim vardır. Müneccimin önündeki usturlap, büyük bir kitap ve ağzına kadar dolmuş üç adet para çantası, tasviri tamamlayan diğer unsurlardır. Pek tabii ki bu tasviri hakiki bir tarihsel atmosferin resmedilmesi olarak kabul edemeyiz kolayca, zira stereotipik sayılabilecek davranış kalıplarıyla doludur resim. Öte yandan nakkaşın tahayyülündeki müneccim figürünün ve müşterilerin ne olduğu konusunda birtakım fikirler verir. Buna göre müneccim açgözlü bir adamken bu açgözlü adama akıl danışmak için toplananlar farklı etnik kimliklerden kadınlardır.

Müneccime Danışan Kadınlar, Nasirüddin Tûsî, Ahlâk-ı Nâsirî nüshası

Toronto Aga Khan Müzesi, AKM 288.4, 103b numaralı sayfa


Müneccimlerin resmedildiği diğer minyatürlerin büyük çoğunluğunda müneccimler saray ortamı içerisinde, sıklıkla da doğum sahnelerinde tasvir edilir. Anne bebeği doğurmuştur, yeni doğan bebek odanın içinde bir yerdedir ve müneccimler ya bu doğum odasının tam altındaki odada ya da dışarıda, doğru vakitte yeni doğan şehzadenin “tâli”ini hesaplamak için bekliyordur.(2) Bu minyatürler de aslında şehzade doğumlarının stereotipik tasvirinden ibarettir. Öte yandan bu görseller, dönemden yazılı kaynaklarda anlatılanlarla uyumluluk da gösterir. Babürlü şehzadeleri için hazırlanıp günümüze kalabilmiş doğum haritaları, gerçekten de bir şehzade dünyaya geldikten sonra müneccimlere bir zayiçe hazırlatıldığını gözler önüne serer. Bu tasvirlerdeki ilginç bir detay, üzerinde ayrıca durulmayı hak edecek niteliktedir. Saray ortamı içinde resmedilen müneccimler genelde yalnız başlarına değil bir takım halinde çalışırlar. Ve kimi durumlarda müneccimlerin farklı etnik kimliklerinin olduğu gerçeği, tasvirde ten renklerinin farklı boyanması ya da müneccimlerin farklı kıyafetler içinde resmedilmesi üzerinden vurgulanır. Bu bakımdan müneccimlerin ve müşterilerinin tasvirinde etnik farklılığın yaygın stereotiplerden biri olduğu çıkarımında bulunmak pekala mümkündür.

Odağımızı minyatürlerden incelediğimiz dönemde yazılmış tarih eserlerine kaydırdığımızda astrolojinin ilk dönem Babürlü hükümdarlarıyla ilgili anlatılarda da önemli bir rol oynadığını görürüz kolaylıkla. Özellikle de Hümâyûn (hük. 1530-1540, 1555-1556) ve Ekber Şah dönemleri üzerine yazılmış tarih eserlerinde astrolojiden sıklıkla bahsedilir. Bu noktada, ilk devir Babürlü tarih yazıcılığının anlatı dünyasında astrolojinin ne tür işlevler gördüğünü irdelemek ve astrolojinin tarih yazıcılığı içerisindeki yerini onun mezkur dönemdeki “hakiki” önemine dair elimizdeki maddi kanıtlarla karşılaştırmak (her ne kadar bu önemin tespitini yapmak çok daha zor olsa bile) son derece yerinde olacaktır.

Astrolojinin Babürlü devri tarih eserleri içindeki kullanımına dair en iyi örnekler Ebü’l-Fazl el-Allâmî’nin (ö. 1612) Ekbernâme adlı eserinde bulunur. Ekber Şah’ın doğumunun tasvirinde, bu doğumda hazırlanan zayiçedeki öngörülerin tafsilinde ve Hümâyûn’un zayiçeye olan tepkisinde bu tür ayrıntılar mevcuttur. Bu üç ayrı kısmın her biri, Ekber Şah’ın takdir-i ilahi ile önceden belirlenmiş üstünlüğünü, onun olağandışı şahsiyeti ile kaderinin altını çizmek üzere tasarlanmış bölümlerdir. Örneğin doğum anı metinde şu şekilde tasvir edilmiştir:

“İkbal nurunun zuhurundan kısa bir süre evvel meydana gelen garip olaylardan biri de şuydu: Mesut tabiatlı o doğuş saatinin gelmesinden önce padişahın emriyle iffet eşiğinde doğum anının ‘tâli’ini belirlemek için bekleyen Müneccim Mevlânâ Çând ıstıraba kapıldı (ve dedi ki): ‘Şu an itibariyle vakit uğursuzdur.

Lakin birkaç saat içinde ancak 1000 yılda bir olacak cinste bir hayırlı vakit gelecek. Keşke doğum ertelenebilse!’ Mecliste hazır bulunanlar müneccimin bu dediğini hafife alıp şöyle dedi: ‘Bundan ıstırap çekmeye ne hacet? Böyle şeyler ihtiyar edilemez!’ O esnada müneccimin uğursuz bulduğu vakit geçmiş oldu ve onun geçmesiyle müneccimin zihni ferahlık buldu (…)

Ve müneccimin seçtiği uğurlu saat yaklaştığında, Mevlânâ Çând bu vakt geçmesin diye endişeye kapıldı. Valide sultanın kutsal haremdeki mahremleri müneccime şöyle dedi: ‘Hazret-i mehd-i ulyâmız çokça zorluk çektikten sonra şimdi uyuyor. Onu şimdi uyandırmak münasip olmaz. Allah ne takdir ettiyse öyle olacaktır.’ Onların bunları söylediği anda şiddetli bir ağrı, mekanı Meryem olan valide sultanı uyandırdı. Ve o kutlu saatte, bahtı uyanan hilafetin benzersiz gevheri dünyaya vardı.”(3)

Buradaki pasajda ilahi müdahale ile semavi cisimlerce belirlenme dikkat çekici bir biçimde iç içe geçmiştir. Yıldızlara – ya da buradaki spesifik durumda, tâli denen noktaya – insanların kaderi açısından hayati bir rol biçilir; ancak doğaötesi müdahale doğum anını değiştirebilir ve bu sayede doğacak kişinin en uğurlu olacak semavi konum altında doğmasını sağlayabilir. Burada müneccime düşen görev bu olasılıklara karşı ikaz edip tavsiye vermektir. O, semavi cisimlerin belirli konumlarının yol açabileceği sonuçları bilen bir uzman olsa da olayların seyrini değiştirme konusunda elleri kolları bağlıdır. Böylesi bir rol ancak Allah’a mahsustur ki hikayede de konu edildiği üzere Ekber Şah’ın en uğurlu vakitte doğmasını buyuran, bu nedenle ilk doğum anını durdurup süreci yöneten o olmuştur. Burada yine 1000 yılda bir olacak türde bir uğurlu saat referansı aşikardır ki Ekber Şah’ın binyılcı arzularıyla ilgilidir. Ekber Şah, bir benzeri ancak bin yılda gelecek türde bir milenyal hükümdardır.

Cihangir’in Doğumu

Museum of Fine Arts Boston, 14.657 envanter numaralı döküman

Timur’un Doğumu, Ekbernâme

British Library Or. 12988, 134b numaralı sayfa


Ekbernâme’de Ekber Şah’la ve onun sıra dışı zayiçesiyle ilgili anlatım burada bitmez. Babası Hümâyûn’un bu zayiçeye olan tepkisi üzerine de detaylı bir kayıt vardır. Kendisi de nücum ilminden anlayan biri olarak Hümâyûn’un zayiçenin önemini hemen fark ettiğini ve tekrar tekrar ona baktığını söyleyen metin şöyle devam eder:

“Harici ve dahili mevcudiyeti doğruluk ve edeple süslenmiş Hazret-i Cihanbânî-yi Cennet-âşiyânî’ye (=Hümâyûn) yakın olanlar, Hümâyûn’un oğlunun uğurlu tâliler içeren zayiçelerine bakıp onları tetkik ettiğinde, kendi halvetgâhına gidip kapıları kapattırıp kemal-i muhabbetle raks ettiğini ve büyük bir şevk içinde dairevi hareketler yaptığını duymuşlardı(…)

Ve çeşitli defalar etrafındakilere hitap edip demişti ki astrolojik ahkam bulunan cetvellere dikkatle bakanlara da ayan olduğu üzere, şehzadenin ‘tâli’i bazı mühim meseleler itibariyle sahibkıranın ‘tâli’inden bile birkaç derece daha iyiydi. Ve eğer biri bu iki eşsiz belgeyi karşılaştırıp her iki zayiçedeki yıldızların atiyelerini ve en üstteki gezegenlerin uğurlu tesirlerini dikkatli bir inceleme için bir teraziye koysa, sahibkıran’ın zayiçesinin ne tür haberler verdiği, şehzadenin kutsi zayiçelerininse hangi bilgileri gösterdiği anlaşılır.”(4)

Buradaki pasajda özellikle iki nokta önem arz ediyor. Birincisi, Hümâyûn’un astrolojide ihtisas sahibi olması, onu burada oğlunun müstakbel zaferinin müjdecisi rolü içinde kullanmaya imkân tanıyor. Bu açıdan Hümâyûn’un rolü, meşhur bir şehzadenin babası olmaya ve oğlunun gelecekteki önemini önceden bilip ilan etmeye indirgenmiş oluyor. İkinci önemli nokta ise zayiçeleri üzerinden Ekber Şah ile Timur’un karşılaştırılması. Sahibkıran dendi mi akla ilk gelen isim olan Timur, Babürlü hanedanının da atası kabul ediliyordu. Siyasi meşruiyet için önem arz eden Timur kendisine atfedilen kutlu doğum anıyla da meşhurdu. Dolayısıyla, Ekber Şah’ın zayiçesinin Timur’dan üstün olduğunu iddia ederek onun kaderinin ve öneminin de Timur’a galebe çaldığı ilan edilmiş oluyordu. Bu anlamda Babürlü hanedanı için artık yeni referans noktası –astrolojik sebeplerden ötürü– artık Ekber Şah’tı.

Sonuçta Ekber Şah için hazırlanmış zayiçeler de Ekbernâme’ye dahil edilmiştir; bunlar metnin Farsça edisyonunda yaklaşık 20 sayfalık yer tutar.(5) Bu zayiçelerin grafik kısmında detaylı hesaplamalar yoktur, doğum anında gezegenlerin konumlarını ve astrolojik haneleri gösterir. Metin kısımları ise doğan şehzadenin müstakbel başarılarına dair son derece geniş öngörülerle doludur. Metinde söylenene göre zayiçeler dört farklı yöntemle hazırlanmıştır. Bunların içinde biri Hint astrolojik hesaplamalarına göre, bir diğeri ise Yunan metotları ışığında ve Uluğ Bey’in astronomi tablolarına (Zîç-i Uluğ Beğ) dayanılarak yapılmıştır. Zayiçenin astrolojik yorumlarından kimilerini Ekber Şah’ın hayatındaki birtakım muayyen gelişmelerle birlikte değerlendirmek mümkündür. Bu tür kayıtlar, Ekber Şah’ın bazı siyasi tedbirlerinin zayiçesi tarafından önceden belirlendiğini göstermek niyetiyle yine astrolojinin kullanılmış olduğuna örnek teşkil eder. Faaliyetleri ve zaferlerinin, sonuçta birtakım ilahi kuvvetlerin teşvikiyle olduğu anlatılır.(6)

Ekbernâme’nin tamamı Ekber Şah’ın üstünlüğünün ve onun olağanüstü başarılarının altını çizmek için kaleme alınmış olduğu için, metin içinde astrolojinin kullanımı, kitabın anlatı tertibatı ve teçhizatı için faydalanılmış unsurlardan aslında yalnızca biridir.(7) Ancak yine de bu son derece önemli bir unsurdur, zira bu sayede Ekber Şah ile ilahi dünya arasında bir rabıta kurulmuş ve ona yüce bir derece bahşedilmiş olur. Aynı zamanda kendisiyle babası arasında da hiyerarşik bir fark ortaya konur. Buna göre Hümâyûn gökleri gözlemek ve yorumlamak konusunda, tıpkı Ekber Şah’ın doğumunda hazır bulunduğu söylenen Mevlânâ Çând gibi bir uzmandır sadece, daha fazlası değil. Ekber Şah’ınsa böyle bir uzmanlığa ihtiyacı yoktur. O, yıldızlar tarafından öylesine takdis edilmiştir ki babası bile büyük bir şükran duygusuyla onun üstünlüğünü tasdik etmiştir.

Şehzade Selim’in doğumu

Chester Beatty Kütüphanesi, İrlanda, 03.143 numaralı müstakil varak


Bir anlatı unsuru olarak astrolojinin kullanımından onun “hakiki” önemine döndüğümüzde durum biraz daha çetrefilleşiyor, zira bu “hakiki” önemi ölçmek eldeki kaynaklar ışığında çok da kolay değil. Burada yine tarih eserlerine, tasvir sanatı örneklerine ve bir noktaya kadar da mimariye dayanmak durumundayız.

İncelememize Babürlü hanedanının ikinci sultanı Hümâyûn ile başlayalım. Kaynaklar onun astrolojiyle, numerolojiyle ve her türlü ulum-ı garibeyle il gilendiğini tekrar tekrar vurgulamaktan çekinmez. Örneğin sarayda hazırlanmış ve Timur’u, Babür’ü ve Hümâyûn’u bir arada gösteren minyatürlerden birinde Hümâyûn elinde bir pergelle resmedilir.(8) Hümâyûn’un kütüphanesindeki merdivenlerden düşüp hayatını kaybettiği bilinir; ne var ki fazla bilinmeyen ama kaynaklarda açık açık zikredilen bir detaya göre ölmeden önce Venüs gezegeninin geçişini izlemek için çatıya çıkmıştı (ve bu gözlemine göre emrindekilerin makam terakkilerine karar vermek niyetindeydi).(9) Anlaşılan, öldüğü akşam gökyüzündeki cisimlerin alacağı spesifik konumların böylesi idari bir görev taksimatı işi için uğurlu olacağını düşünmüştü.

Hümâyûn’un günümüze kalamamış yuvarlak halısının Eva Orthmann eliyle hazırlanmış rekonstrüksüyonu

Hümâyûn’un günümüze kalamamış çift çeperli otağının Eva Orthmann eliyle hazırlanmış rekonstrüksüyonu


Astroloji ve kozmolojinin kendi temsili için nasıl çok daha teferruatlı kullanıldığını Hümâyûn’un birtakım garip icatlarından ve eşyalarından, özellikle de onun günümüze kalamamış yuvarlak halısıyla çift çeperli otağından çıkarmak mümkündür. Bu yuvarlak halı, ortasında su ve toprak elementlerinin, en dışındaysa Atlas feleğinin bulunduğu, birbiri içine geçmiş 11 daireden oluşuyordu. Merkezdeki daireler 7 gezegene aitti ve her gezegene uygun düşecek renkle boyanmıştı (örneğin Mars dairesi kırmızı, Güneş dairesi altındı). Daireler, padişahın meclisinde toplanacak insanların oturacağı şekilde tasarlanmıştı. Herkes mesleğine, etnik ya da toplumsal kimliğine karşılık gelecek yere oturmak zorundaydı.(10) Benzer bir taksim sistemi, padişahın maiyetindekiler ve emrindeki hizmetliler için de geçerliydi, ki onlar dört unsur olan ateş, su, toprak ve hava ile özdeşleştirilmişti.(11) Buradan anlaşılıyor ki Hümâyûn’un kozmolojik korelasyonlar meselesine özel bir muhabbeti vardı.

Hümâyûn’un astrolojik temayülleri, dış yüzü beyaz, iç kısmı renkli, muhtemelen de mavi olan çift çeperli otağında çok daha belirgindir. İçteki renkli bez 12 burcu temsil eden 12 kısma ayrılıp delinmiştir. Bu küçük delikler gökyüzündeki sabit yıldızları temsil edip takımyıldızları oluşturacak biçimde sıralanıyordu. Bu anlamda otağ, o dönemki kozmoloji anlayışında dıştaki iki felek dairesi kabul edilen sabit yıldızlar feleği ile Atlas feleğinin taşınabilir bir uygulamasıydı.(12) Ayrıca daire şeklinde hazırlanmış kimi zayiçelere, mesela meşhur Timurlu Mirza İskender zayiçesine de benziyordu.(13)Hümâyûn otağında otururken dolayısıyla bir zayiçenin temsili altında oturmuş oluyordu. Yuvarlak halıyı otağın içine koyduğunda da tüm kozmik model tamamlanıyordu.

Bunlarla birlikte Hümâyûn’un, her biri bir gezegene hasredilmiş ve içleri o şekilde tasarlanmış yedi odadan müteşekkil bir saray yaptırdığını biliyoruz kaynaklardan. Tarih-i Firişte’ye göre, Hümâyûn hangi gezegen haftanın hangi gününe hükmediyorsa (Güneş’in Pazar gününe, Ay’ın Pazartesine hükmetmesi gibi) ona göre görüşmelerini her gün ayrı bir odada olacak şekilde gerçekleştiriyordu. Tabii, görüşülecek işin mahiyeti de oda seçiminde rol oynuyordu ve hem padişah hem de görüşmeye katılanlar o odaya hasrolunmuş gezegenin renginde giyiniyordu.(14) Tüm bunlara ilaveten, Hümâyûn, sabah icra edilen Darśana merasiminde kendisini doğmakta olan bir Güneş gibi göstererek(15) ve Nevruz törenlerinde birtakım aktivelerde bulunarak Güneş’in günlük ve yıllık seyrini taklit ediyordu.(16)

Hümâyûn’un astrolojiye ve ulum-ı garibeye yönelik ilgisi için yine kendisi adına yazılmış ansiklopedik bir kitap olan ve özellikle her türlü ulum-ı garibeyle ilgili uzun bölümlerden oluşan Cevâhirü'l-ulûm-ı Hümâyûnî’ye de pekala müracaat edilebilir.(17) Ayrıca Hümâyûn, Şettâriyye tarikatına mensup olup birçok şeyleri dışında özellikle davet-i kevakib konusunda meşhur olan Şeyh Fûl ve kardeşi Muhammed Gavs Gevaliyarî ile de çok yakın ilişki içerisindeydi.(18) Bütün bu göstergeler Hümâyûn’un astrolojiye derin bir ilgi duyduğunu ve saltanatı sırasında astrolojiyi destekleyip ihya ettiğini ortaya koyuyor.

Ekber Şah’a geri dönersek, kaynaklarda onun, kale inşaatına, savaşlara ya da başka bir şeye başlarken astrolojik olarak uygun vaktin seçimi manasındaki ihtiyârât türü astrolojiyi kullandığına dair çok sayıda referans mevcut. Müneccimler yalnızca padişah saraylarında değil aynı zamanda Abdurrahim Hân-ı Hânân gibi önemli mansabdârların kapılarında da bulunuyordu.(19) Ekber Şah, babası Hümâyûn gibi günün hakimi olan gezegenin rengine göre giyinir(20); o gün o gezegenin tematik kapsamıyla uyumlu olacak meseleleri ele alırdı (örneğin Perşembe günlerini, günün hakim gezegeni olan Jüpiter’e denk düşen ulemanın meselelerine hasrederdi).(21) Ekber Şah’ın ‘devlet-haneyi hass’ının çatısı tipik bir kare zayiçe şeklinde tasarlanmıştı. Ekber Şah binadaki yuvarlak platforma oturduğunda tıpkı babasının kozmik otağ içindeki oturuşu gibi bu zayiçenin altında kendini konumlandırmış oluyordu.(22) Ekber Şah da babası gibi Güneş’in günlük ve senelik hareketini taklit etmeyi sürdürdü.(23)

Bu dönemde kozmik ilişkilere ve astrolojiye duyulan bütün bu yoğun ilgiye karşın Ekber Şah’ın saltanatı sırasında üretilen astroloji metinlerinin sayısı bir hayli az görünüyor. Başlangıç niteliğindeki bir çalışmaya göre Farsçadan daha çok Sanskritçe eser kaleme alınmıştı.(24) Zayiçelerse genelde Hint ve Yunan metotlarına göre hazırlanıyordu, ki bu da her iki bilgi kaynağına yönelik derin ilgiye ışık tutuyordu.(25) Bu anlamda Hindu ve Müslüman müneccimlerin işbirliği içinde olması yalnızca tasvirlerin standart bir sembolik öğesi değildi, muhtemelen gündelik hakikatin de bir rengiydi. Yıldızlardan faydalanarak sihir yap-ma alanındaysa en dikkate değer eserlerden birisi, bugün Rampur’da bulunan, Fahrüddin er-Râzî’nin el-Sırr el-mektûm’undan burçların derecelerini sihir niyetiyle kullanmak üzerine olan bölümün tasvirli versiyonudur.26 Tomtom el-Hindî adlı birine isnat edilen bölüm, tılsımlarla ve yıldızlara dayanarak sihir yapmayla ilgilidir. Büyük bir itina ve emekle hazırlanmış kitap Ekber Şah’ın döneminde bu tür faaliyetlere gösterilen ilgiyi yansıtır niteliktedir. Hint sihir ve ulum-ı garibe geleneklerinin İslamî ve İranî metinler içindeki uyarlamalarının erken tarihli bir örneği ka bul edilebilecek bu bölüm belki de Hint geleneğini de kapsadığı için Ekber Şah’ın alakasını celbetmişti.

Özetlemek gerekirse, astroloji ilmi ve yıldızlara dayanarak sihir yapma pratiği Hümâyûn ve Ekber Şah zamanlarında bir hayli önemli bir yere sahipti. Daha çok Ekber Şah döneminden bildiğimiz birçok pratik, babası zamanında da vardı ve hatta biraz da babası eliyle geliştirilmişti. Yıldızlara dayanarak sihir yapma, özellikle de gezegenlerin isimlerini/ özelliklerini ve burç derecelerini bir niyetle davet etme, iyi bilinen ve halk sathında da karşılık bulan pratiklerdi. Doğaüstü güçlere hükmetme iddiasının yanı sıra, Hint ve İranî gelenekler arasında bir sentez yaratma arzusu da Ekber Şah’ın semavi ilimlere olan ilgisini körükledi, zira bu, onun farklı din ve mezhepler arasında karşılıklı hoşgörüye dayanan sulh-ı küll siyasetine de gayet iyi uyuyordu. Corinne Lefevre’in iddiasına göre, Babürlü İmparatorluğu’nu birtakım ulum-ı garibe pratikleri ile rasyonaliteye yönelik güçlü eğilimlerin bir bileşimi betimliyordu. Ben Lefevre’den farklı olarak bu iki alanı birbirine taban tabana zıt görmüyorum, zira kökleri doğa felsefesine uzanan, dolayısıyla dinden ziyade bilimin sahasına yakın olan astrolojiyi rasyonel bir bilgi sahası olarak görmeye teşneyim. Dolayısıyla astrolojiye duyulan derin ilgi benim açımdan doğa felsefesine dayalı ve herkesçe kabul edilen bir dünya görüşünü kullanma isteğini ifade ediyor. Yıldızlara dayanan sihre yönelik temayül ise doğa güçlerini kontrol etme ve onlara hükmetme arzusuna tanıklık ediyor.

Eva Orthmann - Georg-August-Universität Göttingen, İran Çalışmaları Enstitüsü

Yazının dipnotlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Toplumsal TarihToplumsal Tarih

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Sarayda Astroloji, Kayıp Müneccimler

Babürlüler sarayında astroloji, bilim tarihçiliğinin kayıp halkası müneccimler, II. Abdülhamid döneminde Irak'ta Osmanlı

30 Ara 2022

Sarayda Astroloji, Kayıp Müneccimler

YAZARLAR

Toplumsal Tarih

Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.

İLGİLİ OKUMALAR