BAE’nin OPEC’ten ayrılması neden sıradan bir çıkış değil?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Geride bıraktığımız hafta, dünya petrol piyasaları için büyük bir gelişme yaşandı. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Enerji Bakanı Süheyl el-Mezrui, ülkesinin gelecekteki üretim politikasına ve OPEC kotalarına ilişkin yaptığı değerlendirmeleri sonucunda, ulusal çıkarları gereğince 1967’de Abu Dabi üzerinden üye olduğu Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve Rusya’nın da dahil olduğu OPEC+ ittifakından çıkma kararı aldığını açıkladı.
BAE OPEC’in en büyük üçüncü, OPEC+’ın ise en büyük dördüncü petrol üreticisi konumundaydı. Ülke toplam OPEC üretiminin %11-12’sini tek başına yapmakla birlikte, ayrıca Suudi Arabistan’dan sonra en çok yedek kapasiteye sahip olan ülkeydi.
Ülke OPEC’in üyelerine koyduğu üretim kotalarından uzun süredir rahatsız durumdaydı ve bu durum en son 2021 yılında ayyuka çıkmıştı. Suudi Arabistan ile BAE arasında kota nedeniyle çıkan anlaşmazlık yüzünden OPEC+ görüşmeleri kilitlenmiş, daha sonra BAE’ye günlük 332 bin varil daha yüksek üretim baz seviyesi verilerek kriz aşılmıştı. Bugünkü çıkış da o günkü tartışmanın devamı olarak yorumlanırken, BAE’nin Suudi tarafının verdiği geçici tavizlerle yetinmek istemediği anlaşılıyor.
Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi (ADNOC) 2023-2027 döneminde 150 milyar dolarlık yatırım yaparak petrol üretim kapasitesini 2027’ye kadar günlük 5 milyon varile çıkarmayı planlıyor. Ancak OPEC tarafından getirilen kota nedeniyle şirket, günlük en fazla 3,4 milyon varil üretim yapabiliyor.
İran Savaşı’nın bütün Ortadoğu’yu etkisi altına aldığı, Hürmüz krizinin dünya enerji piyasalarını kilitlediği ve Körfez İşbirliği Teşkilatı’nın (GCC) ihracat krizi nedeniyle elinin kolunun bağlandığı bir ortamda BAE, uzun zamandır aradığı fırsatı buldu ve hamlesini yaptı. ADNOC’un kapasite yatırımlarının 2027’de tamamlanıyor olması da, BAE’nin aslında bu hamleyi uzun zamandır planladığını gösteriyor.
Daha önce OPEC’ten çıkan oldu mu?
BAE’nin ayrılığı OPEC için büyük bir şok olsa da daha önce de birlikten çekilen ülkeler olmuştu. Örneğin Körfez’in büyük üreticilerinden Katar, 2019’da yaşanan siyasi krizin ardından OPEC’ten tek taraflı ayrıldı. Benzer şekilde 2016 yılında Endonezya, 2020 yılında Ekvador, 2024 yılında ise Angola birlikten tek taraflı ayrılıklarını ilan ettiler.
Bu ülkeler arasından Angola’nın ayrılışı da BAE ile benzer şekilde oldu. 2023 yılında Nijerya ve Angola, kendileri için verilen kotalara itiraz etti ve daha yüksek üretim yapmak istediklerini bildirdiler. İstenilen tavizin verilmemesi üzerine Nijerya uyum arayışı içinde olduğunu ifade ederek birlik içinde kalırken, Angola OPEC üyeliğini sonlandırdı.
Kotalar OPEC+ ülkeleri için belki de en büyük tartışma konusu. Daha önce verilen kotaları az bulduğu gerekçesiyle birlikten ayrılma noktasına gelen ülkeler mevcutken, Irak ve Kazakistan gibi ülkelerin düzenli biçimde kota aşması, birlik üyeleri içinde rahatsızlık uyandırıyor.
Bugüne kadar birlikten ayrılan ülkeler elbette OPEC+ için önemli olsalar da BAE’nin ayrılığı daha büyük bir şok. Karşılaştırma yapmak gerekirse Ekvador’un üretimi günlük 440-470 bin varil, Katar’ın üretimi günlük 615 bin, Endonezya’nın üretimi günlük 600-620 bin, Angola’nın üretimi ise günlük 1 milyon varil civarında. BAE’nin üretimi ise OPEC’in getirdiği kota ile dahi 3,4 milyon varil seviyesinde ve bütün bu ülkelerin toplam üretiminden daha fazla.
Ayrıca en yüksek ikinci yedek üretim kapasitesi de BAE’nin elinde. Bir karteli güçlü yapan şey toplam üye sayısından ziyade marjinal arzı kontrol edebilme kabiliyetidir. BAE’nin çıkışı OPEC’in üye sayısını azaltmaktan çok, marjinal arz üzerindeki kontrol kalitesini düşürüyor.
Piyasaları nasıl etkileyebilir?
Hamle orta ve uzun vadede anlamlı olsa da, Körfez’den petrol ihracatını kilitleyen ve neredeyse bütün Körfez üreticilerinin mücbir sebep ilan etmesine neden olan Hürmüz krizi nedeniyle kararın yakın zamanda ne petrol fiyatını, ne de BAE’nin gelirlerini etkilemesi beklenmiyor.
Nitekim OPEC+’ın en büyük üreticisi olan Rusya’nın Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, BAE’nin kararının bir fiyat savaşı başlatıp başlatmayacağına ilişkin, “Mevcut durumda, piyasada ürün sıkıntısı varken fiyat savaşından söz etmek zor” açıklamasında bulunmuştu.
BAE’nin elinde Hürmüz’ü bypass edebilecek Habşan-Füceyra Boru Hattı olsa da hattın sevkiyat kapasitesi günlük 1,8 milyon varil civarında. Dolayısıyla BAE tam kapasite çalışarak günlük 4 milyon varilin üzerinde üretim yapsa dahi bu üretimi sevk edecek bir güzergaha sahip değil.
Ancak İran Savaşı sona erdiğinde ve Hürmüz Boğazı tekrardan tanker geçişlerine açıldığında BAE, yıllardır OPEC kotası nedeniyle atıl tuttuğu yedek kapasitesini kullanarak üretimini artırmak ve oluşan petrol açlığını kendisi karşılamak isteyecektir. Bu durum petrol fiyatı üzerinde orta-uzun vadede bir aşağı yönlü baskı yaratabilir.
Ayrıca böyle bir durumda OPEC kotalarını sürdürmenin siyasi maliyeti de artar. Önceden de söylediğimiz gibi pek çok ülke halihazırda bu kotalardan rahatsız ve bazı ülkeler zaten düzenli olarak kota aşımı yapıyor. Hürmüz krizi çözülür ve aylardır yaşanan arz kesintisi nedeniyle oluşan boşluğu birlikten ayrılan BAE doldurmaya başlarsa, özellikle atıl kapasiteye sahip olan ve bütçe baskısı yaşayan üreticiler için kota sisteminin rasyonel olup olmadığına dair sorular artmaya başlar.
Suudiler ne tepki verdi?
Suudi Arabistan tarafı BAE’nin çıkışını beklenenin aksine oldukça sakin ve ihtiyatlı bir biçimde karşıladı. Ne Suudi Arabistan yetkililerinden, ne de Suudi basınından konuyla ilgili sert bir açıklama gelmezken, Suudi Arabistan’ın eski bürokratları hamleyi küçümseyecek açıklamalarda dahi bulundular.
Suudiler tam aksine sessizce hareket ederek OPEC’te dağılma konusunda yapılacak spekülasyonları engellemek adına Irak, Kuveyt, Cezayir, Kazakistan, Rusya ve Umman ile görüşmeler yaptı ve bu görüşmelerin sonuçlarını basına yansıtarak BAE ayrılmış olsa dahi birliğin gelecek planlarını aynı şekilde devam ettireceğinin mesajını verdi. Haziran ayında günlük 188 bin varillik üretim artışı üzerine anlaşma da yapan üyeler, OPEC’ten ayrılmaya dair niyetlerinin olmadığını belirten net açıklamalarda bulundular.
Suudiler, sert açıklamalar yoluyla krizi büyüterek “OPEC dağılıyor” intibaı vermek ve kontrolü kaybetmiş görünmek yerine, birliğin diğer üyelerini aynı anda konsolide ederek BAE’nin ayrılışına rağmen birlik ve beraberliğin sürdüğü mesajını vermek istedi. Hürmüz krizi sürerken, petrol ihracatı halihazırda darbe almışken ve OPEC+ hala Rusya, Irak, Kuveyt gibi aktörleri bir arada tutmaya çalışırken BAE’ye kamuoyu önünde yüklenmek gelecek dönemde bir fiyat savaşı yaşanacağı algısını güçlendirebilirdi.
İşin bir de denge fiyat boyutu var. Fiyatın istikrarlı ve yüksek olması bir dönüşüm sürecinden geçen Suudi Arabistan için çok önemliyken, BAE için o kadar da hayati önemde değil. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) yaptığı hesaplamalara göre Suudi Arabistan’ın bütçe denge petrol fiyatı 91 dolar civarındayken, BAE’ninki ise 50 dolar seviyesinde. Dolayısıyla Suudi Arabistan için üretimi sınırlayıp fiyatı yukarıda tutmak daha önemliyken, BAE için daha fazla üretim yapıp pazar payı almak daha rasyonel bir seçenek.
Suudi Arabistan, Vision 2030 hedefleri ve NEOM gibi mega projeler nedeniyle son yıllarda çok yüksek harcama yapan bir ülke ve bütçe gelirlerinin %55’ini petrol gelirleri oluşturuyor. Suudiler yaratmak istedikleri siyasi ve ekonomik dönüşümü yüksek petrol fiyatlarından faydalanarak finanse etmek istiyor.
Dolayısıyla petrol fiyatının düşmesi, dönüşüm vizyonu adına yoğun harcama yapan ve bütçe gelirlerinin yarısından fazlasını petrol gelirlerinden sağlayan ülkenin hem bütçe, hem de cari açığını artırıyor. Örneğin 2023 yılında ortalama petrol fiyatı 80 doların üzerindeyken Suudi Arabistan’ın bütçe açığı 21,6 milyar dolar seviyesindeydi. Fiyatın 60 dolar seviyelerine indiği 2025’te ise açık 73 milyar doların üzerine çıktı. Bu sırada ülkenin kamu borcu da 80 milyar dolardan fazla büyüyerek 405 milyar dolar seviyesine kadar ulaştı.
Suudiler bunu güçlü dış varlıklarıyla finanse edebilecek durumda olsalar da, petrol fiyatındaki düşüşün bir dış finansman baskısı yarattığı da bir gerçek. Dolayısıyla ülke, BAE’nin çıkışının bir fiyat savaşına dönüşmemesi ve OPEC’te bir çatlak intibaı yaratılmaması için oldukça dikkatli ve temkinli hareket ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR


