
Görsel betimleme: Görselde Ümran Angay Hancı'nın 2010 yılında Ankara Elmadağ'da Kurtuluş İlkokulu'nda çalışırken 23 Nisan kutlamalarından bir fotoğraf yer alıyor. Fotoğrafta yeşil kimono giyen çocuklar önde, öğretmenlerse arkalarında durmuş gülümsüyorlar.
Söyleşi: Zeynep Hancı
Sizi bir zaman makinesine koyuyorum ve geçmişe götürüyorum. Öğrencilik yıllarınızdan hatırladığınız öğretmenleriniz var mı?
Özellikle dört öğretmenimi çok iyi hatırlıyorum. Dört öğretmenim de dört ayrı kademeden. İlkokul 1. sınıf öğretmenim İsmail Çevgel'in beni çok sevdiğini ve kendimi özel hissettirdiğini hatırlıyorum. Tam hatırlayamasam da o günlerde çok mutluydum, okula ilk başladığımda beni yalnız hissettirmemişti.
Ortaokuldan Türkçe öğretmenim Dursun Şıhlaroğlu. O da duruşu olan bir öğretmendi, öğrencileri dinlerdi. Kitap okuma alışkanlığımı, onun kurduğu cümlelere olan hayranlığımdan aldım. Çok kitap okurdu, kalın gözlükleri vardı, uzun boylu, otoriteyi sevmeyen, herkesin hakkını savunan, düşüncelerini söylemekten korkmayan bir öğretmendi. 80’lerde, okula polisin geldiğini ve bir gösteri sebebiyle soruşturma açıldığını hatırlıyorum.
Lisede, aynı zamanda biyoloji öğretmeni olan amcam Orhan Angay da benim öğretmenlik hayatımı şekillendiren öğretmenlerdendi. Her zaman öğrencilerine eşit mesafede, hakkaniyetli ve tarafsız davranırdı. Alanında çok bilgili ve yetenekliydi, bu sebeple ben de onu rol model alarak biyoloji okumayı tercih ettim. Üniversitede biyoloji okumama rağmen, lisede öğrendiğim bilgiler daha derinlikli ve daha iyi öğrendiğim bilgiler oldu. Lisede ek olarak Gülderen Caner bana matematiği sevdirmişti. Çok zor olduğu düşünülen konuları bile basitten karmaşığa doğru, kolaylıkla öğrenebileceğimiz şekilde anlatırdı. Hâlâ zaman zaman onun edindirdiği matematik merakı ve sevgisiyle, YouTube’da integral ve türev ile ilgili videolar izliyorum ve onu hatırlıyorum.
Gazi Üniversitesi’nde okurken eğitim psikolojisi öğretmenim Ziya Selçuk da beni çok etkileyen öğretmenlerimden biriydi. O bana öğrencilerimden de öğrenebileceğimi fark ettirdi. Bizi çok iyi dinlerdi, o da bizden öğrendiğini, hâlâ öğrenen biri olduğunu hissettirirdi. Dersleri eğlenceli geçerdi, daha çok biz konuşurduk, tartışma ortamı olurdu, özel ve rahat hissederdik. Ben de bu yaklaşımı kendi öğretmenlik hayatıma taşımaya çalıştım.

Görsel betimleme: Görselde, Ümran Angay Hancı'nın 2002 yılında İstanbul Kağıthane Osman Faruk Verimer İlkokulu'nda çekilmiş bir fotoğrafı yer alıyor. Ümran Öğretmen, fotoğraf çekildiğinde 34 yaşında, kırmızı bir ceketi var, ellerini masanın üzerinde kavuşturmuş, arkasında çerçeve içinde ders materyalleri yer alıyor.
Öğretmen olmaya nasıl karar verdiniz?
Kendiliğinden oldu. Ailede birçok öğretmen vardı; annemin dedesi, teyzem, amcam, kuzenlerim… Eğitimle ilgilenen bir ailenin içine doğdum. Benim de öğretmen olacağım çocukluğumdan beri zaman zaman söylenirdi. Üniversite bitmeden Ankara’da Yenimahalle’de bir ortaokula staja gittim. Hangi konuyu anlattığımı hatırlamıyorum, çok heyecanlanmıştım. Tahtaya çıktım, ilk cümlemi kurmaya başladığım anda sanki yıllardır bu işi yapıyormuş gibi rahat ve ait hissettim. Yaptığım işin gerçekten önemli olduğunu düşündüm. O günden bugüne yaklaşık 30 yıl boyunca öğretmenlik yaptım.

Görsel betimleme: Görselde Ümran Angay Hancı'nın 1999 yılında İzmir Kadifekale İlkokulu'nda çekilmiş bir fotoğrafı yer alıyor. Ümran Öğretmen, fotoğraf çekildiğinde 31 yaşında, o günden bugüne hâlâ yakın arkadaşları olan Serap Öğretmen ve Nuran Öğretmen var, birlikte gülümsüyorlar.
Öğretmenlik yıllarınızdan hatırladığınız bir öğrenciniz var mı?
Çok fazla öğrencim var aklıma gelen, sürprizli bir hikâye anlatayım: 90’ların sonunda İzmir Kadifekale’de çalıştım. Sınıfların 80 kişilik olduğu, çok göç alan, eğitim seviyesi, okur yazarlık ve sosyo ekonomik durumu düşük olan bir yerdi.
Çocukların yaptığı resimlerin özellikle zor şartlar altındayken daha önemli olduğunu ve bir ifade alanı olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda aynı dili konuşmadığımız pek çok öğrencim vardı ve çizdikleri resimler aramızdaki iletişimi kolaylaştıran araçlardan biriydi. Jiyan diye bir öğrencim vardı, diğer öğrencilerimden çok daha farklı resimler çizdiğini fark etmiştim. Yaptığı resimlerden biriyle bir resim yarışmasına katılmasına vesile olmuştum. İlk defa bu okulda okuyan bir öğrenci, bir yarışmada derece almıştı. Ailesiyle birlikte ödül törenine gitmiştik. Törende o ve ailesi beklemedikleri ve ummadıkları bir takdirle karşılaşmıştı. Aradan bir müddet sonra Jiyan, ayağına iğne battığı için okula gelmemişti. Devamsızlığı uzayınca evlerine ziyarete gitmiştim. Evde bir sürprizle karşılaştım. Duvarda çok yüksekte yaşlı, sakallı bir dedenin resmi asılıydı. “Dedeniz mi?” diye sordum. “Hayır, şıhımız” dediler. Şıhın resminin olduğu eski çerçevenin kenarına benim vesikalık fotoğrafım sıkıştırılmıştı. Kendimi komik bir şekilde önemli hissetmiştim. Jiyan’ın ve ailesinin hayatına dokunduğumu fark etmiştim. :)
Öğretmenliği 3 kelime ile tanımlayabilir misiniz?
Çocuğun mutluluğunu merkeze alan, adaletli, aynı zamanda hep öğrenci olan.
Öğretmenliğe dair "İyi ki yapmışım" dediğiniz bir şey nedir?
Öğretmenlik hayatımda her öğrencimin değerli olduğunu hissettirmeye çalıştım. Hiçbir öğrencim diğerinden daha değersiz hissetmesin diye uğraştım, bunu başarabildiğimi düşünüyorum.

Görsel betimleme: Görselde, Ümran Angay Hancı'nın 1996 yılında Erzincan Göktürk İlkokulu'ndan bir fotoğraf yer alıyor. Fotoğrafta Ümran Öğretmen, kızının şu anda olduğu yaşta, kızı Zeynep ile birlikte yeşil sınıf tahtasının önünde oturuyorlar.
Öğretmenliğe dair keşke daha fazla yapsaydım dediğiniz şey nedir?
Keşke müfredatı yetiştirmenin derdine daha az düşseydim dediğim zamanlar oldu. Bilginin aktarılmasındansa derinlemesine tartışmalara daha fazla vakit ayırabilirdim. Meslek hayatımın sonlarında bunu daha fazla yaptığımı düşünüyorum ama yine de yetersiz buluyorum.
Bugünün öğretmenlerine tek bir tavsiye verecek olsanız; ne olurdu?
Sürekli öğrenmeye devam etsinler, öğrencilerinin her zaman değerli olduğunu onlara hissettirsinler. Gerisi kolayca gelecektir.

Görsel betimleme: Görselde Ümran Angay Hancı'nın 2007 yılında Esayan Ermeni İlkokulu'ndan bir fotoğrafı yer alıyor. Fotoğrafta Ümran Öğretmen 39 yaşında. Öğretmenler odasında sırtında arı kanatları, başında ise Minnie Mouse'un kulakları ve kurdelesi var.
Artık emekli oldunuz, öğretmenliğe veda ettiniz, neler hissediyorsunuz? Emeklilik döneminde neler yapmayı planlıyorsunuz?
Bence öğretmenlik pek de emekli olunabilecek bir meslek değil. Bir sınıfta olmasam da, bordrom olmasa da çevremde öğrendiklerimi paylaşmaya, onlardan öğrenmeye devam ediyorum. Büyük bir sorumluluğu tamamlamış gibi rahatlamış ve huzurlu hissediyorum. Emeklilik henüz çok yeni. Okul hayatı çok üst üste, yoğun bir süreçti; hayatın akışını yavaşlatmayı, yapamadığım gezilere, okuyamadığım kitaplara fırsat yaratmayı düşünüyorum. Aklımda dönen birçok düşünce var, zamanla bunları gerçekleştirmeyi umuyorum. Belki yeniden tam zamanlı öğrenciliğe dönerim. :)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
dördüncü özel bültenimizde öğretmenliğe veda eden Ümran Öğretmenimizle söyleşi yapıyoruz.
22 Tem 2022

YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR

