Bir şehrin alışkanlık zincirleri kırılırken: Kapanan kitapçılar

Kitapçılar kapanıyor. İnatla, ısrarla var olsun diye uğraştıklarımızı hatırlamak, onlara veda etmek de bizim borcumuz. Sahaf Murat'tan Yalvaç Abi Kitabevi'ne, yeri değişen Turkuaz Sahaf'tan vitrinlerine "Kiralık" yazısı asılan daha nicelerine. Alışkanlıkların zinciri kırılıyor. Hayat akıyor ama kimileri için daha renksiz.
Bir şehrin alışkanlık zincirleri kırılırken: Kapanan kitapçılar

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Kitapçılar kapanıyor. Bir şehrin değişimi herkesi başka bir yerden acıtıyor elbette. Kimi yiten sahillerine, kimi apartmanlara yenilen eski evlerine, kimi ormanların yok olan sesine, kimi bostanların toza karışmasına üzülüyor. Bazıları da kitapçıların kapanmasına... 

Sokağa çıktığınızda rutinlerinizden birinin eksilişi, uzun bir yürüyüşün ardından oturduğunuz yerde size yeni bir eserin eşlik etme ihtimalinin azalması, bilindik mekanların bazen uzun bir çekişmenin ardından, bazen çat diye gidişi… Bunlar bazen duruyor, katmerleniyor ve bir park AVM’ye dönmesin diye başlayan koca bir kavgaya dönüşüyor. Çünkü giden yalnızca parklar, kitapçılar değil, “büyük caddelerin birinde” tanıdıklara rastlama ihtimali.

“Beyoğlu hep bitti demişiz. Her yıl bir önceki yılı özlüyoruz. Bir yıl sonra da bugünü özleyeceğiz. ‘Beyoğlu’na kravatsız çıkılmazdı’ dedikleri günlerden, Beyoğlu’nda kravat satılan yerin kalmadığı günlere geldik.”

Hazzo Pulo Pasajı’nda sahaf dükkanı olan, kendi deyişiyle dünya değişse yine Beyoğlu’nda yaşayacak Murat Uncu’nun ya da dükkanının ismiyle Sahaf Murat’ın sözleri bunlar. Gidenleri, değişenleri, kalanların ne koşullarda kaldığını kırık dökük anlatıyor. Kırık dökük olan onun anlattıkları değil elbette, hatırlayıp bir olay daha ekledikçe unuttuklarımıza şaşırıyoruz. Kartalın her gün ciğerinden bir parça koparttığı Prometheus misali, İstiklal Caddesi de her gün ciğerinden bir parça kaybederken bambaşka bir çehreye bürünmüş. Emek Sineması’nın kapanması sanki dün gibi ama aradan 12 yıl geçmiş. Beyoğlu Sahaf Festivali sahi kaç yıldır yapılmıyor? Ya da 2005 yılında İstiklal Caddesi’nde yürüyen biri bugün o günden ne bulabilir?

Yıllar önce Sula Bozis, uzun yıllar ardından geri döndüğü Bakırköy’de tanıdığı yerleri bulmakta güçlük çektiğini anlatmıştı. Bahsettiği, şehirler tarihinde çok uzun zamanlar değildi ama değişimi kılcal damarlarına kadar yaşayan İstanbul için on yıllar nedir ki? Murat Uncu anlatmaya devam ediyor: 

“Lale Sineması, Emek Sineması, Fitaş’ın iki büyük salonu…Ya da İnci Pastanesi’ni ele alalım. Ara sokaktaki İnci’yle cadde üzerindeki eski İnci arasında fark var. Yerinde kalsaydı, eski İnci yine iş yapabilir miydi? 80’li yıllarda İstiklal’de ekmek fırını vardı. İleride İnönü’nün berberi vardı. Mahmut Ayakkabıları vardı. Kalıplarını kendi hazırlar, kişiye özel ayakkabı yaparlardı. Bu alışverişleri yapan insanlar kitap da alıyorlardı. 

Şimdi eskilerden Mephisto duruyor. Tamam, dijital satışlar her yerde kitabevlerini öldürdü ama Paris’in önemli caddelerine midyeci açabilir misin? İstanbul tarihinin en eski eczanelerinden biri Rebul kapandı gitti. Yeşilçam dediğimiz sokak kalmadı. Pasta satan yer yok, kitap satmaya çalışıyoruz. Artık biz, kitapçı ve sahaflar altı yüzüncü sırada falanız. Buraya gelenlerle bir hukukumuz vardı. Benim müşterilerim arasında overlokçu, camcı bulunurdu. Beyoğlu’na kitap bulmaya gelirdi. Her sahaf dükkanı geleni gideniyle, mahfil olmasıyla övünürdü. Artık böyle bir şeyden söz edemeyiz.”

Çizdiği tabloyu beraberce düşünüyoruz. Bir çırpıda İstiklal Caddesi’nde kapanan mekanlar deyince aklımıza İnci Pastanesi, Rebul, Emek Sineması, Lale Sineması dışında Simurg Sahaf, Lebon Pastanesi, Beyoğlu Sineması, Robinson Crusoe, Denizler Kitabevi, Lale Plak, Pandora Kitabevi, Şütte Şarküteri, Kelebek Korse geliyor. Biraz cadde sınırlarını aşınca Özkonak Lokantası. Bunların bir kısmı ekonomik gerekçelerle, bir kısmı bugünde bir karşılık bulamadıkları için kapansalar da yaşanan değişim yalnızca dükkanların el değiştirmesinden ibaret değil:

“Dükkanımın giriş katındaydım, ikinci kata çıktım. Cadde üzerinde iki tane kitapçı var. Bizim kâr marjları düşük. Benim buralarda tutunmam Beyoğlu’na bağlılığımdan kaynaklı. Bugün kiralık bir yere 1 milyon lira isteniyor. Bunu da hangi eski esnaf ya da kitapçı verebilir?”

Çocuklarla büyüyen bir kitapçıya veda

İstiklal’den yürüyerek hepi topu yarım saat, kırk dakika uzakta Yalvaç Abi Kitabevi de Mayıs ayını müdavimleriyle vedalaşarak bitirdi. 2003 yılından bu yana faaliyet gösteren kitabevini özel kılan pek çok şey var ama belki de en önemlilerinden biri “çocuk dünyasına ait” oluşuydu. 

“Çocuklara ait” demiyorum çünkü burası yalnızca çocuk kitapları satan bir yerden çok daha fazlasıydı. Yalvaç Abi Kitabevi’ni yıllardır var eden isimlerden Burcu Ural Kopan anlatsın:

“Bu sonun nasıl yazıldığını önemsiyorum, buna odaklanıyorum. Bunu bir bitiş gibi değil de bir mezuniyet gibi görüyorum. Nasıl ki bir çocuk büyür, okur ve okulundan mezun olur, burası da bizim için öyle oldu. Böyle düşünmek daha kolaylaştırıyor.” 

Burcu Ural Kopan’ın sözleriyle şekillenen vedanın nedeniyse şehrin ve kültürün doğasına/sürekliliğine devamlı müdahale eden “ekonomi”. Artan kiralar değişen bir çağın habercisi. Tıpkı İstiklal Caddesi’nde olduğu gibi, Nişantaşı da artık tuhafiyecilerin, kendi hâlinde ayakkabıcıların, aileden devreden, müşterileriyle özdeşleşen dükkanların mahallesi olmaktan fersah fersah uzaklaşıyor. Kantin’in yemekleri, Karum’un insanı hayallere sürükleyen vitrini, bir Orhan Pamuk romanına girmiş hissi veren Alaaddin’in Dükkanı bu dünya içinde kendine yer bulamayan mekanlara dönüşüyor.  

Şimdi bu anafor, Yalvaç Abi Kitabevi’ni de içine almaya hazırlanırken elbette yıllar boyunca bir kültür inşa eden ve isimleri de artık böyle anılan mekanlar, vedalarını vitrinlerine “Kiralık” yazısı asmak isteyenlerin keyfine göre değil, kendi meşreplerince yapıyorlar. Bu kısmını yine Burcu Ural Kopan’dan dinleyelim: 

“Yalvaç Abi Kitabevi’nin de bulunduğu pasaj Kasım ayında satıldı. Buranın kentsel dönüşüme girme ihtimali var. O sürece kadar da kira bedelleri yeniden değerlendirildi. Benim sözleşmemin bitmesine az bir zaman kalmıştı. Teklif edilen rakam bizim düşündüğümüzün çok üzerinde olunca, bu dönemde böyle bir yükün altına girmeyi istemedik. Çok yüksek bir rakam teklif ettiler ve o rakamı karşılamam mümkün değil. Başka bir yerde, başka bir sokakta açma fikri de sıcak gelmedi. O yüzden de kapatma kararı aldım.”

Burcu Ural Kopan tarafından yazılan, Gökçe Aygül tarafından resimlendirilen “Kitabevi Güncesi” değişen dünyayı da ortaya koyuyor aslında. Dükkanın kapısını sürekli fotokopi çektirmek için çalanlar, kapağına ya da ebatına göre kitap seçenler, konusunu beğenmeyip değiştirmek isteyenler… Uzayıp giden bu liste önceliği iletişim kurmak olan insanlara ağır gelecek pek çok şeyi bünyesinde barındırıyor.

Buna karşılık kitap, Iğdır’a elinde kitaplarla dönen Toprak’ın mektubuyla kapanıyor. Bu da hikayenin kasvetli bitmediğinin delili. Bu veda okurlarla yeniden buluşma, 22 yılın muhasebesini yapma, bundan sonra başlanacak yeni projelere enerji toplama fırsatı da yaratmış:

“Kitabevi kapanmadan okurlara ‘Rafları beraber boşaltalım’ çağrısında bulunduk. Anadolu’daki köy okullarına destek olmak için koliler hazırladık ve insanlar bu kolilere aldıkları kitapları bağışladı. Böylece Ağrı, Batman, Malatya, Trabzon, Urfa ve Ağrı’ya koliler hazırlamış olduk.”

Artık adı giderek daha az tekrarlanan ve “Unutulmaya yüz mü tutuyor” endişesi yaratan Mıstık Parkı’nın yanında yer alan kitabevi artık varlığını sosyal medyadan, çevrimiçi mağazadan sürdürecek. Çocuk edebiyatını kalıplardan çıkarıp odağa alan, yaygınlaştıran, nesiller yetiştiren, bir janrı deyim yerindeyse var eden Yalvaç Abi Kitabevi’nin kapanması neyi değiştirir? 

Bu sorunun cevabını Yalvaç Abi Kitabevi’nin okurlarından biri veriyor:

“Bir okurumuz her gün burada kitap okuyordu. Otizmli, kitap okumayı çok seven bir okurdu. Aynı köşede, aynı sandalyede düzenli kitap okurdu. Kapanacağımızı öğrenince çok üzüldü. Biz de ‘Artık sen bize gelemesen de biz hep yanında olacağız’ diyerek, her gün oturduğu tabureyi ona hediye ettik.”

Alışkanlıkların zinciri kırılıyor. Hayat akıyor ama kimileri için daha renksiz.

Herkes kendi çocukluğundan bir parçayla ayrılıyor Yalvaç Abi Kitabevi’nden. Ben de teşhir vitrininde her gördüğümde çocukluğumun netameli bir gününe ışınlandığım sosis şeklinde silgiye yeniden bakıp, uzun yaz günlerindeki en iyi arkadaşım Pıtırcık serisinden Pıtırcık’ın Kırmızı Balonu kitabını yanıma katarak veda ediyorum. 

Yeşilçam parça parça sökülürken

Erman Han adı belki bir etki yaratmaz ama Erman Film, Yeşilçam tutkunlarının zihninde bir pencere açacaktır. 1946 yılında kurulan şirketin sayısız filmin altında imzası bulunuyor. Diyet, Gelin, Vurun Kahpeye, Kezban, Gökçeçiçek, Hayat Bayram Olsa, Baba Bizi Eversene ve daha nicesi. 

İşte bu şirketin de bulunduğu Erman Han, geçen aylarda sessiz sedasız satıldı. Erol Dernek Sokak’ta yer alan hanın kitap tutkunları için bir anlamı daha vardı: Turkuaz Sahaf

2001 yılında kurulan ve 2013 yılından bu tarafa Erman Han’daki yerinde okurlarını ağırlayan Turkuaz Sahaf’ın taşınması gündeme gelince “İstiklal’den eksilenler” listesine bir yenisi mi ekleniyor diye telaşa düştük. Her ne kadar deplasmanda olsa da şimdi, bu takımın taraftarları hâlâ duruyor.

Yalnızca iki apartman aşağıya, Hanif Han’a taşınarak kitapseverlerin karalar bağlamasını önleyen Turkuaz Sahaf, yaşanan değişiklikleri şu sözlerle duyurdu: 

“Bu önemli duyuruyu yapmak için uzun süredir bekliyorduk. Yaklaşık 1 ay önce bize bildirilen haberle içinde bulunduğumuz Erman Han’ın satılarak otel yapılacağını öğrenmiştik. Uzun süre bizleri sarsan bu haber sonrasında bugün itibariyle Turkuaz Sahaf’ın yine aynı sokakta bulunan Hanif Han’a taşımayı kararlaştırdığımızı sizlere gururla bildirmek isteriz. Bizler Beyoğlu’nda ‘direnmeye’ ve bulunmaya devam edeceğiz. Çok yakın bir süre sonra taşınma işlemleri de bittikten sonra Hanif Han’ın 2. katında bulunacak olan yeni ofisimize bütün dostlarımızı davet edeceğiz.”

Kapitalizm, değişen semtler, farklılaşan beklentiler… Bunların yanında bir de hayatın götürdükleri var. Lütfü Seymen ya da Sakallı Lütfü ya da Sahaf Müteferrika bu doğal akış içinde kaybettiklerimizden.

1993 yılından beri Müteferrika Dergisi’ni çıkaran, dergiyi 66. sayısında Nedret İşli’ye devreden Lütfü Seymen, Kadıköy’de icra ettiği sahaflık mesleğinin ustalarındandı. O, yaşanan değişimi 2016 yılında Ayşe Adlı’ya verdiği röportajda şöyle anlatıyordu:

“12 Eylül Darbesi bitirdi oradaki düzeni. İnsanlardaki genel mutsuzluk ve tedirginlik çarşıya yansıdı. Hareketlilik azaldı. Resmi bir müdahale yoktu açıkçası. Üstelik belediye dükkanları yeniletti falan. Ama insanların okumaya yönelik ilgisi azaldı. Çarşıya teksir kağıdı, hacı yağı, tesbih girmeye başladı. Üniversite sınavı zorlaşıp dershaneler ortaya çıkınca ders kitabı furyası ayyuka çıktı. Sahaflar Çarşısı bir süre sonra dershanecilikle ilgili kitapları satar hale geldi. Birçok sahaf iş değiştirdi. Kimi kağıt sattı, kimi turistlere yönelik minyatür vesaire satmaya başladı. Çarşı gömlek değiştirdi. Şimdi de aynı durum söz konusu. Adı Sahaflar Çarşısı ama orada 3-5 sahaftan başka adam yok. Müşteri artık kitap deyince ders kitabı anlar oldu. Eski kitap işi yapmak zordur. Bilgi gerektirir, birikim gerektirir. İnsanların da kolayına geldi. Kar marjı da yüksek olunca…”

Lütfü Seymen’i 19 Mayıs’ta 71 yaşında kaybettik. Bir dönemi bilen, dahası yaşatan isimlerden birini yani.

Yazının başında demiştik, kitapçılar kapanıyor. İnatla, ısrarla var olsun diye uğraştıklarımızı hatırlamak, onlara veda etmek de bizim borcumuz. Nihayet İlhan Şeşen’i anmadan bitiremeyiz:

“Anlar vardır o an geçer
Anlar vardır unutamazsın
Yıllar vardır geçmesin ne güzel
Yıllar vardır kurtulamazsın
Aşklar vardır deler geçer
Aşklar vardır sanki baharsın
İşler vardır genel geçer
İşler vardır sen yapamazsın
Hayat bu işte gelir geçer”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR