Bruno Latour'u nasıl bilirdiniz?

Latour, kültür ve doğa

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

Kültür ve doğa her zaman birbirleriyle ilişki içinde, birbirlerini karşılıklı şekillendirerek var oldular. Buna karşın kapitalist modernleşme, doğa ve kültür, insanlar ve insan olmayanlar arasındaki bu karşılıklı etkileşimi ve dolayısıyla bütünselliği bir anlamda bozdu ve doğayı insandan, aklı bedenden ayırarak ikili bir bakış geliştirdi. Modern dönemde egemen düşünce akımları ve bilimsel yaklaşımlar, kültür ve doğa arasında varsayılan bu ikilik üzerine kuruldu ve bu ikilikten beslenen birçok siyasi/ekonomik pratik ve politika hayata geçti. Bruno Latour, “Biz hiç modern olmadık” derken ve bu isimi taşıyan, sosyal bilimlerin ve felsefenin en temel eserlerinden birini yazarken, modernliğin bu kurucu aymazlığına, doğanın failliğini göremeyen körlüğüne dikkat çekiyordu.

Bruno Latour, We Have Never Been Modern,

Harvard University Yayınları, 1993. s. 11


Latour’un Ekim 2022’deki vefatından beri onun çalışmalarına değineceğimiz bir yazı fikri aklımızdaydı, fırsat kolluyorduk. Doğa ve kültür, akıl ve beden arasındaki gidiş gelişleri ve bir türlü birbirinden kopamayışları (ya da modernliğe has hayali ikilikleri, karşıtlıkları!) bitkiler ve gaitayı merkezine alan güncel bilimsel çalışmalar etrafında tartışan bir yazıya niyetlenince “işte şimdi tam zamanı!” dedik.

Latour bugün iklim ve çevre sorunları, hakikat-sonrası toplum ve çoklu kriz tartışmalarında en çok gündeme gelen, düşüncelerine en çok atıf yapılan düşünürler arasında. Seveni de çok sevmeyeni de, doğru anlayanı da anlamayanı da. Ama ona en çok diş bileyenler (en modernist modernler!) bile Latour’un mevcut felsefe, sosyoloji, antropoloji külliyatının en önemli ve en yaratıcı isimlerinden biri olduğunu yadsımayacaktır. Özellikle aktör-ağ (actor-network) isimli kuramsal yaklaşımıyla bilim teknoloji çalışmaları, eleştirel hayvan çalışmaları gibi alanların kurucu isimleri arasında Latour.


Latour bilimsel süreci, bilimin üretilme biçimlerini anlamak üzere çıkar yola. Laboratory Life (1979) ve Science in Action (1987) gibi kitaplarıyla bilimsel pratikleri mercek altına yatırır, bilim antropolojisinin yolunu açar. Bu çalışmalar sonucunda dinleştirilen, kutsallaştırılan bilim anlayışına karşı çıkar, bilim insanına atfedilen mutlak nesnellik vasfını reddeden bir yaklaşım geliştirir. Latour’a göre, bilimsel üretim de diğer üretim faaliyetleri gibi içerdiği, birlikte şekillendiği her türlü iktidar ilişkisiyle, maddi/tarihsel unsurlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Bugün birçok kişiye göre Latour hakikat-sonrası dönemin entelektüel harcını karanların başında geliyor. Özellikle modernizm ve yapısalcılık-sonrası düşünce akımlarını eleştirenler, günümüzde bilime inancın sarsılmasında, üniversitelerin, bilim insanlarının güvenilirliklerini yitirmesinde Latourcu yaklaşımları sorumlu tutuyorlar. Çünkü bu eleştirileri yapanlar için Latour ve Latour gibi düşünenler bilimsel gerçeklikleri görecelileştirdi, "öyle de olur böyle de olur" hâline getirdi ve aşı karşıtlarına, düz dünyacılara, komplo teoricilerine uygun bir kültür iklimi yaratılmasında büyük rol oynadı. Neyin doğru neyin yanlış olduğunun endazesi tümden ortadan kalktı.

Halbuki Latour hiçbir zaman bilimsel gerçeklikleri yok saymadı. Yaptığı, bilimin imkânlarının ve imkânsızlıklarının altını çizmek, bilimsel gelişmenin içerdiği olumsallıklara dikkat çekmekti. Latour’a göre bilimsel ilerleme ne orada öylece durup keşfedilmeyi bekleyen bilimsel gerçekliklerin peşi sıra “bulunmasından” ne de bunları ölçecek endazeden ibaretti. Mesele çok daha karmaşıktı ve dünyayı gerçekten anlamak için teknolojik ve bilimsel indirgemecilik de dahil olmak üzere her türlü indirgemecilikten uzak durmak gerekiyordu. Latour’un tavrını son yıllarındaki çalışmaları sırasında bir süre yakından izleme fırsatı bulmuş ABD'li gazeteci Ava Kofman çok iyi ifade ediyor:

[L]atour hiçbir zaman yerçekiminin varlığını inkâr etmeye çalışmadı. O çok daha sıra dışı bir şey yapıyordu: bu bilginin bilinir hale geldiği koşulları anlamaya/anlatmaya çalışıyordu.

Latour’un bıkmadan usanmadan savunduğu yerçekiminin, bilim insanlarının emeği ve uzmanlığı, onların eğitimleri için devlet tarafından sağlanan fonlar, ağır işleyen bilgisayarı çalıştıran elektrik, gravimetreyi dağın zirvesine taşıyan kamyon, gravimetrenin okumalarını hesaplamalara ve okunaklı diyagramlara çeviren jeofizikçiler tarafından yaratıldığı ve görünür hale getirildiğiydi. Bu ağ olmadan, görünmez dalgalar duyularımızla fark edilemezdi.

Bilim insanı Jacques Hinderer, Latour'a göre "üzerine titrediğimiz, bugüne kadar gördüğümüz her şeyi” içerisinde barındıran yeryüzünün ince tabakası "kritik bölgedeki" ağırlık kaymalarını ölçen bir gravimetreyi gösteriyor.


Neredeyse hemen hemen her gün iklim krizinin gerçekliğine işaret eden bir bilimsel kanıtın ortaya çıkması inkârcıları ikna etmeye yetmiyor. Çünkü bilimsel gerçeklikler tam da Latour’un göstermeye çalıştığı gibi ancak belirli ağlar içinde var olabiliyor, görünür, takip edilebilir hâle geliyor. Bu ağlar, ağlar arasındaki bağlantılar koptuğu zaman gerçekliğin görülmesi de zorlaşıyor, gerçeklik sorgulanır oluyor. Bugün yaşanan büyük ölçüde bu ve tam da bu yüzden belki de Latour’a her zamankinden daha fazla kulak kabartmak gerekiyor. Bilim yapmak, bilimsel araştırmaları desteklemek kadar; bilimsel araştırmaları ve gerçekleri kitlelere taşıyacak ağları örmek, aşınan, delinen yerleri onarmak da önemli. Bu da Latour’un işaret ettiği gibi sadece bilimin çözeceği bir iş değil, kültürüyle, siyasetiyle, ekonomisiyle çok yönlü, çok aktörlü bir çabayı gerektiriyor.

Şimdi sırasıyla önce botanik yani bitki bilimindeki sonra da gaita muhafazası ve mikrobiyota alanındaki güncel gelişmeleri sizinle paylaşacağız. Başka bir deyişle ağzımıza aldığımız lokmadan kakamıza kadar gıda döngüsünün hemen her durağının biyoloji ve genetik kadar toplumsal süreçlerle ne kadar yakın ilişki içerisinde şekillendiği bugünkü yazımızın konusu. Genetik çeşitlilikle çok kültürlülük arasındaki mesafe sandığımızdan çok daha kısa. Hatta genetik çeşitliliği korumak için çok kültürlülüğe de sahip çıkmak gerekiyor. Öte yandan, neyin bilindiği, ne kadar bilindiği, bilinmesinin ne kadar önemsendiği bilinenin potansiyel (ya da mevcut) toplumsal faydasından bağımsız. Başka bir deyişle, türlü dolayımlarla Latour bugünkü yazımızın arka planındaki kavramsal çerçevenin baş ilham kaynağı olacak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Zappa Zamanlar

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

BÜLTEN SAYISI

Eklektik Bülten 9: Botanikten Gaitaya Çok Kültürlülük

Bruno Latour, bitki körlüğünde artış ve kaka çeşitliliğinde azalma

29 Oca 2023

https://www.wired.co.uk/article/human-faeces-poo-as-fertiliser

YAZARLAR

Zappa Zamanlar

“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla:  Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…

İLGİLİ OKUMALAR

Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet

Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.

26 Nis 2026

Okuldan taşan kriz: Yalnızlık, erkeklik ve şiddet
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.

12 Nis 2026

Yeknesaklığın çağı: 2000'lerin deneyimini anlatan estetik duruşlar nerede?
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.

29 Mar 2026

Oscarlar, aileler ve ideolojiler: Sinemanın sığlaşan ruhu
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.

08 Mar 2026

Gastronominin siyaseti: Peru’dan Bask Bölgesi’ne dersler
Zappa ZamanlarZappa Zamanlar

HİKAYE

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.

15 Şub 2026

Kalkınma, mühendislik ve "mış gibi" yapan imparatorluk