Bu ne biçim hikâye böyle?

Bu ne biçim hikâye böyle?

Haziran sonu; Fethiye’ye doğru yoldayım. Manisa civarında ışıklarda yan şeritte bir toros kırmızı ışıkta duruyor. Ben arabaya bakarken bir anda radyoda “Bir zamanlar fırtınalar estirirdim” çalmaya başlıyor. Birkaç saniyeliğine Her şey çok güzel olacak filmini anımsıyorum ve ışığın yeşile dönmesiyle yola devam ediyorum. Fethiye’de buluştuğum Burak’a bu anı anlatırken “neden arabayı bulup filmdeki rotayı yapmıyoruz” fikri ortaya çıkıyor. Ancak tatillerde hevesle oraya atılan ve asla gerçekleşmeyen bir başka fikir olarak kabul edip üstünde durmuyorum.

Yaz yavaştan bitiyor, eylül ayına geçiyoruz. Telefonum çalıyor. Arayan Burak, “Ne zaman gidiyoruz Bodrum’a?” diye giriyor lafa. Ben olayı idrak edene kadar görev paylaşımını yapıyor ve araba aramaya başlıyoruz. Filmin 20'nci yılı nedeniyle bu rotayı yapmamız gerektiğine beni kolayca ikna ediyor. İhtiyacımız olan station bir toros, en önemlisi de İstanbul’dan Bodrum’a gidip dönebilecek durumda olması. Araştırmalarımız sonucu Türkiye’deki çoğu Toros’un muayene sonucu normalde trafiğe çıkamaz hâlde olduğunu, ancak sadece köylerde tarlaya gitmek için kullanıldığını öğreniyoruz. Enseyi karartmadan tüm imkânları seferber edip aramaya devam ediyoruz. Bu esnada yolda filmin bazı kült sahnelerini de yeniden çekmeye karar veriyoruz. Ben Nuri, Burak ise Altan Çamlı oluyor. Filmi defalarca izleyip replikleri çalışıyoruz. İstanbul’da ne kadar abuk sabuk kostüm mağazası varsa dolaşıp Nuri Çamlı tişörtü ve Altan Çamlı gömleği arıyoruz. Ancak bu iki ürün de Bodrum’a gidecek bir Toros bulmak kadar zor oluyor.

Neredeyse bir ayın sonunda umutsuzluğa kapılmış şekilde fikri rafa kaldırdığımızı düşünüyorum. İşte tam bu günlerde Burak’tan bir mesaj geliyor. Arabayı bulduğunu, akşam gidip teslim alacağımızı söylüyor. İstanbul’un uzak bir semtinde buluyoruz kendimizi. Neredeyse yeni görünen bir Toros var karşımızda. Ancak 1993 model olduğunu öğreniyoruz. Sahibi büyük bir gururla arabanın kendisine dedesinden kaldığını anlatırken yıllarca ahırda unutulduğunu, bu nedenle çok az kullanıldığını söylüyor. Bakışlarımızdaki şüpheden arabanın yeni servisten geçtiğini de eklemeyi unutmuyor. Arabayı teslim alıyoruz. Hedefimiz üç gün sonra arabayı geri getirmek. Bir günde Bodrum’a gideceğiz, ertesi gün Bodrum’da çekimler yapıp sonraki gün de dönüşe geçeceğiz.

Kerimcan Akduman - Ruta


Ertesi sabah erken saatte Burak, Toros'la beni almaya geliyor. Arka koltukta ise bu seyahati görüntülemek için Mert oturuyor. Yola çıkmadan son bir görevimiz var. Burak’ın çekimlerde giyeceği alengirli gömleği bulmak. Bodrum yolundan önce macera Osmanbey’in arka sokaklarında başlıyor. Gömlek satan mağazaları dolaşıp Altan Çamlı gömleğine benzer bir şey arıyoruz. Ancak bulamayıp benzerini alıp yola çıkıyoruz. İstanbul’dan yolculuğu başlatacağımız yer sembol bir nokta: İstiklal Caddesi. Filmin bitişindeki ağaçlı ve çok renkli İstiklal değil ancak yine de Beyoğlu’nun her hâli güzel diye kendimizi avutuyoruz.

Caddeye kaçak girip birkaç fotoğraf çektikten sonra Burak Toros’un gücü yettiğince gaza basıyor ve İstanbul’dan ayrılıyoruz. Osman Gazi Köprüsü’ne girmek yerine direksiyonu Eskihisar’a doğru kırıyoruz. Hava güzelken feribot sahnemizi çekmemiz gerekiyor. Neyseki 1998’dekine benzer bir feribota biniyoruz. Biz feribotun kenarına geçerken Mert kamerasını alıp üst kata çıkıyor. Her şey çok güzel olacak’ın sonundaki “Bilemiyorum Altan” sahnesini birkaç tekrarla çekiyoruz.

Kerimcan Akduman - Ruta


Feribottan indikten bir süre sonra arka koltukta bir hareketlenme oluyor. Mert’in rengi giderek beyazlamaya, hareketleri yavaşlamaya başlıyor. Sağlığından endişe ettiğimiz için soluğu Karacabey Devlet Hastanesi'nde alıyoruz. Acil doktorları muayene sonrası üşütme başlangıcı olduğunu ve dinlenmesi gerektiğini söylüyor. O an Mert’le ilk günden vedalaşmamız gerektiğini anlıyoruz. Bu yolculuğu çıkartabilecek durumda değil. İzmir’deki son uçağa kendisini yetiştirmeye karar veriyoruz. Yola çıkabilmek için bir serum yiyor ve İzmir’e kadar uyuyor. Toros hararet yapmasın diye 2 saatte bir mola vermek zorundayız. Düz vites araba kullanamadığım için tüm yolu Burak kullanıyor. Sabah Bodrum’da biteceğini sanarak başladığımız gün 16 saatin sonunda İzmir’de Kordon'da dostumuz Serkan’ın evinde son buluyor. Bitkin hâldeyiz.

Kerimcan Akduman - Ruta


Sabah İzmir’den seyahati görüntülemek için bize katılan Deniz'le tekrardan yola çıkıyoruz. Yol boyunca sahneleri çekmeye devam ederken Burak’ın jelatin ve tarakla müzik yapabilme yeteneğine hayran kalıyoruz. Güneye indikçe hava sıcaklığı artıyor. Klimasız hatta motorun sıcaklığını da içeri üfleyen Torosla yolculuk giderek daha da büyük işkence hâline geliyor. Camları açtığımızda ise birbirimizi duyamayacağımız şiddetli bir gürültüyle karşılaşıyoruz. Akşam gün battıktan sonra Bodrum’un ışıkları uzakta görülüyor. Kuzenim Aslı’nın verdiği anahtarla yazlıklarına girip yığılıyoruz. Evet yolculuğun ilk etabı bitiyor ama daha Bodrum sahneleri ve dönüş yolu var.

Ertesi sabah gücümüzü toplamış, üç silahşörler misali Bodrum çekimlerini tamamlamak için merkeze dönüyoruz. Flash TV oyunculuklarımızla marinadaki çekimleri bitirip öğleden sonra yola çıkmaya karar veriyoruz. Tam Bodrum çıkışında Burak "arabada sıkıntılar var" diyor. Arada sırada sağa çekiyoruz arabayı, kaputu açıp inceliyoruz, bir şey göremeyince kapatıp yola devam ediyoruz. Zaten planımızın bir gün gerisindeyiz. O akşam İzmir’e varmak tek amacımız. Birbirimizi ayık tutmak için konudan konuya atlayan sohbetler eşliğinde Söke’yi geçiyoruz. Dik bir bayıra geldiğimizde araba sallanmaya ve yavaşlamaya başlıyor. Karanlık yolda arabanın son metreler için kalan gücünü emniyet şeridine geçmek için kullanıyoruz. Vızır vızır kamyonların teğet geçtiği bir noktadayız. Toros ne yaparsak yapalım yürümüyor.

İnternetten aradığımız çekicilerin çoğuna ulaşamıyoruz. Sonunda bir tanesinden yakınlarda olabileceği umuduyla başka bir telefon alıp şansımızı tekrar deniyoruz. Hava iyice kararıyor ve Toros’un cılız ışıklarının hızla geçen kamyonlara ne kadar görünürlük sağladığına dair gerginliğimiz artıyor. Yaklaşık 3 saatlik bir mücadele sonunda arkasında “Dikkat çok çekici” yazısıyla kurtarıcımız geliyor. Bizi yarı yolda bıraktığı için “Ayla” adını verdiğimiz Toros’u yüklüyoruz ve İzmir sanayiye doğru yola çıkıyoruz. Gözlerimi açtığımda İzmir oto sanayi sitesindeyiz. Arabayı İzmirli dostlarımızın önerdiği tamircinin dükkânının önüne bırakıp er başımız sıkıştığında bize evini açan ve gariplerin babası konumuna yükselen Serkan’ın evine gidiyoruz.

Ertesi sabah ustalardan iyi haber gelmiyor. Arabanın debriyajında ciddi bir sıkıntı olduğunu ve tamirin uzun süreceğini söylüyorlar. Evde bu haberin moralsizliğiyle oturmaktansa dışarı çıkıp yürümeye karar veriyoruz. İzmir’de aylaklık yapan turistler olarak ilk soluğu boyozcuda alıyoruz. Karbonhidratın mutluluk gücünü kullanıp modumuzu biraz değiştirdikten sonra bir anda Serkan’dan bir telefon geliyor. Duyduklarımız karşısında şok oluyoruz. Akşam İzmir’de MFÖ konseri olduğunu öğreniyoruz. O an arabanın bozulması ve bir gün daha İzmir’de kalmamız gerekmesinin nedenini öğrenmiş oluyoruz. Aylaklıkla geçen günün tek gündemi konserin şarkı listesi. Acaba filmden şarkıları çalacaklar mı diye düşünüp duruyoruz. Akşamüstü Ayla da tamirden çıkıyor. Ancak bu defa yola çıkmamak için çok güzel bir nedenimiz var.

Güneş mesaisini bitiriyor. İzmir’e akşam çöküyor. Açıkhava Tiyatrosu’ndaki yerimizi alıyoruz. Işıklar yanıp sönüyor ve MFÖ sahneye çıkıyor. Karşımızda bu çileli yolculuğa çıkmamıza ilham veren adamlar biri duruyor. Birkaç şarkı sonra filmin kült şarkılarından “Benim hâlâ umudum var” başlıyor. Yolda başımıza gelenleri düşünüyorum. İnsan ne olursa olsun bir yolunu buluyor diyorum kendi kendime. Konserin sonlarına doğru ise “Bu ne biçim hikâye böyle” başlıyor. Bir başkasının filmine saygı için çıktığımız yolculukta aslında kendi filmimizin içine düşüyoruz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

RutaRuta

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

93 model bir Toros'la Bodrum'a doğru

"Her şey çok güzel olacak" filminin yirminci yılına özel bir yolculuk.

29 Ara 2021

Kerimcan Akduman - Ruta - Bodrum

YAZARLAR

Kerimcan Akduman

Turizm profesyoneli, yazar, fotoğrafçı. İstanbul'da doğdu, yetişti. Reklamcılık yapmaktan sıkılıp 1,5 sene dünyayı dolaştı. Eve dönüp öğrendikleriyle turizm sektörüne girdi. Dünyanın uzak bölgelerinde deneyim odaklı turlar düzenliyor.

Ruta

Ruta hayatını genelde yolda geçiren ve not tutmak yerine fotoğraf çeken bir adamın seyir defteri.

İLGİLİ OKUMALAR