Byung-Chul Han'ı neden sevdik?

Son yıllarda Türkiye’nin entelektüel tartışma ortamlarında adı sıkça geçen bir düşünür var: Byung-Chul Han. Güney Kore doğumlu Alman filozof çoğunlukla modern toplumun eleştirisi üzerinden dijitalleşmenin ve neoliberalizmin insan hayatına etkilerini analiz ediyor. Berlin’deki Universität der Künste’de felsefe ve kültürel çalışmalar profesörü olarak görev yapan yazar, Avrupa’da en çok okunan çağdaş filozoflardan biri ve alanında 20'den fazla kitabın da yazarı.
- Peki, Han'ın eserlerinin hem Türkiye'de hem de dünyada bu denli yankı bulmasının sebepleri ne olabilir?
Belki bu sorunun cevabını, Han'ın düşüncelerinin Türkiye'nin dinamikleriyle örtüştüğü noktalarda aramak gerek.
Karmaşık sorunlara yalın cevaplar
Byung-Chul Han, geniş yelpazede tartışma başlıkları sunan çalışmalarında modern toplumun dijitalleşme, aşırı bireyselleşme, kültürün global şartlarda değişimi ve neoliberalizmin yarattığı performans ve verimlilik baskısı gibi sorunları dert ediniyor.
Gündelik hayatta hissedilen ancak isim vermekte zorlanılan bu sorunları, felsefenin kavram inşasına girişmesini sadeleştirir biçimde yalın bir dille sunması Han'ı anlaşılır kılan unsurlardan. Çünkü Han'ın üslubu akademik olmasına rağmen oldukça erişilebilir bir dil vadediyor. Karmaşık gibi görünen kavramları anlaşılır bir şekilde ifade etmesi belki de onu geniş bir kitle için cazip hâle getiriyor.
Çünkü felsefeye ilgi duyan ancak yoğun akademik metinlerden kaçınan bir grup için bu durum tam da Han'ın ortaya attığı kavram olan "enfokrasi"nin içinde dijital enformasyon bombardımanı tutulan bireyi tatmin edici bir gerekçe.
Denk düşen dertler
Modern toplum eleştirilerinin Türkiye'de yankı bulmasının, Türkiye'nin içinden geçtiği sosyolojik gündem ve toplumsal değişimlerle yakından örtüştüğünü söyleyebiliriz.
Geç modernitenin başarı ve performans odaklı bir özne üzerinden hayatı kurgulamasını belki de iliklerine kadar hisseden Türkiye toplumu için Han'ın tezleri, dinamik ve güncel bir okuma sunuyor.
Şiddetin modern dünyada nasıl dönüştüğünün karşılığını hem sanal hem reel dünyada günbegün yaşayan Türkiye ahalisi için kurulan bu yakınlığın yanı sıra sosyal medya kullanımında sosyolojik bir vaka olarak beliren "pozitiflik" takıntısı toplumsal noktalara denk düşen unsurlar olarak göze çarpıyor.
Psikolojik olarak yeni nesil bir tabirle “olumlama” ihtiyacının yarattığı bu sanal ortam sözü edilen pozitiflik kültürünü besliyor. Ancak Han, bu pozitifliğin bireyin sınırlarını ve eksikliklerini görmezden gelmesine yol açtığını ve bireyin kendisiyle gerçek bir ilişki kurmasını engellediğini savunuyor.
Han'a göre, negatifliğin yani sınırlamaların, eksikliklerin ve olumsuzlukların kabulü, insanı insan yapan unsurlar olarak öne çıkıyor. Modern toplumda ise negatifliğin dışlanarak, her şeyin aşırı olumlu perspektiften görülmeye zorlanma hâli bireyde bir tür içsel boşluk yaratıyor. Tüm zayıflıkların üstünü kapatma eğiliminde olan Türkiye toplumunun genel ahlak yapısıyla Han’ın analizlerinin burada oldukça örtüştüğü görünüyor.
- Zira Han'a göre, sürekli hızlanan ve zamanın kıt bir kaynak olarak görüldüğü bu çağda, bireyler gerçek anlamda "yaşama" fırsatını kaçırıyor. Hız kültürü, bireyin anı yaşamasına engel olarak her şeyi sadece tüketim hızına endeksliyor. Dolayısıyla yavaşlık, sabır ve anlamlı deneyimler Han’ın övdüğü ve modern dünyada eksikliğini hissettiğimiz değerler.
Tüm bunların yanı sıra sosyal medyanın yaygınlaşması ile birlikte bitimsiz bir rekabet ve performans döngüsü içinde ritim kazanan gündelik bir akışın olması bunun alternatifi arayışında olanları eleştirel bir bakış aramaya itiyor. Han'ın özellikle Şeffaflık Toplumu'nda dikkat çektiği enformasyona dönüştürmek amacıyla her şeyi içine girmeye zorlayan iletişim, üretkenlik ve hızda artışın insanı "camlaştırdığı" düşüncesi evrenselden yerele toplumla ilişkilendirilebilecek başlıklar olarak öne çıkıyor.
Karmaşık dönemde aydınlanma reçetesi sunmak
Türkiye'nin sosyolojik katmanları arasında güncelliğini hep koruyan kültürel belirsizliğin ardından gelen ekonomik ve politik çıkmaz da okurları güvenli alan arayışlarına yönelttiği söylenebilir. Byung-Chul Han’ın yazıları belki de bu karmaşık dönemde popüler bir "aydınlanma" tarifi sunuyor.
Özellikle Han'ın ortaya attığı Psikopolitika ve Yorgunluk Toplumu gibi başlıklar yazarın en bilinen kavramları olarak yaygınlaştı. Daha çok üretme zorunluluğunun insanları psikolojik olarak nasıl yorduğunu, depresyon, anksiyete ve tükenmişlik sendromlarının yaygınlaşmasına sebep olmasını işleyen Han, kendini özgür sanan performans öznesinin aslında bir köle olduğu savını ortaya atıyor:
"Bir girişimci olarak neoliberal özne başkalarıyla amaçtan yoksun ilişkilere girmekten acizdir. Girişimciler arasında amaçtan yoksun bir dostluk oluşmaz zaten. Halbuki özgür olmak köken olarak dostlar arasında olmak anlamına gelir. Özgürlük ve arkadaş kelimeleri Hint-Avrupa dil ailesinde aynı köke sahiptir. Özgürlük esasında bir ilişki kelimesidir. İnsan kendini ancak iyi bir ilişkide, diğer insanlarla mutlu bir birliktelik içinde gerçekten özgür hisseder."
Han’ın eserlerinde işlediği bir diğer önemli tema da “öz”e dönüş ve meditasyon ihtiyacı. Türkiye’de hızlı şehirleşme, yoğun çalışma temposu ve artan bireysel rekabet ile neredeyse hemen her şeyi “rehabilite” etme ihtiyacı güden kentli insan için Han'ın fikirleri bir “plesebo” etkisi görüp çekici gelebiliyor. Tabii tüm bunlara ek olarak Han’ın kitaplarının Türkçeye çevrilip yayımlanması, iyi bir yayıncılık stratejisi ve tanıtımı sayesinde de popülerleştiğini söylemek gerekir. Kitaplarının medyada ve sosyal medyada sıkça referans gösterilmesi, onu daha görünür kıldı. Han'ın yazıları özellikle entelektüel çevrelerde sıkça tartışılıyor ve bu da popülaritesini artırıyor.
Byung-Chul Han için yöneltilen eleştirilerin başında kavramlardan çok, kavramların çağrıştırdığı atmosferin etrafında gezinmesi ve referans verdiği tarihsel figürlerin bu çağa uyarlanmış ve tahrif edilmiş özetleri üzerine argümanlarını kurduğu yönünde.
Bu onun niteliğini tartışmalı hâle getirir mi, su götürür. Fakat görünen o ki bu "pop-filozof"un bir diğer çağdaşı Yuval Noah Harari gibi bu kadar popüler olmasının ardında pandemi ve ekonomik krizler sonrası geleceğe karanlık bakan birey için hem çağa hem de tabiri caizse apokaliptik zamana yönelik eleştirel bakış geliştirmede bir rehber işlevi görerek anlaşılır tarifler sunması var.
Gürültüsüyle menkul storytelling çağında, anlatının krizine işaret eden, geleneksel hikaye anlatıcılığının iyileştirici bir etkisi olduğunu ve bunun günümüzün veri odaklı dünyasında kaybolduğunu ileri süren yazar için sıkça dile getirdiği “hikaye satışı” belki bu yönüyle gizliden kendini de vuruyordur, ne dersiniz?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
2024 Nobel Edebiyat Ödülü, Güney Koreli yazar Han Kang’a verildi. Güney Kore doğumlu Alman filozof Byung-Chul Han'ın Türkiye'de bu kadar sevilmesinin nedenleri.
11 Eki 2024

YAZARLAR

Uğur Ugan
Editör ve içerik üreticisi. Gazetecilik eğitiminin ardından habercilik ile başlayan profesyonel kariyeri görsel, işitsel ve dijital medyada editörlük, kültür-sanat muhabirliği, web editörlüğü ile devam etti. Ayrıca kültür-sanat organizasyonları, yayıncılık dünyası, üniversitelerarası işbirliği, doğa, iklim ve çevre temalı etkinliklere basın danışmanlığı ve proje yöneticiliği yapıyor.

Aposto Kitap
Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.
İLGİLİ OKUMALAR



