Çağdaşlaşma yolunda çok yönlü bir girişimci: Nejat Eczacıbaşı

Ülkemizin ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşamına pek çok kalıcı eser kazandıran, Eczacıbaşı Topluluğu’nun kurucusu Dr. Nejat F. Eczacıbaşı, aynı zamanda Türkiye'nin yetiştirdiği önde gelen aydınlardan biriydi. Nejat Eczacıbaşı’nın yaşam öyküsünü ve düşünce dünyasını, Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı, büyük oğlu Bülent Eczacıbaşı anlattı.
Çağdaşlaşma yolunda çok yönlü bir girişimci: Nejat Eczacıbaşı

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Nejat Bey’in başarı hikayesinin babası ile başladığını düşünüyorum. Süleyman Ferit Bey, 1903 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Yüksek Mektebi’nden mezun olduktan sonra memleketi İzmir’e dönüyor. Henüz 18 yaşında, ülkenin en genç “diplomalı” eczacısı... Gureba-i Müslimîn Hastanesi’nde çalışmaya başlayan Süleyman Ferit Bey, 1905’te “başeczacı” oluyor. Başarılı çalışmalarından dolayı, İzmir Vilayeti Genel Meclisi tarafından 1909'da kendisine “Eczacıbaşı” unvanı veriliyor. Daha sonra bu unvanı soyadı olarak alıyor. 

Babasının Nejat Bey üzerinde bir rol model olarak nasıl bir etkisi oluyor? Nejat Bey’in ve bugünkü Eczacıbaşı’nın kuruluşunda Türkiye Cumhuriyeti’nin yönlendirmeleri kadar, vizyoner bir babanın etkileri de var diye düşünüyorum. Ne dersiniz?

Nejat Bey’inki kadar büyük ölçekli olmasa da dedemiz Süleyman Ferit Eczacıbaşı’nın girişimcilik öyküsü de oldukça etkileyici… Belirttiğiniz gibi, henüz 18 yaşındayken “eczacılık şahadetnamesi” almış ve eczane sahibi olma hayalini gerçekleştirmek için İzmir’e dönmüş. O yıllarda bir Türk'ün kendi özel eczanesini açması İstanbul’da bile pek zor. Süleyman Ferit Bey azmi ve çalışkanlığı sayesinde, tamamen kendi imkanlarıyla, altı yıl içinde bunu başarmış. Kemeraltı’ndaki ünlü Şifa Eczanesi’ni devraldığında ise sadece 26 yaşındaymış. Sonrasında Süleyman Ferit Bey ürettiği müstahzarlarıyla (önceden hazırlanarak eczahanede bulundurulan hazır ilaç) tüm Ege’de adını duyurmuş. Hatta Altın Damla kolonyası gibi bazı ürünleri Türkiye çapında tanınarak İzmir’in simgesi hâline gelmiş. 

Nejat Eczacıbaşı’nın yeni bir girişimi hayata geçirirken zorluklardan yılmama, disiplinli ve titiz çalışma konusunda “günde 16 saat havan döverek” işe başlayan ve “Türk’ten eczacı olamaz inancını yıkan” babasını örnek aldığını söyleyebiliriz. Süleyman Ferit Bey’in toplumsal katkı çalışmalarından da kuşkusuz etkilenmiş. Dedemiz İzmir’de Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nden Hilâl-i Ahmer’e (Kızılay) kadar pek çok kuruluşta yoğun, gönüllü çalışmalarda bulunmuş; eczanesinde ihtiyaç sahiplerine gece-gündüz ücretsiz hizmet vermiş. 1926-1933 arası başkanlığını yaptığı İzmir Ticaret ve Sanayi Odası’na ve “güzel İzmir için naçiz hizmetlerim arasında başta gelir” dediği Millî Kütüphane’nin kurulmasına katkıları da önemli toplumsal çalışmalarıdır. Oğullarına sürekli tekrar ettiği “Memleketten aldığınızı memlekete verin” nasihati Nejat Bey için her zaman yol gösterici olmuştur.

Süleyman Ferit, Saffet, Nejat, Vedat, Kemal, Melih, Şakir, Haluk Eczacıbaşı'nın aile fotoğrafı, 1932.

Nejat Eczacıbaşı 1913 yılında dünyaya geliyor. Evde bir Alman mürebbiyesi var. İtalyan İlkokulu’ndan sonra Kızılçullu’daki İzmir Amerikan Koleji’ne gidiyor. O dönem için son derece modern olarak tanımlanabilecek bu eğitim kurumlarında yetişiyor. Yazları babasının eczanesinde çalışıyor. 14 yaşında lise öğrenimi için İstanbul’a gidiyor, Robert Kolej’de okuyor. Okul orkestrasında keman çalmaya başlıyor. Yine o yıllarda bir grup arkadaşıyla okulda, sonraları “girişimciliğimin ilk ürünü” diye tanımlayacağı Herald Gazetesi’ni çıkarıyor. 1932’de de sınıf birincisi olarak liseden mezun oluyor. Genel olarak bu yılların ve uluslararası okullarda öğrenim görmenin Nejat Bey’de bıraktığı etkiler nelerdir?

Nejat Bey’in çocukluk ve gençlik çağı bir devrin sona erdiği yeni bir devrin başladığı, hem çok çalkantılı hem de çok heyecan verici yıllara rastlar. İşgal ve savaş yıllarının korkunç acılarına da 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’de yaşanan büyük kurtuluş coşkusuna da tanıklık etmiştir. 20. yüzyılın ilk çeyreği sadece siyasal değil teknolojik gelişmeler açısından da hareketli yıllardır. Örneğin Nejat Bey, İzmir Amerikan Koleji’nde okurken bir öğretmeninin evinde ilk kez “insanın yarattığı mucizelerden biri” olarak tanımlanan “radyo”yu dinler ve hayretler içinde kalır. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, bütün yokluklara rağmen modern bir ülke inşa etme hayali, Atatürk’ün “muasır medeniyetler seviyesi” hedefi belirleyici olmuştur. Herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş dünyada yerini alması için yeni neslin en iyi eğitimi alması gerektiği konusunda hemfikirdir. Aileler çocuklarının hem yabancı dil hem de yeni bilimleri öğrenmeleri için imkanlarını zorlar. Nejat Bey de Robert Kolej’e gösterilen ilginin Cumhuriyet döneminde arttığından söz eder. 1927 yılında Kolej’e girdiğinde öğrencilerin yarısı yabancı uyruklulardan, yarısı da Türklerden oluşur. 25-30 kişilik sınıflarda her biri üniversite öğretim üyesi düzeyinde yetkin, deneyimli öğretmenlerden ders görürler. Farklı coğrafyalardan gelen öğrencilerle arkadaşlıkları da Nejat Bey’in ufkunu genişletmiştir.

Nejat Eczacıbaşı Robert Kolej yıllarında, 1928.

O yıllarda Robert Kolej’deki eğitimin güçlü yönlerinden biri de, doğa bilimlerinin yanı sıra edebiyat, müzik, resim gibi sanat dallarına da özel önem verilmesiymiş. Bu sayede Nejat Eczacıbaşı hem ulusal hem de evrensel kültürün temel eserleriyle erken yaşlarda tanışmış, bu alanda da sağlam bir altyapı edinmiştir. Gerek ekonomik yatırımlarında gerekse kültür-sanat, spor ve bilim alanındaki toplumsal yatırımlarında bu bakış açısı ve altyapının etkisi olmuştur.

Nejat Bey’in “Eğer bir insanın merakı varsa, aklı kötü şeylere işlemez” sözü ilgimi çekti. Kendisi de merak duygusu yüksek birisi miydi? Başarılarının arkasında bu meraklı kişiliğinin olduğu söylenebilir mi?

Evet, çalışma azmi ve güçlü sorumluluk duygusu ile birlikte babamın en belirgin özelliği herhalde fazlasıyla meraklı oluşuydu. Onu her alanda sürekli yenilikler peşinde koşmaya yönelten de buydu muhtemelen. Nejat Bey merak etmeyi bir bakıma insanın kendini geliştirmesi için önkoşul olarak görürdü. Hatta daha ileri gidip, merak duygusunu insanın çevresine ve kendi kişiliğine saygı ile ilişkilendirirdi. Bu nedenle “merakları olan” insanlarla çalışmayı, dostluk kurmayı severdi. 

Nejat Eczacıbaşı’na göre, meraklarımız uzmanlık ya da iş alanımızla sınırlı tutulmamalıydı. Farklı konulara zaman ayırmak, insanı gündelik hayatın dışına çıkarır, kişisel mutluluğunu artırır, ruhsal açıdan zenginleştirirdi. Nejat Bey özellikle tutkuya dönüşen merakların hayata anlam kattığını düşünüyordu. Başarılı insanların çoğunda yurt tutkusu, çevre tutkusu, meslek tutkusu gibi güçlü tutkuların olduğunu söylerdi. Kendi başarısında da öncelikle ülkesi için kalıcı değerler yaratma tutkusunun önemli bir rolü vardı.

Nejat Eczacıbaşı, Almanya'nın Heidelberg kentinde laboratuvarda çalışırken, 1933.

Nejat Bey üniversite öğrenimi için Almanya’nın Heidelberg şehrine gidiyor ve 1934 yılında kimya lisansını tamamlıyor. Ardından yüksek lisans öğrenimi için Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Chicago Üniversitesi’ne gidiyor. Tekrar Almanya’ya dönüp, 1937’de Berlin Üniversitesi’nden doktorasını alıyor. Ayrıca Kaiser Wilhelm (sonradan Max Planck) Enstitüsü’nde hormonlar ve vitaminler üzerine araştırmalar yapıyor. Bu tercihlerinin nedenleri neydi ve yurtdışı eğitimi Nejat Bey’e neler kazandırdı acaba?

Öncelikle o dönemde Almancanın dünya genelinde en geçerli bilim dili olduğunu söylemeliyim. Bu nedenle Nejat Eczacıbaşı birinci yabancı dili olmamasına rağmen, kimya eğitiminin ulaştığı aşamayı görüp, Almanya’ya gitmeyi tercih ediyor. Daha sonra Chicago Üniversitesi’ni seçmesi de okulun bilimsel düzeyinden dolayı. Chicago Üniversitesi’nin kimya bölümü o yıllarda ünlü profesörleri çatısı altında toplamış. Rektör Robert M. Hutchins eğitim sistemine büyük yenilikler getirmiş... Nejat Bey, doktora çalışmaları sırasında da önde gelen bilim insanlarıyla birlikte çalışıyor. Örneğin 1939 yılında Nobel kimya ödülünü alan Adolf Butenandt’ın asistanlığını yapıyor.

En son bilimsel gelişmeleri ilk elden öğrenmenin Nejat Bey’i mesleki açıdan oldukça ileri bir noktaya taşıdığını söyleyebiliriz. Ayrıca Nejat Bey o yıllarda bilim çevreleriyle özel sektörün yakın işbirliği içinde çalışabileceklerini, bunun ekonomiye nasıl katkılar sağladığını gözlemliyor. İş yaşamıma başladıktan sonra, bu türden işbirliklerinin ülkemizde de yerleşmesi ve yaygınlaşması için çaba harcıyor. 1959 yılında başlattığı, sonradan Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri’ne dönüşecek olan, Eczacıbaşı Bilimsel Araştırma ve Ödül Fonu da bu açıdan değerlendirilebilir.

Bir de üniversite dışında, dünyayı tanımak var tabii: Almanya ve ABD gibi, 20. yüzyıla hem olumsuz hem de olumlu anlamda damgasını vuran iki ülkede yaşamak Nejat Bey’e güçlü bir toplumsal ve siyasal bilinç kazandırıyor. Nazilerin hangi yöntemlerle iktidara geldiklerini, yol açtıkları korkunç felaketleri kendi gözleriyle görüyor. Roosevelt döneminde Büyük Bunalım sonrası ekonomik toparlanmayı yakından inceleme fırsatı buluyor. O dönemde kültürel açıdan da kendisini geliştiriyor Nejat Bey. Avrupa’yı dolaşıyor, müzelere, festivallere gidiyor…

Tüm bu deneyimler sayesinde, dünyaya ve Türkiye’ye geniş bir çerçeveden bakabilen, çok yönlü düşünebilen bir aydın çıkıyor ortaya.

Eczacıbaşı İlaç Fabrikası'nın inşaatında, Levent, İstanbul, 1952.

Nejat Bey Türkiye'ye döndüğünde neler yapıyor? Yurt dışında edindiği bilgileri, geliştirdiği ilişkilerini Türkiye’de değerlendirme imkanı oluyor mu? Cumhuriyetin ilk yıllarında Nejat Bey’in kendini özellikle yurt dışında geliştirmesi ve ardından girişimci ruhlu cesur adımlar atmasıyla Türkiye’de ilaç sanayisinde önemli atılımlar gerçekleşiyor. Burada Nejat Bey’in başarılı olmasını sağlayan temel faktörler neler?

Nejat Bey’in Türkiye’ye döndükten sonra babasının yanında çalışmak yerine kendi işini kurmaya karar vermesi çok dikkat çekicidir. Özellikle kalabalık ailelerde ilk kuşağın yarattığı varlıkların daha güçlü ekonomik büyüklüklere dönüşemediğini, küçük küçük parçalara bölünerek eriyip gittiğini gözlemliyor. Dolayısıyla İzmir yerine İstanbul’a yerleşip, sıfırdan başlamayı, Talât Sait Halman’ın deyişiyle “biraz Amerikanvari” bir girişimcilik macerasını tercih ediyor.

İlk girişimleri elbette kendi uzmanlık alanı olan vitaminlerle ilişkili: Lâleli’de kaldığı apartman dairesinin mutfağını laboratuvar hâline getirerek vitamin ve balıkyağı özü; Pera Palas Oteli’nin karşısında bir apartmanının bodrum katında da çocuk maması üretmeye başlıyor. Çok küçük ölçekte başlattığı ilk işlerinde yurt dışı ilişkilerinden yararlanması söz konusu olmasa da arkadaş çevresinden destek görüyor. Örneğin çocuk maması işini Almanya’dan tanıdığı Dr. Kemal Baran ile birlikte kuruyor. Sonraki yıllarda özellikle İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın kuruluşunda ve Türkiye’nin dışarıda tanıtımı ve temsilinde yurt dışı bağlantılarının büyük faydasını görüyor. 

Nejat Eczacıbaşı’nı ilk işlerinde de sonraki girişimlerinde de başarılı kılan birkaç temel etken var: Birincisi, toplumu, pazarı iyi inceleyip, ihtiyacı iyi belirlemesi ve o ihtiyacı tam karşılayan ürünler çıkarması. İkincisi, her zaman bilimsel bilgiye, yeniliğe önem vermesi. Üçüncüsü de yüksek kaliteden asla taviz vermemesi… Bunlara elbette çalışkanlık, atılganlık ve iyimserlik gibi kişilik özelliklerini de eklemek gerek. 

Eczacıbaşı İlaç Fabrikası'nın temel atma töreninden, Levent, İstanbul, 1951.

O günlerde Yeni Asır gazetesinde şöyle bir haber çıkıyor: “Sıhhat Vekâleti, Nejad Ferid Beyi tebrik etti. Amerika’da tahsilini ikmal eden Türk genci kimyager Nejat Ferit bey, memleketimiz mevvadı iptidaisinden Vitamin A elde etmeye muvaffak oldu. (...) İşadamı, yalnız piyasada ticaret hayatında çalışan faal ve zeki kimselere denmez. İşte yeni bir işadamı tipi ki, bizim memleketimize en fazla lazım olan gençlerden bir tiptir.”

O dönem Nejat Bey gibi çok gence rastlamıyoruz. Onu girişimci olarak farklı kılan nelerdi? Bir de, Nejat Bey’in Türkiye’deki iş insanı profilini değiştirdiği söyleniyor. Nasıl bir değişimdi bu?

Bilindiği gibi ilk dönemlerde yurt dışında eğitim görenler, daha çok üniversitelerde ya da devlet kurumlarında görev alıyorlar. Doğrudan iş dünyasına atılanlar ise genellikle ticaret kökenli ailelerden geliyor. Feyyaz Berker, Nihat Gökyiğit gibi birkaç istisna dışında, yurt dışında okuduktan sonra girişimci olanlar neredeyse yok denecek kadar az. Nejat Eczacıbaşı’nın temel farkı, bilim dünyasından gelip doğrudan sanayiye yönelmesi… Girişimciliğinde alıp satmaktan çok “sanayi üretimi” her zaman ön planda olmuştur. Üretimde de her zaman “modern” bir anlayışı benimsemiş, en son yöntemleri, en ileri teknolojileri kullanmıştır. Kardeşim Faruk Eczacıbaşı’nın çok isabetli tespitiyle, Nejat Bey Türkiye’ye “yüksek standart” kavramını kazandırmıştır.

Nejat Bey’in iş insanı profilinin özünde de modernlik vardır. Dünyayı yakından izleyen, yeniliklere öncülük eden, memleket meseleleri üzerine düşünen, ilgi alanları geniş, gelecek odaklı bir iş insanı profilidir bu. 

Çok partili rejime geçeceğini açıkladıktan sonra Türkiye, Marshall Planı adıyla bilinen program çerçevesinde 1948 yılından başlayarak ABD’den kredi ve yardım almaya başlıyor. 1950 seçimlerinde sandıktan Demokrat Parti çıkıyor. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası da aynı yıl kuruluyor. Nejat Bey bu bankadan aldığı krediyle ilk ilaç fabrikasını inşa ediyor. Bankayı bu yatırıma nasıl ikna ediyor? Bu süreci biraz anlatır mısınız?

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası ülkemizde özel girişimlere uzun süreli yatırım kredisi veren ilk bankadır. Nejat Bey de kurmayı düşündüğü ilaç fabrikasının inşaat ve tesisat gereksinimlerini karşılamak amacıyla kredi için bankaya ilk başvuranlardan biridir. Henüz yolun çok başında bir gencin “ilaç fabrikası” kurma planını banka yönetim kurulu tabii ki yadırgar. O dönemde Nejat Bey’in Galata, Mumhane Caddesi’ndeki beş odalı ilaç imalathanesinde 10 kişi çalışmaktadır. Kredi talebini geri çevirecekken banka genç girişimciyi kural dışı olarak görüşmeye davet eder. Banka yönetimi ilaç gibi güven isteyen bir konuda, yabancı ilaçlar kolaylıkla bulunurken, hiç tanınmamış, yerli üretim bir markanın şansı olabileceğinden emin değildir. Ancak Nejat Bey görüşmede çok iyi bir sınav verir. “Ulusal sanayimiz, dünyadaki örneklerinde görüldüğü gibi üretimde gerekenleri yaptığı ve bunu da topluma anlatabildiği takdirde, halkın iyi niyetinden kuşku duymamak gerekir.” tezini savunur. 820 bin liralık kredi isteği kabul edilir ve Levent’te Türkiye’nin ilk modern ilaç fabrikasının yapım hazırlıklarına başlanır.

Zaman Nejat Eczacıbaşı’nı haklı çıkarır: Levent’teki fabrika bitip çalışmaya başladığı zaman büyük ilgi görür. Her hafta toplumun farklı kesimlerinden insanlar tesisi gezmeye gelirler.

Eczacıbaşı Seramik Fabrikası'nın açılışı, Levent, İstanbul, 1958.

1950’lerin ortalarında İstanbul Üniversitesi’nde kurulan İşletme İktisadı Enstitüsü, Türkiye’nin ilk akademik eğitimli iş yöneticilerinin yetişmesine ön ayak oluyor. Bu fikir nasıl ortaya çıkıyor? Burada yetişen kişiler beklendiği gibi yöneticilik anlamında başarılı oluyor mu? 

Nejat Bey bir grup iş insanıyla birlikte 1952 yılında enstitünün ön çalışmalarına başlıyor. Ford Vakfı’ndan ve Harvard Üniversitesi İşletme Yönetimi Fakültesi’nden destek alıyorlar. İşletme İktisadı Enstitüsü, başlangıçta iş çevrelerinde kuşkuyla karşılanıyor. İş sahipleri “Sizin işinizi sizden daha iyi yönetecek elemanlar yetiştireceğiz” iddiasından pek hoşlanmıyorlar. Gene de aralarında devlet iktisadi teşekküllerinin de bulunduğu 48 kuruluşu enstitüye üye yapmayı başarıyorlar.

Enstitüden çok başarılı yöneticiler yetişiyor. Eğitimli profesyonellerin gerçekten de bir işi kurucusundan daha iyi yönetebileceği Türkiye’de de kabul görmeye başlıyor. Bir başka deyişle, Nejat Bey’in çok önem verdiği bir ayrım olan, “girişimci” ve “yönetici” kavramları birbirlerinden ayrılıyor. Enstitü, yöneticiliğin öğrenilen ve öğretilebilen bir disiplin olarak kendini kanıtlamasına da büyük katkı sağlıyor. 

Türkiye İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası tarafından Türk ilaç sanayini tanıtmak amacıyla düzenlenen fabrika gezisinden.

1960’ların başında kurulan “Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti” kamu, özel sektör ve akademik dünya arasında bir diyalog kurmayı amaçlıyor ve Türkiye’nin çok önemli sorunlarını tartışmaya açıyor. Ayrıca heyet, dünyanın tartıştığı ama Türkiye için henüz yabancı olan bazı konuların gündeme getirilmesine de yardımcı oluyor. Politik değil, daha çok entelektüel bir beklenti var. Heyet daha sonra TESEV’e dönüştürülüyor. Batıdaki think-tank modelinin bir örneği olarak düşünebilir miyiz bunu? 

Nejat Eczacıbaşı, tartışmalarda karşı görüşleri, bütün tarafları dinlemeden doğruları bulmanın mümkün olamayacağına inanırdı. “Durun bakalım, onlar ne diyor, onları da dinleyelim” derdi sıklıkla. Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti’nin çıkış fikri Nejat Bey’in bu tutumuyla ilişkilidir diye düşünüyorum. Yola çıkılırken, kamu kesimi, özel kesim ve emek temsilcilerini akademisyenlerle bir platformda buluşturmak, önemli ülke sorunlarının bu kesimlerin sözcüleri tarafından yüz yüze tartışılmasını sağlamak hedeflenmiş ve heyet nesnelliğini, tarafsızlığını koruyabildiği için, bu hedefe büyük ölçüde ulaşılabilmiştir. 

Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti Nejat Bey’in çok değer verdiği “toplumsal uzlaşma”ya önemli katkılarda bulunmuştur. Türkiye’nin bu alanda öncü kurumlarından biridir.

1990’lı yıllarda Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti’nin amaçlarında ve çalışma biçiminde bir yenilenme ihtiyacı ortaya çıktı. Konferans, panel ve toplantılar yaygınlaşınca, heyeti bir “düşünce üretim merkezi”ne veya “stratejik araştırmalar kurumu”na dönüştürme fikri benimsendi. TESEV’in kurucu başkanlığını ben üstlendim ve bu görevi üç yıl sürdürdüm. TESEV yıllar içinde köklü bir kurum hâline geldi. Türkiye’nin, hatta bölgemizin en iyi araştırma kurumları arasına girdi. TESEV, Düşünce Kuruluşları Küresel Endeksi (Global Go To Think Tank Index) 2020 Raporuna göre dünyada 12.000’e yakın düşünce kuruluşu arasında, ABD dahil listede 79., ABD hariç listede 40. sırada...  TESEV’in sürekli dönüşerek çok daha iyi noktalara geleceğini düşünüyorum.

Nejat Eczacıbaşı, Ekonomik ve Sosyal Etütler Konferans Heyeti’nden ve Vehbi Bey’in öncülüğünde kurulan Türk Eğitim Vakfı’ndan sonra TÜSİAD’ın kuruluşunda da rol alıyor. Bu nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Esinlendikleri yurt dışı modelleri var mıydı? 

Nejat Bey’in de aralarında bulunduğu, ağırlıklı olarak kurucu kuşaktan iş insanları 1970’li yılların başında sanayi odaları, ticaret odaları gibi siyasal baskılara ve iç çekişmelere maruz kalabilen kuruluşlar dışında, yeni bir temsil örgütüne ihtiyaç duyuyorlar. Hükümet ile özel kesimin karşılıklı anlayış ve işbirliği içinde, daha verimli çalışmasına katkıda bulunacak bir düşünce ve hareket birliği oluşturmayı hedefliyorlar.

Hazırlık aşamasında geniş kapsamlı bir çalışma yapıldığını biliyorum. Yabancı ülkelerdeki benzer kurumların statüleri, tüzükleri titizlikle inceleniyor. Özellikle Japonya’daki Keidanren kuruluşunun devlet kurumları ve iş insanları arasındaki işbirliğini öne çıkaran yaklaşımı dikkat çekici bulunuyor. TÜSİAD’ın günlük sorunlar yerine, temel sorunlara makro açıdan eğilmesi, uzun vadeli strateji önerileri geliştirmesi görüşü benimseniyor. 

Sakıp Sabancı Nejat Eczacıbaşı’nın TÜSİAD’ın kuruluşunda “çadırın orta direği”ne benzer bir rol oynadığını söyler. Nejat Bey gerçekten de uzlaşmadan yana, yapıcı tutumuyla başlangıç yıllarındaki sıkıntıların aşılmasına katkıda bulunmuştur. 1980’li yıllarda Yüksek İstişare Kurulu Başkanı olarak da sonraki kuşaklar için her zaman yol gösterici olmuştur. 

1. İstanbul Festivali açılışı, 1973.

Nejat Bey, sanat ve kültüre çok değer veriyor. İstanbul’un uluslararası değerini iyi bildiğinden, İstanbul Festivali’nin gerçekleştirilmesi için yoğun çaba harcıyor ve 1973’te ilk festival düzenleniyor. Nejat Bey şunları söylüyor: “İlk İstanbul Festivali’nin Cumhuriyetimizin ellinci yılında yapılması, güzel sanatlara büyük önem veren Atatürk’ün ruhunu şad edecektir.” Sanayici olarak sadece fabrika açmanın yetmediğini, çok yönlü olunması gerektiğini ve sosyal girişimlerin önemini vurguluyor. Nejat Bey’deki bu vizyon nasıl oluşuyor? Bunu her sanayicide göremiyoruz. Topyekûn kalkınmanın önemini anlamış olmak açısından Nejat Bey’i farklı kılan özellikleri nelerdir?

Sondan başlarsak, Nejat Bey’in “Özel girişimde ölçü, toplumun varlığını artırmadaki başarı düzeyidir.” sözü, sizin deyişinizle “topyekûn kalkınma” anlayışını çok iyi özetler. Bu anlayışı farklı kılan öncelikle “Birer yurttaş olarak hepimiz tümümüzden sorumluyuz” düşüncesidir. Nejat Bey bir bakıma bugün yeni yeni yaygınlaşmaya başlayan “paydaş kapitalizmi” anlayışına kendi düşünce sistematiği içinde varmış, daha da önemlisi bu anlayışı yerleştirmek için yoğun çalışmalarda bulunmuştur.

Nejat Bey bir toplumun zenginleşmesiyle gelişmesinin aynı şey olmadığını, sanayi ve ticaret kuruluşlarının sadece ekonomik faaliyetlerle yetinmemeleri gerektiğini sürekli vurgulamıştır. Özellikle kültür ve sanat yatırımlarını, doğrudan doğruya toplumun bütün benliğinin gelişmesine yönelik katkılar olarak görmüştür. İstanbul Kültür Sanat Vakfı, Nejat Bey’in bu görüşler doğrultusunda kuruluşuna öncülük ettiği, en çok emek verdiği kurumların başında gelir. Vakfın kurulmasında ve ona bağlı olarak İstanbul Festivali’nin düzenlenmesinde bu toplumsal sorumluluğun yanı sıra sanata duyduğu kişisel ilginin ve İstanbul sevgisinin de büyük payı vardır. İstanbul’a uluslararası bir festival kazandırma çabaları 1964 yılına kadar geriye gider.

Nejat Bey’in özgün düşüncelerinden biri de, sanatı ve girişimciliği toplumun değer yaratan, iki temel uğraş alanı olarak tanımlamasıdır. 

Günümüzde sanatçılar da iş insanları da giderek daha fazla birbirlerinden öğrenme çabası içindeler. Bu çabalar, Nejat Eczacıbaşı’nın “Sanatçılar ve girişimciler, yalnız birbirleriyle barışık olmaları değil, birbirlerini en iyi anlamaları gereken öncülerdir.” derken ne kadar uzak görüşlü olduğunu kanıtlıyor. 

Bugün her alanda yetişmiş insan gücümüzü nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğitim ve öğretim programlarımız günü yakalıyor mu? Eczacıbaşı olarak yetişmiş insana nasıl ulaşıyorsunuz? Gençlerimizin Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılında nasıl değer yaratacağını düşünüyorsunuz? 

Nejat Eczacıbaşı’na göre, Türkiye için çıkar yol, eğitim, bilim ve üretimin birbirleriyle bütünleşmesiydi. Bu görüşün hâlâ geçerli olduğuna hiç şüphe yok. Ancak maalesef gençlerimize çağın gerekleri ile uyumlu bir eğitim verme konusunda ülkemizin çok başarılı olduğunu söylemek pek mümkün değil. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı PISA’nın en son 2022 sonuçlarına göre Türkiye 37 OECD ülkesi arasında 32'nci sırada. Bu sonuçlarla, hayal ettiğimiz Türkiye’ye ulaşmamız zor görünüyor.

Öte yandan ülkemizin 100 yıl içinde gerçekleştirdiği büyük atılımlar, Cumhuriyetin temel kazanımları ve Türk insanının yaratıcılığı iyimser ve ümitli olmamızı sağlıyor. Nejat Bey gibi, ülkemizin “parlak geleceğine ve potansiyeline” inanmayı sürdürüyoruz, her zaman da sürdüreceğiz.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de, iyi eğitim görmüş, genç yetenekleri bulmak için çetin bir rekabet var. Eczacıbaşı’nda bu gençlerin bizim kuruluşlarımızı tercih etmeleri için güçlü nedenler yaratmak en önemli önceliklerimizden biri. Bu konuda sağlam değerlere dayanan kurum kültürümüzün ve yenilikçi yönetişim anlayışımızın bize avantaj sağladığını söyleyebilirim. Yeni bakış açılarına alan açıyor, çeşitlilik, kapsayıcılık ve hakkaniyeti korumaya azami özen gösteriyoruz. Gençlerin fikirlerinin dinlendiği, saygı gördüğü ve en önemlisi karar alma mekanizmalarına etkin olarak katıldığı bir yapıya doğru sürekli evriliyoruz. “Eczacıbaşı’nda gençlerin yeri ayrı!” deyişimizin özünde gençlerin değişim gücüne duyduğumuz güven var. Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılında gençlerimizin her alanda, tıpkı kurucu kuşaktan iş insanları gibi, hem ülkemiz hem de dünya için “bir şey yapmak lazım” diyerek, sorumluluk bilinciyle fark yaratacaklarından eminim.


Daha fazla bilgi için: 

  • Cumhuriyetin Aydınlanma Öncüleri projesi
  • Bi’ Dünya Kıvılcım Derneği
  • 24 Kasım'da başlattığımız "Cumhuriyetin Aydınlanma Öncüleri" dizisinin ilk röportajında Prof. Dr. Selçuk Şirin cumhuriyetin eğitim vizyonunu, yurt dışına gönderilen öğrencileri ve dönüşlerinde Türkiye'nin her alanda büyük bir atılımlara imza atmasına nasıl yardımcı olduklarını anlatmıştı. Prof. Dr. Dursun Koçer'in hocası Nüzhet Gökdoğan'ın Türkiye'de astronomiye katkısını anlattığı röportaja buradan, Dr. Orhan Veli Özbayrak'ın "Türk Beşleri"ni anlattığı söyleşiye buradan, dünyanın ilk doktoralı bilim tarihçisi Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı'nın hikayesine buradan ve son olarak Türkiye'nin ilk kadın tıp profesörü Kamile Şevki Mutlu'nun öyküsüne buradan ulaşabilirsiniz.
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

YAZARLAR

Gözde Kara (Cumhuriyetin Aydınlanma Öncüleri Projesi)

Cumhuriyetin Aydınlanma Öncüleri Projesi'nden Gözde Kara

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

20 Haz 2026

10 maddede bu hafta