
Yazı: Onur Baştürk
Fotoğraflar: Casa Cipriani
Yıl 1928. Giuseppe Cipriani Venedik'teki Hotel Europa'da barmen olarak çalışmaktadır.
O sırada Avrupa’yı turlamakta olan Amerikalı Harry Pickering’le teyzesi de oteldedir ve vakitlerinin çoğunu otelde, neredeyse Venedik’i hiç görmeden, barda geçirirler!
Zengin teyze-yeğen İngilizceyi iyi konuşan Giuseppe ile kısa sürede ahbap olur. Ama birkaç ay sonra Harry’nin teyzesiyle arası bozulur. Çünkü teyzesi kendine genç bir sevgili bulmuştur. Harry de bu ilişkiyi bir türlü onaylamaz.
Sonuç? Kavga ederler ve Harry’nin teyzesi aniden otelden ayrılır.
Teyzesinin gidişinin ardından daha çok içmeye başlayan Harry’ye bir gün Giuseppe sorar, “Bu içkileri ödeyecek paran var mı?”
Harry olmadığını söyleyince Giuseppe ona borç para verir.

Harry bu iyilik karşısında şaşırır, borç parayı alır ve bir süre sonra da Venedik’ten ayrılıp Amerika’ya geri döner. 1931 yılına gelindiğinde Giuseppe çoktan bu borç olayını unutmuştur.
Ta ki Harry borcunun kat be kat fazlası bir parayla karşısına çıkana kadar…
Harry, Giuseppe’ye birlikte bar açma teklifinde bulunur ve Piazza San Marco’daki çıkmaz sokakta yer alan terk edilmiş bir halat deposunun birinci katında efsanevi Harry's Bar böylece açılmış olur.
50 metrekarelik Harry’s Bar; rahat atmosferi, harika yemekleri ve servisiyle kısa sürede popüler bir hale gelir. Hollywood efsanelerinden kraliyet ailesine kadar mekana gelmeyen kalmaz. Böylece Cipriani efsanesinin de temeli atılmış olur.

İkonik Feribot Terminalinin İçinde
Şu anda tam 14 şehirde 22 adet Cipriani restoranı bulunuyor.
Bunların en yeni ve en havalı olanı ise geçtiğimiz yılın eylül ayında New York’ta açılan Casa Cipriani. Burası diğer Cipriani restoranlarının aksine üyelere özel bir kulüp ve ayrıca otel. Yani girmek için üye olan birini tanımak gerekiyor.

Dünya küçük, o kişiyi elbette kısa sürede buldum. Ama heyhat, kendisi o an New York’ta değildi. Yine de benim adıma Casa Cipriani’ye yazdı, İstanbullu bir gazetecinin mekanı görmek istediğini belirterek…
Sonrası çorap söküğü.
1906'da tasarlanmış, 20. yüzyılın Beaux-Arts tarzı son feribot terminallerinden olan ikonik Battery Maritime Building’de, yani Casa Cipriani’nin konuşlandığı binada buldum kendimi.

1930’lardaki Lüks Bir Gemi Gibi
Casa Cipriani’yi bana gezdiren Stefania Girombelli’yle daha ilk dakikadan itibaren İstanbul üzerine sohbet ettik. Hatta bana “Çok severim” dediği Özlem Önal’ı tanıyıp tanımadığımı sordu. Bir dönem İstanbul’da da açılmış Cipriani’nin macerasından da bahsettik.
Derken konu en yeni aktöre, tabii ki Casa Cipriani’ye geldi.
Thierry Despont tarafından tasarlanan Casa Cipriani beş kattan oluşuyor. Otel odalarının art deco tarzı kısaca şöyle özetlenebilir: 1930’lardaki lüks bir geminin modern versiyonunda kalıyormuşsunuz gibi… En üstteki üyeli kulüp katında ise yine 30’lar hissi veren bir caz kulübü, şömineli bir alan ve tabii restoran var.

İçerde Fotoğraf Çekmek Yasak
Casa Cipriani, New York’un su kenarındaki tek otel ve kulübü.
Elbette bu özellik bir İstanbullu için sıradan bir durum, ama bir New Yorklu için oldukça önemli ve yeni. Dolayısıyla o gün gittiğimde Casa Cipriani’nin restoranı tıklım tıklımdı ve herkes New York sosyetesinden biriydi.
Cipriani ailesinin dördüncü nesil üyesi, 30 yaşındaki Maggio Cipriani tarafından açılan Casa Cipriani, eylül ayı sonunda Milano’da da açılacak. Milano'nun en eski bahçeleri olan “Giardini Indro Montanelli”nin yakınında konuşlanan Casa Cipriani Milano, eski İngiliz centilmenler kulübünü andırıyor. Michele Bonan tarafından tasarlanan binada 15 oda ve süit yer alacak.

Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Yuzu Mag
Print ve dijitalde seyahat, mimari, gastronomi, yaşam, sanat ve botanik konulu yazı ve fotoğraflar yayımlayan Yuzu, geçmiş sayılarından yayımlanan yazılarından oluşan seçkiyle her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR



