Cemevi saldırısı ve Türkiye’de Aleviliğin hukuki statüsü

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Geçen hafta İstanbul Ali Baba Sultan Cemevi ve Kültür Merkezi'ne saldırı gerçekleşti. Cemevinin arka penceresi kırılırken, Valilik ve İçişleri Bakanı 2 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Şüpheliler savunmalarında art niyetli olarak yapmadıklarını, gece alkol aldıklarını, cemevini sığınmak için kullandıklarını belirtti. Cemevi yetkilileri ise şüphelilerin savunmaları sonrası saldırının kötü niyetle yapılmadığını düşündüklerini iletti. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı da yetkililerin şikayetçi olmadığını açıkladı. Savcılığın bu hususta şikayeti ön plana atması ise cemevlerinin ibadethane olarak görülüp görülmediğine dair sosyal medyada tartışma yarattı. Ayrıca 31 Mayıs 2021'de Sedat Peker’in atmış olduğu cemevlerine saldırı planı tweet’leri akıllara geldi.
Neden: Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında ibadethaneler ve mezarlar olağan mal varlıklarından ayrılmakta ve ayrı bir korumaya tabii tutulmaktadır.
TCK madde 153: İbadethanelere ve mezarlıklara zarar verme suçuna karşı bu mekanlar korunmaktadır. Mal varlığına zarar verme suçundan en büyük farkı ise şikâyet kapsamında olmamasıdır. İbadethane olarak kabul edilen mülklere karşı verilen zararlarda mal varlığı sahibinin şikayetine bakılmadan yargılama yapılır.
Daha önce Alevilik ve Alevi inancının ibadethanesi olan cemevlerinin hukuki statüsü ile alakalı siyasi olarak birçok tartışma ve bu sebeple yaşanan hak kayıpları Türkiye’nin AİHM karşısında Alevi inancı özelinde birçok yargılamayla karşılaşmasına neden oldu. Bunlardan biri de özellikle Aleviliğin hukuki statüsünün tanınmasının öneminin vurgulandığı İzzettin Doğan davası.
İzzettin Doğan ve diğerleri kararı: Daha önce AİHM önünde Alevi inancı özelinde eğitim hakkı, din ve vicdan özgürlüğü kapsamında ayrımcılık yasağına dayanarak ayrı kararlar verilmişti. Fakat Doğan ve diğerleri davası, önceki kararlar sonucu alınan aksiyonların yetersizliği ve davanın kapsam/önemin göz önünde bulundurularak 7 yargıçlı küçük daire yerine, kararları nihai olan 17 yargıçlı Büyük Daire’ye gönderildi. Bu sebeple de daha özel bir karardı.
Belirtmek gerekir ki 47 ülkenin konsensüs içerisinde olmadığı din ve laiklikle ilgili kararlar çok tartışmalıdır. Üye ülkeler, laiklik mevzu olduğunda bunun çerçevesinin devletin takdir yetkisi altında olduğunu ve bu takdir yetkisinin de çok geniş olduğunu söylüyor. Ancak Doğan kararı biraz farklı.
Cem Vakfı 2005 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevi ve diğer inançları da kapsayacak şekilde kamu hizmeti vermemesinden şikayetçi olmuştu. Vakfın talepleri arasında, Aleviliğe hukuksal statü tanınması, cemevlerinin ibadethane olarak tanınması, cemevi inşasına imkan tanınması, cemevlerinin işleyişi için kamusal fon öngörülmesi ve Alevi dedelerine devlet memuru statüsü kazandırılması da vardı. Başbakanlık, Diyanet İşleri’nin tüm dinlere “eşit” yaklaştığını, cemevlerine ibadethane statüsü verilemeyeceğini ve dieğr taleplerin gerçekleşmeyeceğini belirtmişti. Başbakanlığın bu yanıtı üzerine Alevi inancına bağlı bin 919 vatandaş Başbakanlığı yargıya şikayet etti, ancak mahkemeler Başbakanlığın ret yanıtının yürürlükteki yasalarla uyumlu olduğuna hükmetti. Bu karar 2 Şubat 2010 tarihinde Danıştay tarafından da onanmıştı. Bunun üzerine Cem Vakfı Başkanı Doğan, beraberinde 202 kişiyle birlikte konuyu 2010 yılında AİHM gündemine taşıdı.
AİHM; devletin Alevileri resmen tanımaması ve hukuksal statü sağlamamasıyla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din ve vicdan özgürlükleriyle ilgili 9’uncu maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardı. Mahkeme, Alevilerin hiçbir kamusal hizmetten faydalanamamalarını da “dini ayrımcılık” olarak tanımladı. Alevi inancını inkârın “laik devleti koruma” teziyle gerekçelendirilmesini de reddeden AİHM, Türkiye’de din ve inançlarla ilgili hukuksal yapının “nötr” kriterlere dayanmadığını ve bu durumun bazı inançların ayrımcılığa maruz kalmasına neden olduğunu not etti. Türkiye’de devletin din ve inançlara yaklaşımını “hedefle orantısız” olarak tanımlayan AİHM, Alevilere yönelik uygulamanın “akla uygun ve objektif temele dayanmadığına” ve bu nedenle Alevilere “dinsel ayrımcılık” yapıldığına hükmetti.
Hukuksal açıdan bağlayıcı nitelikteki kararın Türkiye’de uygulanışıyla ilgili denetim sürecinin üç ay içinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde başlaması bekleniyordu ancak 5 yıl geçmesine rağmen ilerleme olmadı.
İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi başkanı Av. Tuğçe Duygu Köksal ile görüşmemizde şunları söyledi:
“İzzettin Doğan davası büyük daire tarafından karar verildiğinde bireysel olarak başvuruculara ilişkin alınacak tedbirlerin yanında özellikle cemevlerinin ibadethane olarak tanınması konusunda genel tedbirleri de öngörmüştü. Okullarda müfredat ile ilgili çalışmaların devam ettiği bakanlar komitesine bildirmesine rağmen, kararın verildiğinden bu yana 5 yıldır ibadethane statüsünün tanınmasına yönelik herhangi bir gelişme ya da adım gözlemlenmemekte. Dolayısıyla bakanlar komitesi önünde bu soruşturmada yapılacak ibadethane değerlendirmesi önemli bir gelişme olabilirdi. Hala de suçun nitelik değiştirdiğinin kabulü mümkün. Yeter ki bu yönde yani kararın icrası yönünde bir irade olsun.”
Cemevlerine yönelik saldırı iddiaları ve saldırılarda kamu kurumlarının aldığı tavır; art niyetle olmadığı iddia edilen saldırılarda bile Alevi yurttaşların kendisini güvensiz hissetmesi için sebep. Doğan kararına dair gelişmeler devletin yurttaşlarını güvende hissettirmesine dair yükümlülüğünü icra etmesi için önemli adımlar.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün cemevlerinin ve Aleviliğin hukuki statüsüne, kriz yönetimini zorlaştıran derin siyasi krize ve afetlerin engelli bireylerin üzerindeki orantısız etkisine odaklanıyoruz.
17 Ağu 2021

YAZARLAR

Nesibe Kırış
@kocuniversity law&sociology '19 | human rights lawyer | fellow @ussalconsultancy | political consultant | author @aposto @metapolitik_| editor @B_Noktasi

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Avrupa Merkez Bankası, radikal bir kararla euro banknotlarını baştan aşağı değiştirmeye hazırlanıyor. Bu kararla Avrupa, yalnızca yeni güvenlik özelliklerine sahip banknotlar tasarlamıyor; aynı zamanda gölgede kaldığını hissettiği bir dönemde kendini nasıl anlatmak istediğini de yeniden düşünüyor.

Özgür Özel liderliğinde kurulan Yeni Parti’nin 41 sayfalık parti programının ekonomi bölümünde, Özel’in meydanlarda sıklıkla kullandığı “Bu kara düzeni değiştireceğiz” ifadesi tekrar tekrar yer bulurken, ekonomi politikalarının temelinin “kalkınmacı devlet” üzerine kurulduğu görüldü. Yeni Parti programında planlı kalkınma, bağımsız Merkez Bankası, vergi reformu, sosyal adalet, Hazine garantili projeler, enflasyonla mücadele ve kamuda israf gibi konuları merkezine alıyor.

Demokrasi krizleri ilk bakışta afetlerle ilgisiz görünebilir. Oysa afet yönetimi literatürü tam tersini söylüyor. Türkiye'de de mutlak butlan kararıyla birlikte, belediye başkanlarının tutuklanmasıyla derinleşen siyasi gerilim sürecine bir kurumsal belirsizlik daha eklendi. Türkiye’nin deprem gerçeği ise durduğu yerde duruyor.

CHP Genel Başkanlığı'ndan uzaklaştırılan Özgür Özel'in 83 milletvekilinin katıldığı son grup toplantısında yeni parti hazırlıklarını duyurmasının ardından partide art arda istifalar yaşandı. CHP'den istifa eden üyeler, neden istifa ettiklerini ve bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerini Aposto'ya anlattı.

Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran eski Manchester Belediye Başkanı, yeni Başbakan Andy Burnham için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.




