
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Altılı Masa'yı oluşturan partiler arasındaki ideolojik farklılıklar, partilerin dış politika yaklaşımlarına da yansımış durumda. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), partinin kurumsal kimliğine paralel olarak "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi temelinde inşa edilmiş bir dış politika anlayışını savunurken DEVA Partisi katılımcı, kurumsallaşmış ve Batı ittifakına yakın dış politika anlayışını savunuyor. Saadet Partisi ise "Millî Görüş" geleneğini devam ettirerek "adil düzen" kavramını merkeze alan ve İslami bağların ön plana çıkarıldığı idealist bir dış politika yaklaşımını temsil ediyor.
CHP'nin dış politika programı
CHP, geleneksel Türk dış politikasının devamı niteliğinde bir parti programı hazırlayarak hem bölgesel ve küresel barış ilkelerine vurgu yapıyor hem de Dışişleri Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) dış politika üzerindeki etki ve gücünün restore edilmesini öngörüyor.

PolitikYol
"Dış güvenliğin önemli bir gereği bütün bölge ülkeleriyle dostluk ilişkileri kurmak ve sürdürmektir. Onun için Türkiye bütün bölge ülkeleriyle karşılıklı güvene dayanan dostluk ilişkileri geliştirmeyi hedefler."
Savunma sanayine yapılan yatırımların artırılması, yerli üretimin desteklenmesi ve TSK'nın ihtiyaçlarının giderilmesine odaklanılması CHP programında önemli yer tutuyor. Bu anlamda, savunma sanayinin yerlileştirilmesi ve güçlendirilmesine yapılan vurgu AK Parti ile paralellikler taşıyor.
"CHP, çok sayıda insan gücüne dayanan bir savunma düzeni yerine, Türkiye'nin ulusal dış güvenlik stratejisine ve çağdaş savunma teknolojisinin bütün gereklerine uygun, ateş gücü, vurucu gücü, hareket yeteneği üstün, iletişim olanakları, komuta ve kontrol sistemleri etkin bir savunma gücü oluşturulmasını öngörmektedir. CHP, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu anlayışla geliştirilmesini, gerektiği ölçüde yeniden yapılandırılmasını, esnekliğe kavuşturulmasını, gerekli görmektedir."
CHP'nin dış politika programında öne çıkan bir diğer yaklaşım ise uluslararası ve bölgesel örgütler ile işbirliğinin güçlendirilmesi ve bu ilişkilerin ulusal çıkarlar doğrultusunda geliştirilmesi. Bu anlamda, Avrupa Birliği'ne üyelik hedefi CHP tarafından desteklenmekte ve AB üyeliği çağdaşlaşma/modernleşme vizyonunun doğal bir uzantısı olarak görülmekte.
"CHP başından beri Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemektedir. Türkiye'nin AB'ye tam üyelik hedefi, Mustafa Kemal Atatürk'ün çağdaşlaşma devriminin, modernleşme vizyonunun doğal uzantısı olan bir toplumsal değişim projesidir. AB ile ilişkilerimizde koşulumuz; eşit koşullu, Cumhuriyetimizin kuruluş değerlerine saygılı, onurlu tam üyeliktir. CHP bunun dışındaki hiçbir seçeneği kabul etmez."
Birleşmiş Milletler'e (BM) yönelik politikaların temelinde ise restorasyon önerisi yer alıyor. Bu anlamda, AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından sıklıkla dile getirilen "BM'nin restore edilmesi ve adil bir dünya düzeninin kurulması" söylemi CHP’nin programında da kendine yer buluyor. ABD ile ilişkilerde ise işbirliği ve ulusal çıkarlara vurgu yapılıyor:
"Amerika ve diğer NATO müttefiklerimizle karşılıklı saygı, dayanışma ve işbirliğine dayanan ilişkiler geliştirilmesini destekler. Ancak başta Irak konusu olmak üzere CHP, ABD'nin izlediği bazı politikalara karşı çıkmaktadır."
Öte yandan, AK Parti iktidarı döneminde sıklıkla eleştirilen ve kamuoyunda da karşıt bir algı yaratılan NATO'ya karşı CHP, ilişkilerin güçlendirilmesini savunuyor:
"NATO örgütüyle ilişkilerimizin güçlendirilerek devam etmesini; NATO'nun caydırıcı bir güç olarak, barış ve istikrarın sürdürülmesine yönelik görevini etkin olarak yerine getirmesine ve günümüz koşullarında konumunun yeniden belirlenmesine aktif katkımızın sürdürülmesini amaçlar."
Türkiye-Yunanistan ilişkileri için karşılıklı çıkarların savunulduğu ve sorunların diyalog yoluyla çözüldüğü ılımlı bir dış politika anlayışı ön plana çıkarılıyor. Burada Lozan Anlaşması'na yapılan vurgu ise CHP'nin kurumsal kimliğini yansıtıyor.
"Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesi CHP'nin samimi arzusudur. CHP onun için Ege sorunlarında ve her iki ülkede yaşayan Türk ve Rum azınlıkları konusunda, taraflar arasında yapıcı bir diyalog ile ve hakkaniyet esasına göre çözüm aranması görüşünü savunur. Lozan'da kurulan Türk-Yunan dengesinin korunması, Yunanistan ile ilişkilerimizin temel çerçevesini oluşturacaktır. Yunanistan ile aramızdaki sorunların diyalog yoluyla ve karşılıklı menfaat dengesi gözetilerek çözülmesi esas olacaktır."
Orta Doğu ülkeleriyle ilişkiler ise AK Parti'nin izlediği dış politikaya göre temel farklılıklar gösteriyor. Bölge ülkeleriyle dostane ilişkilerin geliştirilmesi ve ekonomik/ticari bağlantıların güçlendirilmesi arzulansa da Orta Doğu politikasının "laik devlet yapısı" temelinde şekillendirilmesi gerektiğine vurgu yapılıyor. Bu anlamda, AK Parti'nin ümmetçi/idealist Orta Doğu politikasına karşı Cumhuriyetin geleneksel ve kurumsal dış politika anlayışının savunulduğunu söylemek mümkün:
"CHP, başta komşularımız olmak üzere, bütün Orta Doğu ve İslam ülkeleriyle kalıcı dostluk ilişkileri kurulmasından ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinden yanadır. Ancak, CHP yönetiminde bu ilişkilerin, Türkiye'nin laik devlet yapısına saygı gösterilmesi ve topraklarında terör örgütlerinin yerleşmesine izin verilmemesi gibi konularda gösterilecek ortak duyarlılıkla gelişebileceği bilinmelidir."
DEVA Partisi'nin dış politika programı
DEVA Partisi, kurumsal, katılımcı ve Batı ittifakıyla ilişkilerin güçlendirilmesini savunan bir dış politika programına sahip.
"Türkiye'nin ortak değerler ile şekillenen ittifaklarını koruyacağız. Ortak menfaatler üzerinden şekillenen yeni işbirliklerine de açık olacağız."

Parti programında uluslararası kuruluşlar ile ilişkilerin güçlendirilmesi ve uluslararası anlaşmalara uyulmasına vurgu yapılması AK Parti iktidarı döneminde "İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması" gibi toplumda infial yaratan ve kurumsal dış politika yaklaşımını rafa kaldıran hamlelere karşı cevap niteliğinde.
"Birleşmiş Milletler Şartı, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi gibi temel belgelere, TBMM tarafından onaylanmış olan uluslararası sözleşmelere ve oluşturulmasına katkıda bulunmuş olduğumuz normlara titizlikle bağlı kalacağız."
Dış politikanın uzun vadeli çıkarlar temelinde kurgulanması ve ilişkilerin kurumsallaştırılmasına verilen önem AK Parti iktidarı döneminde Türk dış politikasına verilen hasarın telafi edilmesini hedefliyor.
"Kısa vadeli, iç politikaya yönelik, dar parti veya kişi propagandası amaçlı polemikçi söylem ve tarzın ulusal çıkarlarımıza zarar verdiğini dikkate alarak ağırbaşlı ve sorumlu üslup ve yaklaşımlar benimseyeceğiz."
DEVA Partisi'nin dış politika programında diğer partilerden farklı olarak sunulan yaklaşım dış politikanın tasarlanma süreçlerinde üniversiteler ve sivil toplumun aktif katılımının sağlandığı ve istişarenin ön plana çıkarıldığı "katılımcılık ve kapsayıcılık" olarak tanımlanabilir.
"Dış politikanın belirlenmesi ve uygulanması süreçlerinin çoğulcu olması gerektiğine inanıyoruz. Dış politikamızı parlamento, basın, düşünce kuruluşları ve ekonomik-sosyal aktörler dahil, sivil toplum ile işbirliği halinde, geniş ve şeffaf bir istişareye dayandıracağız. Böylece uzun vadeli ulusal çıkarlarımıza ulusal mutabakata dayalı kuvvetli bir temel kazandırmış olacağız."
DEVA Partisi, AB üyeliğinin Türkiye'nin çıkarları açısından büyük önem taşıdığı ve tam üyeliğin gerçekleştirilmesi gereken bir hedef olduğunu savunuyor.
"Avrupa Birliği'ne üyeliğimizin tarihî öneme sahip bir hedef olduğunu, bu hedefin gerçekleştirilmesinin gerek ülkemiz gerek içinde bulunduğumuz coğrafya açısından büyük önem taşıdığını düşünüyoruz. Bu nedenle Türkiye'nin AB üyeliği bizim için vazgeçilmez orta ve uzun vadeli bir hedef olmaya devam edecektir."
Aynı şekilde, NATO'nun Türkiye'nin ulusal güvenliği açısından kritik öneme sahip olduğu belirtilerek Transatlantik ittifakının güçlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
DEVA Partisi programında ABD, Yunanistan, Suriye, Doğu Akdeniz ve Rusya politikalarını aşağıdaki şekilde özetleniyor:
- ABD ile, stratejik ortaklığımızın ve müttefiklik ilişkilerimizin aksamasına yol açmış olan sebepler ve bunların ortadan kaldırılması konusunda ve bölgesel konularda yeni bir diyaloğa gireceğiz.
- Yunanistan ile iyi komşuluk hedefiyle, Ege’de yaşanan karasuları, kıta sahanlığı, hava sahası, münhasır ekonomik bölge gibi konular üzerinde öteden beri süren temaslar devam ettirilecek, Batı Trakya’daki soydaşlarımızın sorunları da gündemde tutulacaktır.
- Doğu Akdeniz havzasındaki petrol ve doğal gaz kaynaklarının bölge ülkeleri arasında hakkaniyete dayalı olarak ve bölgedeki barış ve refaha katkı sağlayacak şekilde birlikte kullanılması konusunda çaba sarf edeceğiz. Bölgenin bir anlaşmazlık ve çatışma alanı değil, işbirliği ve istikrar havzası haline getirilmesini hedefleyeceğiz.
- Rusya ile çok boyutlu ortaklık niteliği taşıyan ikili ilişkilerimizin sağlıklı ve dengeli biçimde devam etmesini hedefleyeceğiz. Bölgesel ve diğer bazı konulardaki farklılıkların iki ülke çıkarlarına olumsuz yansımaması için azami özen göstereceğiz
- Suriye'nin toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin korunmasını savunuyoruz. Suriye'de kalıcı çözümün, tüm etnik ve dinî grupların, Suriye yönetiminde temsili ve doğal kaynaklarından adil şekilde faydalanmasından geçtiğine olan inancımız tamdır. Bunun öncelikle siyasi ve diplomatik yöntemlerle sağlanacağına inanıyoruz. Dolayısıyla, siyasi-diplomatik çözümün bütün taraflarıyla yapıcı ve gerçekçi bir diyalog sürdürmemizin Türkiye'nin ulusal güvenliği ve çıkarları ile uyumlu bir sonuca ulaşılmasına yardımcı olacağını düşünüyoruz. Böylelikle Türkiye'nin, Adana Protokolü uyarınca kendisine tanınmış olan haklardan istifade ile, Suriye ile potansiyel terör tehdidinin bertaraf edilmesi yönünde işbirliği imkanına kavuşacağını öngörüyoruz.
Saadet Partisi'nin dış politika programı
Saadet Partisi, Millî Görüş geleneğine uygun bir şekilde "adil dünya düzeni", BM'nin reforme edilmesi, İsrail ve ABD karşıtlığı, Orta Doğu ülkeleriyle İslam temelinde yakınlaşmanın vurgulandığı "idealist" bir dış politika programına sahip. "Yeni Bir Dünya" ideali parti programında şu şekilde ifade ediliyor:
" 'Yeni Bir Dünya' idealini programında ifade eden tek siyasi parti olmamız sebebiyle, âdil temellere dayanılarak kurulacak olan yeni dünyada, huzur ve barışın sağlanması her türlü altyapıya sahip olduğumuzun bilinmesini isteriz. 'Yeni Bir Dünya' ideali aynı zamanda ABD eski başkanı Bush'un 'Yeni Dünya Düzeni' adı altında özellikle 11 Eylül 2001 sonrası yapmaya çalıştığı savaş, çatışma ve kargaşa düzeninin de panzehridir."
Necmettin Erbakan tarafından kurulan ve nüfusları Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerden oluşan D-8 platformu "Yeni Bir Dünya"nın çekirdek kuruluşu olarak tanımlanıyor ve Türkiye'ye öncü bir rol biçiliyor.
"… tarihî ve coğrafi şartlar, Türkiye'ye, Yeni Bir Dünya'nın kurulmasına öncülük etme görevini yüklemektedir."

AB üyeliği ve entegrasyon Türkiye'nin çıkarlarına bir tehdit olarak görülüyor ve AB üyeliğine karşı çıkılıyor.
"Batı ile entegrasyon için yürütülen politikalar, ülkemizi altından kalkılması her geçen gün daha da zorlaşan tehlikelere sürüklemektedir. Avrupa Birliği'nden gelen birçok olumsuz işarete rağmen, AB'ye uyum adı altında çıkarılan yasalar, sosyal açıdan ve siyasi olarak ülkemizi geri dönülmesi zor çıkmazlara götürmektedir. Doğu Akdeniz'de hidrokarbon arama faaliyetlerinde iktidarın yaptığı doğru işler vardır. Bu bölgede elimizi güçlendirecek en önemli çıkış, bölge ülkeleriyle sorunların bir an önce ortadan kaldırılması olacaktır. Kıbrıs hem bölgemizin hem de ülkemizin güvenlik sigortasıdır. Kazanılan haklarımızın korunması için ne gerekiyorsa yapılmalıdır."
AB üyeliğinin, "Türkiye'nin bağımsızlığından vazgeçmesi ve ırkçı emperyalizmin plân ve hedeflerinin gerçekleşmesi için adım adım parçalanıp yok olmaya götürülmesi" anlamına geldiği belirtilerek AB üyeliği yerine eşit koşullarda karşılıklı ikili ilişkiler içinde olmanın daha doğru olduğu savunuluyor.
Saadet Partisi'nin idealist dış politika yaklaşımında, tarihe referanslar da verilerek Türkiye, ırkçı emperyalizm olarak tanımlanan projeye karşı direnişin kalesi olarak görülüyor.
"Yeryüzünün her tarafında, Filistin'deki uygulamalarda görüldüğü gibi, insanları şiddet kullanarak esir ve köle yapmak isteyen ırkçı emperyalizmin bu gayelerini, tarih boyunca, Selçuklular ve Osmanlılar önlemişti. Bu gerçekleri çok iyi bilen ırkçı emperyalizm, bugün dünya planlarını uygularken, asıl hedefleri olan Türkiye'yi 'İşsiz ve aç bırakmak, borca esir etmek ve inancından uzaklaştırmakla birlikte yumuşak lokma' hâline getirmeye çalışmaktadırlar"
NATO'nun da İslam ülkelerine karşı düşmanca bir tavır takındığı iddia edilerek politikalarını ve yapısını gözden geçirmesi gerektiği ifade ediliyor. Türkiye'nin ise BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olması gerektiği belirtiliyor.
Yukarıda da özetlendiği üzere Saadet Partisi'nin idealist dış politika anlayışını parti programında yer alan şu ifadeler net bir şekilde özetliyor:
"Materyalist bakış açısı insanlığının en önemli sorunudur. Bu sorun insanlık için en önemli tehditler in başında gelmektedir. Bu sorun ahlaki ve manevi değerlerin yeniden ihyası ile aşılabilir. Saadet Partisi Millî Görüş anlayışı ile başta milletimiz olmak üzere bütün insanlığı saadete götürecek olan hakka ve adalete dayalı 'Yeni Bir Dünya' kurma görevini tarihî bir sorumluluk olarak yüklenmiştir"
Genel olarak bakıldığında, Saadet Partisi'nin dış politika yaklaşımının Millî Görüş geleneğinin bir devamı olduğu, Neo-Osmanlıcılık olarak tanımlanan Türkiye'nin tarihî ve dini bağlarını kullanarak Orta Doğu ve İslam ülkeleri arasında bir öncü olması gerektiği ve dış politikanın dini ve tarihi referanslar üzerine "idealist" bir yaklaşımla inşa edilmesi gerektiği savunuluyor. Bu anlamda, AK Parti'nin Ahmet Davutoğlu döneminde uyguladığı ancak büyük bir başarısızlıkla biten Neo-Osmanlıcı dış politika anlayışının Saadet Partisi tarafından önemli ölçüde savunulduğunu söylemek mümkün.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Altılı Masa'nın üç üyesi CHP, DEVA Partisi ve Saadet Partisi programlarında dış politikayı nasıl ele alıyor?
15 Ara 2022

YAZARLAR

Abdullah Esin
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?
08 Tem 2026




