

Can Çocuk tarihine yakın bir bakış Can Yayınları’nın 1981 yılında yazar Erdal Öz tarafından kurulmasıyla Can Çocuk ’un kendi serüveni için de tohumlar atılmış oldu. Türkiye edebiyatının önde gelen yazarlarının özgün yapıtlarını bünyesinde dâhil eden Can Yayınları, yazarları çocuklar için de yazmaya davet ederek çocuk edebiyatının Türkiye’de büyük bir hızla çağdaşlaşmasını ve hareket kazanmasını sağladı. Uzun yıllar yetişkin ve çocuk yayınlarının bir arada olduğu bir adres olarak devam eden Can Yayınları, 2003 yılında çocuk kitaplarını Can Çocuk olarak ayrı bir yayınevi çatısı altında topladı. Yayınevinin bastığı ilk otuz çocuk kitabı arasında; Pal Sokağı Çocukları , Küçük Kara Balık , Charlie'nin Çikolata Fabrikası , Pippi Uzunçorap , Beyaz Yele , Şişkolarla Sıskalar , Uçan Sınıf gibi , bugün birer klasik olarak kabul edilen ve nesiller boyu severek okunan kitaplar yer alıyor. Otuz kitapla başlayan bu serüven, bugün yerli ve yabancı altı yüzü aşkın kitap kazandırarak yoluna devam ediyor. Neler var? Dünya çocuk edebiyatının önemli yapıtlarını Türkçe’ye kazandıran ve Türkiye’de çocuk edebiyatının gelişimine öncülük eden Can Çocuk , bugün her yaştan çocuklar için Birlikte Okuyalım, İlk Okuma Kitapları, Çağdaş Türk ve Dünya Edebiyatı, Klasik Türk ve Dünya Edebiyatı, Destanlar ve Masallar, Heyecanlı Kitaplar, Meraklı Kitaplar ve Biyografi olmak üzere sekiz ayrı başlıkta kitaplar yayımlıyor. Editörün önerisi: Can Çocuk’un en iyi kitapları arasında; Kardan Kız Kardeşim , Marsık ve Ben , Muhteşem Oz Büyücüsü ve Tepetaklak kitaplarına göz atmanızı öneririz.
Daha fazlasını öğren →
"Bazen kaybolmuş gibi hissediyorum kendimi," dedi çocuk. "Ben de," dedi köstebek, "ama biz seni seviyoruz, sevgi insana yuvasını buldurur."
— Charlie Mackesy
Bugün iki itirafım var. Önce daha az şaşırtıcı gelenle başlayacağım: Charlie Mackesy'nin Türkçeye Tankut Baler tarafından çevrilen ve hem Barnes and Noble Yılın Kitabı Ödülü'nü hem de Waterstones Yılın Kitabı Ödülü'nü kazanan Çocuk, Köstebek, Tilki ve At'ını yeni okudum. İkinci itirafımla devam edeyim: kitabı Küçük Prens'ten daha çok beğenmiş olabilirim.
Bir şeyleri sevmek, övmek veya yermek için illa başka bir kitapla karşılaştırmaya inanmıyorum. Hatta ikilikleri yeniden ürettiğini ve hepimizi uzun vadede yorduğunu düşünüyorum. O hâlde yazıya neden bir karşılaştırmayla başladım, hemen açıklayayım: Küçük Prens, çoğumuzun hayatında sahip olduğu yeri gibi, benim için de farklı bir konumda değil. Bunu dijital dünyaya 2016'dan beri aynı alıntıyı WhatsApp profilimde tutarak yansıtıyorum. Antoine de Saint-Exupéry, çocukluğumdan beri tecrübe ettiğim yaygın anksiyete bozukluğuma hep şu cümlesiyle iyi geliyor:
Bahar olmak, kışın riskini kabul etmek demektir. Var olmak, var olmama riskini kabul etmektir.
Dolayısıyla "Eğer bir kitap için bu cümleyi kuruyorsam o kitabı hakikaten çok sevmişimdir," demeye çalışıyorum. Niye mi? Lafı ağzımdan çıkarayım mı artık?

🦊 Gümüşlük, Temmuz 2022
Çocuk, Köstebek, Tilki ve At—gel de kur gönlüme taht
Bazen kendimi kaybolmuş gibi hissediyorum. Özellikle patriyarka gerçekliğinin ortasında bütün baş kahramanlara erillik atfedilmişken. Belki de bu yüzden bu kadar iyi geldi Mackesy'nin sözleri.
Cinsiyetleri unuttum. Atananları, tanımlananları. Sadece aklımdakiler ve büyürken kucağıma küpe olsun istediklerim vardı sayfaları çevirdikçe önümde. O köstebekle tanışırken önce çocukla tanıştım; sonra hayatıma tilki ve at da girdi benim de. Çocuğun saçları kısacık. Erkek mi, bilmem? Kısa saça atfedilenlerden bıktım. Eminim, köstebek de bıkmıştır.
Yani çocuk ben de o olabilirim istersem. "Çocuk," diye bahsediyoruz nasılsa sadece. Ben de bir zamanlar çocuktum sonuçta. Ya da vazgeçtim—belki de tilki benim. Onu anladığımı hissediyorum.
Köstebek, tilki ve atla tanışmak
Çocuğun sorduğu "Başarı ne sence?" sorusuna köstebeğin verdiği "sevmek," cevabını her yerde duymak istiyorum. John Lennon'ın "Büyüyünce ne olacaksın?" sorusuna verdiği "Mutlu," cevabının kulağa küpe edilmesinden sıkıldım—mis gibi köstebek varken kadın düşmanlarını dinlemek istemiyorum.
"Keşke," diyorum aynı zamanda, keşke biri bana büyürken sevginin cinsiyetlendirilmiş anlatıları yerine köstebeğin dediklerinin altını çizseydi:
İyilik görmek için bekliyoruz çoğu zaman... oysa kendine iyi davranmaya hemen başlayabilirsin.
"Keşke," diyorum durmadan, at bana hatırlatsaydı:
Düştün—ama yakaladım seni.

📖 Çocuk, Köstebek, Tilki ve At
Bir "Keşke," daha düşüyor aklımdan—düştüğümde kendi tilkim olsaydım da kurtarsaydım kendimi derin sulardan. Ve yine bir "Keşke," patlatıyorum—şimdilik son defa—bir at fısıldasaydı bana şöyle:
Kara bulutlar geldiğinde yoluna devam et. Büyük şeyleri kontrol edemediğini hissettiğinde burnunun dibindeki sevdiğin şeylere odaklan. Bu fırtına da geçer.
Çünkü o zaman belki uçabildiğimi diğer atlar kıskanıyor diye saklamazdım. O zaman belki karanlık çöktüğünde ilk önce kendime, sonra arkadaşlarıma sarılırdım. Devam ederdim yola, beklerdim fırtınanın geçmesini ama oturup karanlığa dalmazdım.
Bazen yalnızca nefretten söz edilir ama bu dünyada hayal edemeyeceğin kadar çok sevgi var.
Mackesy'nin hayali bu kitabı yazmakmış. Benimki de bu yolculuğa onlarla birlikte çıkıp yine onlarla bütün yolu gidebilmek oldu. Ne güzel, iyi ki.
📖 Editörün notu: Önerisiyle kitabı okuma listemde en üste taşıyan Yasmin Güleç'e ve karanlık geçerken sarıldığım sevdiklerime benim köstebeğim, tilki ve atım oldukları için teşekkürlerimle.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta Çocuk, Köstebek, Tilki ve At kitabını yakından okuyoruz; Piccolo'nun podcast programında Tuğçe Özdeniz'i ağırlıyoruz ve Çağrı Odabaşı'nın evrenini ziyaret ediyoruz.
10 Tem 2022

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Piccolo
Aktivist okur-yazar dergi. Her pazar 12.00'de.
İLGİLİ OKUMALAR



