COP26 Sonrası Türkiye Kömürden Çıkmakta Niyetsiz

İlk olarak COP26’nın sonucunu kısaca bir özetleyelim.
BM İklim Zirvesi kararlarında kömürden çıkış bahsinin son dakikada; “kömür kullanımının “kademeli “ azaltılması” olarak ve fosil yakıtlara teşviklerin sonlandırılmasının; fosil yakıtlara “verimsiz” teşviklerin sonlandırılması olarak değiştirildi.
Bu değişimlerin arkasında çok açık bir şekilde neredeyse tüm ülkelerde daha fazla temsilci ile zirveye katılan ve son kullanma tarihini uzatmaya çalışan fosil yakıt lobisi var. Buna ek olarak Çin ve Hindistan’ın kısa dönemli ekonomik bakış açısı da bu değişimi kolaylaştırdı.
Bununla beraber zirve esnasında, 40’tan fazla ülke ve yaklaşık 150 kuruluştan oluşan bir koalisyon, 2030 yılından itibaren kömürü aşamalı olarak bırakma ve “artık kömürle çalışan yeni elektrik santrallerinin kurulmasını desteklememe” taahhüdünde de bulundu.
Bu verilerden yola çıkarak, iklim konusunda politik olarak iklim aktivistleri için sıkıntılı ama finansal olarak kömür için sıkıltılı bir döneme girdiğimizi söyleyebiliriz.

Yükselen yakıt fiyatları ve finansal desteklerin kesilmesi ile enerjimizin geleceğinde kömürün yeri olmadığını bir kez daha gösteriyor. Bu belki istediğimizden daha uzun sürebilir, ama 350.org Küresel Kampanyalar Koordinatörü Mahir Ilgaz’ın da dediği gibi tüm dünyada kömür, başta kömür karşıtı hareketlerin mücadelesiyle zaten yok olma yoluna girdi ve zirve de bunu tasdik etmiş oldu.
Peki tüm COP26 süreci boyunca sessiz kalan Türkiye bu yeni dönemde nasıl politikalar geliştirecek?
Bize belki TBMM Küresel İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu’nun, dört aylık çalışmanın ardından hazırladığı 729 sayfalık rapor yol gösterebilir.
Raporda Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün, iklim değişikliğinin gelecekte Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini ortaya koyabilmek amacıyla 2016-2099 dönemi için geliştirdiği küresel iklim projeksiyonları öne çıkıyor.
Buna göre, Türkiye genelinde ortalama sıcaklık 2021-2099 döneminde yıllık 1 ila 6 derece artacak. Yağışlar azalsa bile sel riski artacak, kuraklık risk seviyemiz giderek artacak. Bu durum gıda güvenliğinin riske girmesine ve ekosistemlerin bozulmasına yol açabilecek.
Yani haberler çok da iyi değil. Raporda, iklim değişikliğine karşı yasal ve kurumsal düzenleme gerektiren konular ise 96 ana başlık altında toplandı.
Açıkçası bunlar yaklaşık 20 yıldır konuşulan ama üzerinde hiç bir adım atılmayan, su kullanımını azaltmaya yönelik damla sulama, biyolojik çeşitliliği korumaya yönelik kanun tasarılarını içermekte. Sorunlar da dahil olmak üzere rapor yapılacaklar konusunda az da olsa yeni başlıklara sahip.

Konya – Ilgın’da tarım arazilerinin ortasında kömür ocağı ve kömür toplama alanı Foto: 350 Türkiye
Bu başlıklardan bir tanesi ise İklim Değişikliği Kanunu. Rapor, iklim değişikliğiyle mücadelede sera gazı emisyonlarının azaltılması ve iklim değişikliğine uyum için gerekli hukuki ve kurumsal çerçevenin oluşturulması, teknik ve finansal mekanizmalara ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacıyla kanuni düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu, bu kapsamda “iklim değişikliği kanunu” çıkarılması gerektiğini vurguluyor.
Raporda, iklim değişikliğine yönelik atılan adımların kimseyi geride bırakmadan ve adil yönetilmesi için “ulusal adil geçiş mekanizması” kurulması teklifine yer verildi. İklim değişikliğinin etkilerine karşı 2050’ye kadar ‘iklim dirençli toplum olma’ hedefi koyulması önerildi.
Bunun için ısınmadan ulaşıma, çim yerine çalı kullanımından yağmur suyu depolomaya yönelik öneriler de raporun bir parçası.
Açıkçası ulusal adil geçiş mekanizması kelimelerini duymak çok güzel, ama bunun bir komisyon raporu ve projesi olduğunu ve daha meclise sunulmadığını da unutmayalım.
Türkiye daha önce de su, müsilaj, TARBİL gibi konularda eylem projelerinin yapıldığı ama projelerin eyleme geçemediği bir dönemde geçiyor. Çünkü bu projelerin detayları ilk önce hükümet tarafından benimsenmemekte.
Adil Geçiş ve iklim dirençli toplum güzel isim tamlamaları olsa da, AKP hükümetinin şu an yaptığı açıklamalar, Türkiye’de iklim krizinin en büyük sebebi olan kömür ve kömürden çıkış konusunda zor ikna olacağını gösteriyor.
Kömür konusunda ilk açıklama Türkiye’nin özellikle kömürden elektrik üretim politikalarının uygulayıcısı Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ)’dan geldi.
Düzenlenen bir söyleşide Medyascope’un sorusu üzerine, EÜAŞ Genel Müdürü Dr. İzzet Alagöz’e göre, Türkiye kömürden “o kadar da” çıkmıyor, hatta ikisi ihale aşamasında, beş kömürlü termik santral de yolda gözüküyor.
Alagöz’e göre Türkiye’nin planları yeni kömürlü santral kurmak üzerine. Yerli kömür kaynaklarımızın yüzde 10’unu dahi kullanmadığımızı belirten Alagöz, yerin altında 60 yıl yetecek kömürümüz olduğunu ve bu kömürü yerin altında bırakma niyetleri de olmadığını belirtti.

Bu açıklamadan bir kaç gün sonra ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, karbon yakalama teknolojisinin gelişmesi durumunda Türkiye’nin kömürden çıkmayacağını söyledi.
Dönmez, karbon yakalama teknolojisinin gelişmesi durumunda kömürün Türkiye enerji portföyünden çıkarılmayacağını kaydetti; “Yakıtın kendisinde kaliteyi artırıcı ve karbon azaltıcı teknolojik gelişmeler süreci şekillendirecek ama teknolojiler bugünkü haliyle kalırsa, net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda 2053’ten sonra kömürden elektrik üretim imkanı kalmaz” dedi.
Bu iki açıklama bürokrasinin kömüre yönelik duruşunu açıkça göstermekte. Sadece bu açıklamalar ile değil, COP26 toplantısı öncesinde de belirli adımlar bu konuda atılmıştı.

Milas’taki YK Enerji A.Ş, IC İÇTAŞ Enerji – LİMAK Enerji ortaklığı ile işletilen, Yeniköy ve Kemerköy termik santralları için kömür sağlayan ve Akbelen Ormanı ile bölgedeki köyleri tehlikeye sokan alanlar tek saha haline getirildi ve 2041 yılına kadar işletilmesine izin verildi.
Eğer ulusal bir adil geçiş mekanizmasından bahsedeceksek, yerel halkın tarım ve yaşam alanlarını yok eden bir teknoloji savunmak mümkün olamaz.
Yerli ve milli olarak atfedilse de, ciddi oranlarda dışarıdan da ithal edilen kömür ile ayrılığımız uzun ve acılı olacakmış gibi. Çünkü özellikle şu anki ekonomik koşullarda Türkiye kömürden çıkışı ne kadar geciktirirse o kadar büyük fırsatlar kaçırıyor.
Bunu sebeplerini gelecek hafta Türkiye’nin nasıl adil ve ekonomik bir şekilde kömürden çıkabileceğini ele alan çalışmalar ile inceleyeceğiz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Küresel politikada kömürden çıkış yerini alsa da Türkiye'den gelen mesajlar kuşkulu
28 Kas 2021

YAZARLAR

Görkem Gömeç
Boğaziçi Üniversitesi ve SUNY Binghamton'da Küresel ve Uluslararası İlişkiler lisansından sonra, İsveç'te Uppsala Üniversitesi'nde Sürdürülebilir Kalkınma üzerine yüksek lisans yaptı. 7 yıllık içerik üretme deneyimini Çevreci Geek ve Yeşil Öneriler ile sürdürüyor.

Çevreci Geek
İklim haberleri üzerine yorumlar.
İLGİLİ OKUMALAR



